<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457</id><updated>2012-02-13T22:19:10.581+02:00</updated><category term='zaman'/><category term='süt banyosu'/><category term='filan'/><category term='kulübe'/><category term='basted'/><category term='pearl jam'/><category term='tuvalet'/><category term='mim'/><category term='mallık abidesi'/><category term='pansiyon'/><category term='arzu'/><category term='yeni yıl'/><category term='gizem'/><category term='olimpiyatlar'/><category term='metehan mert çakır'/><category term='ip'/><category term='hayat'/><category term='yeraltı'/><category term='paralele evrenler'/><category term='buda'/><category term='evren'/><category term='gölge e-dergi'/><category term='sol teli'/><category term='level dergisi'/><category term='kayıkçı'/><category term='dünyalı'/><category term='su'/><category term='kraliçe'/><category term='nehir'/><category term='hayvansever'/><category term='Yak'/><category term='30 daha ne olsun bea'/><category term='ruhu bi de gerzek insanlar'/><category term='raydo'/><category term='bok böceği.'/><category term='ödül'/><category term='lost'/><category term='ibadullah'/><category term='kozmik çöplük'/><category term='ağacın'/><category term='frp'/><category term='rock fm'/><category term='bozkır'/><category term='otobüs'/><category term='hayaller'/><category term='ağaç'/><category term='ufo'/><category term='tersninja'/><category term='melehat'/><category term='sigara'/><category term='hazerfan'/><category term='tayland'/><category term='yemek'/><category term='yasak'/><category term='ozanın şarkısı'/><category term='öykü'/><category term='paten'/><category term='kitaplar'/><category term='hürrem'/><category term='L.A'/><category term='cevaplar'/><category term='sadu'/><category term='boşalan sokaklar'/><category term='rüya'/><category term='faruk'/><category term='orta yaşlı iri memeli teyze'/><category term='alkışlar'/><category term='bira'/><category term='nadaje'/><category term='yeraltı edebiyatı'/><category term='uzun boyunlu kadınlar'/><category term='vazonun parçaları'/><category term='patlama'/><category term='boru'/><category term='idiot 5li'/><category term='arayış'/><category term='sandal'/><category term='fantastik roman'/><category term='yolculuk'/><category term='rahip'/><category term='japon buda'/><category term='pa dong'/><category term='ermando'/><category term='chuck palahniuk'/><category term='gerilla'/><category term='deli'/><category term='falan'/><category term='smith wesson'/><category term='diziler'/><category term='kayalıklar'/><category term='böcük'/><category term='yaşlı'/><category term='göktuğ canbaba'/><category term='fantastik edebiyat'/><category term='hayatım kitap'/><category term='ko tao'/><category term='dünya'/><category term='uzaylı'/><category term='israfil'/><category term='şehir ışıkları'/><category term='tılsım-ı kudret'/><category term='kafalar'/><category term='internet'/><category term='zen'/><category term='iş'/><category term='japon balığı'/><category term='rockstari göktuğ canbaba'/><category term='hafize teyze'/><category term='orman'/><category term='gandi'/><category term='halime teyze'/><category term='havuz'/><category term='aşk'/><category term='voi'/><category term='hayal'/><category term='kitap'/><category term='nuriye teyze'/><category term='ölüm pornosu'/><category term='skerler böyle işi'/><category term='hürriyet'/><category term='hilmi'/><category term='fantastik türk edebiyatı'/><category term='cnnturk'/><category term='yumuşak makine'/><category term='cenk'/><category term='Nepal'/><category term='hediye çeki'/><category term='pis yayınevi sahibi'/><category term='chuck pallahniuk'/><category term='kambur ibrahim'/><category term='maratoncu'/><category term='ilerle'/><category term='kütüphane'/><category term='karınca'/><category term='roman'/><category term='sır'/><category term='kaybedenler kulübü'/><category term='börtü'/><category term='buganvari expresi'/><category term='ateşböceği'/><category term='noelbaba'/><category term='şakacı adam'/><category term='brautigan'/><category term='vazo'/><category term='william burroughs'/><category term='ağustos'/><title type='text'>aydedeye havlayan</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>73</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-1545276005480933960</id><published>2012-02-07T15:06:00.004+02:00</published><updated>2012-02-07T15:13:55.205+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fantastik edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='buda'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göktuğ canbaba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gölge e-dergi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeraltı edebiyatı'/><title type='text'>gölge dergide çıkan öyküm "Blue Yak'ta Akşam Yemeği"</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-6PhGlPuUtIk/TzEiwr1NC4I/AAAAAAAAAhU/qiBHGuyQmJ0/s1600/c_15a.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 239px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-6PhGlPuUtIk/TzEiwr1NC4I/AAAAAAAAAhU/qiBHGuyQmJ0/s320/c_15a.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5706380422650071938" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://issuu.com/golgedergi/docs/golge_e-dergi_subat_2012_sayi_53"&gt;gölge dergi &lt;/a&gt; ye buradan da ulaşabilirsiniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blue Yak’ta Akşam Yemeği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şık Nepal restoranı Blue Yak’tayım. Burası Nepal’in geneline yayılmış köhne yerlerden biraz daha farklı. Buraya Yak yününden köşeyi dönenler, tehlikeli ara sokak uyuşturucu satıcılarını çalıştıranlar, turistleri kerizleyen ve sıkı fahişelerle yatan tur acentesi sahipleri ve ne bok yaptığını bilmediğim şişko adamlar geliyor!   Peki burada benim ne işim var? Zengin olmadığım ayağımda çürümeye yüz tutmuş konverslerden belli. Sırt çantasını yüklenip yollara düşen ve iki haftada bir banyo yapabilen biri gibi görünüyorum ve görüntüm kesinlikle doğruyu söylüyor.  Ne bir birikimim var ne de altmışını geçmiş yaşlı bir kadınla yatıyorum.  Uyuşturucu satmıyorum ama ara ara düşünüyorum bu işi yapmayı. O an Blue Yak adlı restorandayım ve orada olmam kesinlikle şansımın bana bir armağanı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blue Yak’ın geniş kırmızı salonunda dans eden çiftler var. Uzun şampanya bardakları masalarında birbirleriyle sohbet ediyor onlar dans ederken ve o şampanyaları sadece birbirleriyle sohbet etmek için aldıkları belli; tek bir yudum bile alınmamış içkilerden! Ben ılık Nepal birası içiyorum. Sanırım beşinci biram. Tam emin değilim. Tavandan sarkan büyük avize yüzümü aydınlatıyor ve gerçekten mutlu hissediyorum kendimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yak restoranına geliş hikâyem Nepal’de yaşadığım diğer şeylere oranla pek de ilginç gelmiyor düşününe. Eco2000 adlı pansiyonun bana verilen odasında, yastığın rahmine sıkıştırılmış ve tarafımdan erken doğuma maruz bırakılan 5000 Rupi sağlıyor bunu. 100 lira falan bi şey yapıyor. O kadarcık mı demeyin, 5000 Rupiye haftalarca kalabileceğiniz yerler var burada. Çok az param olduğundan ve insanlar sürekli Yak restoranının harika yemeklerinden bahsettiğinden parayı bulduğum gibi soluğu burada alıyorum. Oturduğum yerin penceresinden dışarı baktığımda Everest’in zirvelerinde bana göz kırpan kar kümelerini görebiliyorum. Çonnolugma Sagramata deyip ılık biramdan sağlam bir yudum alıyorum. İçmeyi iyi bilirsen manzara olduğundan daha iyi görünebiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ilık biramdan bir yudum alıyorum, düşündüğüm pek bir şey yok. Beni terk eden sevgilim çok uzakta ve ne halt ettiğini önemsemiyorum bile.  Annem ve babam en son Tokyo’da çalışmaya başlamışlardı ve seslerini duyalı haftalar geçti. Küçük bir kardeşim olmadığı için şanslı hissediyorum kendimi. O sırada garson geliyor. Nepali adam beyaz kıyafetinin içinde sıkıntıdan ölmek üzere olduğunu söylüyor gözleriyle. “Ona bir tabanca versem,” diyorum kendi kendime, “Şüphesiz ki ne kadar piç kurusu varsa hepsini öldürür. Tercih yapar mıydım?” diye düşünüyorum o an. Evet, kesinlikle koca kıçıyla masaları devirerek dans eden kırmızılı kadın ölmeli ilk! Göz ucuyla koca kalçalı kadına bakıyorum tekrar ve verdiğim kararla gururlanıyorum. Silah var gücüyle patlıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İstediğiniz gülümseyen buda,” diyor ve gerçekten de önüme bir buda kafası koyuyor. Et, sebze ve bir sürü ıvır zıvırdan yapılmış pahalı yiyecek öylece sırıtıyor masamın üzerinde. Teşekkür ediyorum ve garson hemen çekip gidiyor. Sanki mutfağın kapısından başka bir diyara geçiyor ve buradaki sıkıcı yaşamını geride bırakıyor. Mutfağın kapısı koca kalçalı kadının üzerinden yükselen barut kokusuyla gizlenirken ben silahı belime sokuyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buda gülümsüyor her zamanki gibi. Onu yiyeceğimi biliyor ama yine de gülebiliyor neşeyle. “İşte buda olmak böyle bir şey!” diyorum kendi kendime. Öylece bakıyor bana. Dolgun dudaklı kel bir Hotei kafası önümde duran ve belki de bu deli restoran yüzünden budayı afiyetle yemeye başlıyorum. Bir yemek insana ancak bu kadar zevk verebilir!   İlk önce dudaklarının tadına bakıyorum, sonra alnı gidiyor buda’nın. Biraz ara verip bi sigara yakıyorum. Tamamen keyif sigarası... Garson tekrar geliyor. “Burada sarma sigara içmek yasak,” diyor gözlerimin içine bakarak. Gözleri hiç de öyle demiyor fark ediyorum. “ İç,” diyor. “3o tane iç istersen, hiçbiriniz umurumda değilsiniz. Tek istediğim sizin gibi zengin ve kendini beğenmiş turistlerden kurtulmak. Elimde olsa boynunu ince bir dal parçasın gibi kırardım.”  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eline 100 rupi sıkıştırıyorum. Önce şaşırıyor sonra gayet mutlu bir şekilde gülümseyip uzaklaşıyor.  Biramdan esaslı bir yudum alıp derin bir nefes çekiyorum sigaradan.  Buda, tabağımda kanlar içinde uzanıyor, midemdeki yarısı ise delicesine kahkaha atmaya başlıyor. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;O sırada sahnedeki kadınlar zengin adamlarıyla dans ediyorlar. Hiçbiri dans etmeyi bilmiyor. Gerçekten bildikleri bir şey yok. Şöyle bir etrafa bakıyorum. Arka masada kel kafalı şişko bir adam on altısına henüz basmış olduğunu düşündüğüm bir kızı neredeyse midesine indirmek üzere! Mide bulandırıcı ama bir şey söylersem ertesi gün akşam yemeğinde “hindi” eti çıkacağını biliyorum. Turistlerin aptal olanları hâlâ turkey-hindi esprisi yapıyor inanın. Yan masada gayet salak görünen iki İsveçli çift var. Sırıtarak izliyorlar olanları. Kendilerini o kadar beğenmiş görünüyorlar ki dördünün de beynini uçurmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batılı turistler 3. dünya ülkelerini başları havada dolanırlar, onlar büyük kumarbazlar ve büyük patronlardır. Her şeyi harika yaparlar ve kiminle tanışırlarsa tanışsınlar onlardan daha görgülü kimse yoktur! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerimi onlara dikmişken sarı kafalı İsveçli piç kurusunun bana baktığını fark ediyorum. Sigaramdan derin bir nefes çekip dikiyorum bakışlarımı adamın gözlerine. Sonunda vazgeçiyor bakmaktan.  “Ne olacaktı ki?” diyorum kendimi beğenmişçe. Bir İsveçliden insana ne gibi bir zarar gelebilir ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabağımda bana bakan yarım buda kafasına yoğunlaşıyorum. O sıra yarısı yenmiş ağzıyla bir şeyler gevelemeye başlıyor ama çıkaramıyorum ne demek istediğini.  “Konuş Hotei,” diyorum. “Anlat derdini.”  Buda, tabağımda kızaran bir balık gibi sekiyor ve garip sesler çıkarıyor. Hemen garsonu çağırıyorum. Aynı garson geliyor yine, galiba adam sadece benim masama bakıyor, sadece benim masama anladınız mı? Tanrım kendimi sonradan görme bir kral gibi hissediyorum! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hotei konuştu,” diyorum adama gayet salakça. Anlamıyor dediklerimi. Ben anlatmaya çalışıyorum, kafam o kadar iyi ki ağzımdan tükürükler saçarak bu mucizevî anı kişisel bir gösteriye dönüştürüyorum.  Ellerim havada sarhoş  bir şekilde dans ederken birden adamın kafasını tutuyorlar ve o kel kafayı yarısı yenmiş budaya sokmaya çalışıyorlar. “Hotei konuştu,” diyorum yeniden. Fakat adam beni anlamaktan gayet uzak… O sıra adamın gözlerine tekrar baktığımda o kara gözlerin bana hiç de sıcak bakmadığını fark ediyorum.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sırada garson belki de hayatında sevdiği tek şey olan 45 kalibrelik Smith &amp; Wesson’ı  çıkarıp namlusunu tam alnımın çatısına dayıyor.  Bu kimsenin umurunda değil gibi. Binlerce rupiyle aynı mezara gireceğim diye düşünüyorum. Bir garson tarafından öldürüleceğim ve turistler bunu hiç umursamayacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabanca gürültüyle patlıyor ve her şey karanlığa gömülüyor. Bilirsiniz eğer bir karede tabanca görünüyorsa belli bir süre sonra kesinlikle patlamak zorundadır. Kafatası parçaları havaya uçuşuyor ve az gelişmiş turist beynim insanların içkilerine meze olmak istercesine tabaklara dağılıyor. Beynimin bir garsona ihtiyacı olmadan masalara dağılması belki gurur verici ama etraf kararırken duyduğum yarısı yenmiş buda’nın aşağılama dolu kahkahası kendimi kötü hissettiriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi sabah Eco2000’in küf kokulu yatağında başım hayli ağrıyarak uyanıyorum. Hemen aynaya koşuyorum sol gözüm oluşan çapaklardan kapalı halde. Kafamın ortasında bir delik yok. Elimi cüzdanıma atıyorum 5000 Rupi de yerinde yok. Tabaklara dağılan beynim yüzünden belki de hiçbir şey hatırlamamam. Ama en azından hayattayım diye düşünüyorum. Hemen sonra “Gerizekalı,” diyorum kendi kendime. “Gülen Buda’yı mideye indirdin. Ne olmasını bekliyordun ki!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf ve öykü Göktuğ Canbaba&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-1545276005480933960?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/1545276005480933960/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=1545276005480933960&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/1545276005480933960'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/1545276005480933960'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2012/02/golge-dergide-ckan-oykum-blue-yakta.html' title='gölge dergide çıkan öyküm &quot;Blue Yak&apos;ta Akşam Yemeği&quot;'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-6PhGlPuUtIk/TzEiwr1NC4I/AAAAAAAAAhU/qiBHGuyQmJ0/s72-c/c_15a.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-7046571858499870995</id><published>2012-01-29T15:26:00.005+02:00</published><updated>2012-01-29T15:33:05.485+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fantastik edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göktuğ canbaba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tersninja'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vazonun parçaları'/><title type='text'>Ters Ninja Pazar Öykülerinde "Vazonun Parçaları"  adlı öyküm</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-zT1ULpc1Qs4/TyVJ3fE4sNI/AAAAAAAAAhI/pkG0FPeG6zM/s1600/0c97dde8e4b21d551799170d8f29109b.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 222px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-zT1ULpc1Qs4/TyVJ3fE4sNI/AAAAAAAAAhI/pkG0FPeG6zM/s320/0c97dde8e4b21d551799170d8f29109b.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5703045720718225618" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.tersninja.com/ters-ninja-pazar-oykuleri-vazonun-parcalari-goktug-canbaba-yazdi#more-27800"&gt;Öykü için tıklayınız efenim &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öyküdeki fotoğraflar da bana aittir beyler bayanlar.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-7046571858499870995?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/7046571858499870995/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=7046571858499870995&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/7046571858499870995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/7046571858499870995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2012/01/ters-ninja-pazar-oykulerinde-vazonun.html' title='Ters Ninja Pazar Öykülerinde &quot;Vazonun Parçaları&quot;  adlı öyküm'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-zT1ULpc1Qs4/TyVJ3fE4sNI/AAAAAAAAAhI/pkG0FPeG6zM/s72-c/0c97dde8e4b21d551799170d8f29109b.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-773721836611410391</id><published>2012-01-05T17:23:00.007+02:00</published><updated>2012-01-06T18:18:30.089+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeni yıl'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ufo'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göktuğ canbaba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='noelbaba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayaller'/><title type='text'>sayfaların arasında dünyalar var eski yılda da öyleydi yeni yılda da öyle olacak</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-P1ujc7Wcm88/TwXI3b0Df6I/AAAAAAAAAgM/mcxHrRRpr1o/s1600/dodo1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 267px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-P1ujc7Wcm88/TwXI3b0Df6I/AAAAAAAAAgM/mcxHrRRpr1o/s400/dodo1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694178158564310946" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yılla birlikte okyanusun diğer tarafında uyanmadım bu çok net. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi okyanus lan senin yakınında bi okyanus yok ki diyebilirsiniz ve haklısınız ama ben yine de okyanusun diğer tarafında uyanmak istemiştim. olabilirdi ama olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sabah kumsalda falan yürürüm akşam da gün batımına karşı malibu safari tarzı siktriboktan tropikal ıvırzıvırlarla dolu içkileri içerim demiştim. cık .. o da olmadı.. gece gece dünden kalan cini içip baş ağrımızı dindirdik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yılbaşının ertesi günü budanın eteklerinden dökülen sularla bi güzel yıkanırım sonra da ver elini ayılma birası içmeye altın sahile  diye içimden geçirmiştim ama geçirdiğimle kaldım. ya da bana geçirdiğiyle.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sabah olunca, budanın etekleri yerine elde havlu mor fayanslı banyoya girebildim anca. başım hâlâ dönüyordu ama bi şekilde de kendimdeydim diyebilirim. evet öyleydim, yemin ederim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ufak bi ümit yeni yılda uzaylılar falan gelir ve artık şu meşhur ilk temas gerçekleşir falan diye geçirmiştim içimden. x-files'ı hep sevmişimdir. 2012 hesabı falan olur dedim  ama yok. gökyüzü yine aynıydı. sinirbozucu uçaklar ve bulutlardan ibaretti.. ha bi de güneş vardı ama o da pek bi korkaktı ilk saatlerde, sürekli bulutların arkasına saklanmacalar falan..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belki de gecenin bilmem kaçıncı saatinde herkes uykudayken kayıp ejderhalar ortaya çıkar, gökyüzü birden alevle yarılır ve bilinmeyen diyarlardan büyü üstadları falan akar diye hayal ettim ama bi bok olmadı. gelen üstad kebapçı yusuf üstadımızın motosikletli kuryesinden başka bir şey değildi. içimde bi umut kurye belki iki kilo kokain taşıyodur ve bunu da İstanbul'un paralel bir gerçekliğine yetiştirmeye çalışıyordur, yetiştiremezse bilmem ne oluyodur falan diye geçirirken Kuryenin ne altın ejderha yumurtaları ne de iki kilo kokain getirdiğini acıyla fark ettim.  adana dürüm ve ayrandı gelen. hiç fantastik değil bence de.. bilemedim belki de çok fantastik!?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sizin anlayacağınız yeni yıla trilyoner olarak girmedim peşimi bırakın.. ve herhangi bir fantastik olayla da karşılaşmadım. hem de hiç.. ne yazık.. işte bu yüzden yeni yıla yeni umutlarla ve yeni kitaplarla giriyorum. Dünyamızda bulamadığımız her şeyi bulabileceğimiz yegane yer olan sayfaların arasına dalıyorum. yine bilet almaya ve ejderhalı kokainli fantastik hayaller kurmaya devam. ümidimi asla kesmem. bu sene çok güzel bir sene olacak. buna eminim. kesinlikle eminim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geç de olsa herkese yeni yıllar, her şey dilediğiniz gibi olsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi... haa bi de unutmadan noelbaba gerçektir ve bacadan da girse gönüllerimizin fatihidir. kapıdan giren nice adamdan daha güzel bi kişiliktir. önemli olan girdiğin yer değildir yani. neyse.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;göktuğ canbaba&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-773721836611410391?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/773721836611410391/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=773721836611410391&amp;isPopup=true' title='22 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/773721836611410391'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/773721836611410391'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2012/01/sayfalarn-arasnda-dunyalar-var-eski.html' title='sayfaların arasında dünyalar var eski yılda da öyleydi yeni yılda da öyle olacak'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-P1ujc7Wcm88/TwXI3b0Df6I/AAAAAAAAAgM/mcxHrRRpr1o/s72-c/dodo1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>22</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-4202735172432905183</id><published>2011-12-22T14:22:00.007+02:00</published><updated>2011-12-22T15:06:30.711+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fantastik türk edebiyatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göktuğ canbaba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tılsım-ı kudret'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ozanın şarkısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fantastik roman'/><title type='text'>Romanlarım İdefix.com'da kısa bir süre %30 indirimde, kaçırmayınızzz</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-jIT6TFwqwTo/TvMq8WOy3nI/AAAAAAAAAe4/4EOXp0vOF7c/s1600/tilsim-i-kudret-kapak.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 222px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-jIT6TFwqwTo/TvMq8WOy3nI/AAAAAAAAAe4/4EOXp0vOF7c/s320/tilsim-i-kudret-kapak.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5688937970547220082" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-kqUcj02FJe8/TvMq2Nred_I/AAAAAAAAAes/UcqDAVhStDY/s1600/279050_2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 222px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-kqUcj02FJe8/TvMq2Nred_I/AAAAAAAAAes/UcqDAVhStDY/s320/279050_2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5688937865172383730" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ozanın Şarkısı ve Tılsım-ı Kudret İdefix.com'da %30 indirimde pek saygıdeğer beyefendiler ve çok tatlı hanımefendiler.. Duyuyorum ki hâlâ bazı bey ve hanımlar romanlarımı edinmemiş. O zaman idefix'in fırsatını kaçırmayın derim.. Bu iki kitabı almak yerine sevgilisinin evine bi şişe şarapla gitmek isteyen pek değerli arkadaşlara da kesinlikle sinirlenmem merak etmeyin..  Hatta onlara da güzel bi gece dilerim, öperim.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.idefix.com/kitap/ozanin-sarkisi-goktug-canbaba/tanim.asp?sid=AGECC2TUM5V6CUPBS10Z&amp;rid=2432385075&amp;tpl=tpl-12"&gt;İndirimli Ozanın Şarkısı &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.idefix.com/Kitap/tanim.asp?sid=HOEWZFTNRK3KHJ9KO4IS"&gt;İndirimli Tılsım-ı Kudret &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://turasan.com.tr/pg_46_seneler-okuzgozu-2009-satista.html"&gt;Tercihini Şaraptan yana kullanmak isteyenler &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-4202735172432905183?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/4202735172432905183/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=4202735172432905183&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/4202735172432905183'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/4202735172432905183'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/12/romanlarm-idefixcomda-ksa-bir-sure-30.html' title='Romanlarım İdefix.com&apos;da kısa bir süre %30 indirimde, kaçırmayınızzz'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-jIT6TFwqwTo/TvMq8WOy3nI/AAAAAAAAAe4/4EOXp0vOF7c/s72-c/tilsim-i-kudret-kapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-5267614442617986655</id><published>2011-11-25T19:32:00.026+02:00</published><updated>2011-11-30T00:05:39.306+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dünyalı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uzaylı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayvansever'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='skerler böyle işi'/><title type='text'>Kıtalar henüz birken bütündük de aramıza denizler, ağaçlar girince mi sizli bizli olduk peki hanımefendiler?</title><content type='html'>Milyonlarca yıldır şu dünyanın üzerinde sonsuz sayıda ayakizi bırakmamıza karşın insanoğlu olarak aslında bir adım bile atamadığımızın zaman zaman farkına varıyorsunuzdur elbet. Varamıyorsanız zaten diyecek bi şey yok. Ama benim anlamadığım şey şudur abiler: Pangea'dan bu yana nasıl oluyor da gerçekte hiç adım atmayı başaramadık?!! Eğer dünya insanları olarak yaşantımız gerçekten de bir iki uzaylı veledin sınav kağıdından ibaretse sikerler böyle sınavı ama! Tamam yeşil uzaylı çocuk sınıfta kaldın ve artık çırpınmayı bırak. Yok et hepimizi ve sen de kabul et dünyayı değiştiremeyeceğini! Biz buyuz işte! Eğer şişman yeşil uzaylı müdüre para falan yediriyorsan da sktir git lütfen. Dünya varolduğundan beri  toprakana sonsuz şekilde tecavüze uğradı biliyorsun. Artık yeter diyorum be yeşil oğlum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıtalar henüz birken bütündük de aramıza denizler, ağaçlar girince mi sizli bizli olduk peki hanımefendiler? Yüzlerce yılda bir, kimi topraklarda pek güzel adamlar doğar bilirsiniz ve hepsi de der ki "Ulan birsiniz işte yok birbirinizden bir farkınız." ama nedense kaç yıl geçerse geçsin üzerinden bu kafalar işte bunu bir türlü anlayamıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen düşünüyorum ağaçlarla konuştuğum, hayvanlarla beraber uyum içinde yaşadığım bir dünyayı. Ütopyalara inanırım çünkü gerçeği şekillendirmede birebirdirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbirimizin birbirimizden bir farkı yokmuş ve konuşmadan sessiz sessiz akıyormuşuz dünyanın kalbine. Konuşmanın ne kadar anlamsız olduğunu anlamışız ve yaşayan her şey bir diğerini hissetmeye başlamış çok ama çook derinden. Sonra televizyonu bi açıyorum ya da bi gazete alıyorum aman aman. yine ölümler cinayetler, tacizler falanlar filanlar. Ulan gerizekalı insanlık, aya adam göndermekle, marsın olmayan suyunu çıkarmakla, 500e basa otomobiller yapmakla ileri gitmiş olsaydık ne sana basan bir başka insan ne de arka sokakta açlıktan ölen komşun olurdu. Bana sakın son 50 yılda çok ilerledi şu insanoğlu demeyin ağzınızı burnunuzu dökerim aşağı yemin ediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Politikacıların ne bok olduğunu anladığınızda ve suratlarınızdaki o leş kokan çamur tabakasının ardındaki gerçek teninizi gördüğünüzde  ne köprülerde yürümeye ne dağa çıkmaya ne de birilerini kötülemeye ihtiyacınız olacak bence. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu da söylemeden geçmemek isterim ki, aşağıda gördüğünüz fotoğraflardaki insanlar aynı dünyadan değiller. Birileri bu dünyanın ölümcül sıvılı hıyarları ama diğerlerinin hangi dünyadan olduklarını kestiremiyorum. Biliyorum bazılarımız başka dünyalardan düştük buraya ve diğer kafası az çalışan ölümcül aptallarla yaşamak zorundayız ne yazık ki. Onlarla nefes almak ve yemek yemek zorundayız. Sevişmek ve işemekle yükümlüyüz biliyorum ama yine de diyorum ki: Dünyada 2 farklı insan türü var, bu çok net. Birisi insan; ölümcül, nefret dolu, sevgisiz ve yok etmeye aç. Diğerinin ne olduğuna henüz karar veremedim ama "bi şey" olduğunu biliyorum. Bi şey ki kokusu mide bulandırmıyor ve geçince arka sokaktan, insanın huzurla gülümseyesi geliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok konuştum hatta bazılarınız yazıyı okumaktan sıkılıp resimlere daldı. Hiç önemli değil abiler. Siz güzel olmaya bakın ve yüzünüzü her zaman temizleyin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-miKkQB67q9Q/Ts_UnDid7jI/AAAAAAAAAcw/HDP4RKAiQn0/s1600/colbert-2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 181px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-miKkQB67q9Q/Ts_UnDid7jI/AAAAAAAAAcw/HDP4RKAiQn0/s320/colbert-2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678991422567345714" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/--W90QoewGBY/Ts_Ug9T-obI/AAAAAAAAAck/t-532NPXF40/s1600/The-Wolf-Hunter--6749.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 221px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/--W90QoewGBY/Ts_Ug9T-obI/AAAAAAAAAck/t-532NPXF40/s320/The-Wolf-Hunter--6749.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678991317816746418" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-6HSiPpYlluc/Ts_TYuCWttI/AAAAAAAAAcY/uY6CMNiHKf0/s1600/Image02_AshesandSnow.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 198px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-6HSiPpYlluc/Ts_TYuCWttI/AAAAAAAAAcY/uY6CMNiHKf0/s320/Image02_AshesandSnow.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678990076765714130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-UGXOpWB5QHw/Ts_TS2ozDrI/AAAAAAAAAcM/WU6TcVPscmo/s1600/arcticwolf02.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 255px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-UGXOpWB5QHw/Ts_TS2ozDrI/AAAAAAAAAcM/WU6TcVPscmo/s320/arcticwolf02.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678989975995223730" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-b6_Tszac_y4/Ts_TLdMOIMI/AAAAAAAAAcA/479kh2pEVBg/s1600/ashes_snow_4.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 208px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-b6_Tszac_y4/Ts_TLdMOIMI/AAAAAAAAAcA/479kh2pEVBg/s320/ashes_snow_4.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678989848905392322" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-EC6YIhZ_i1M/Ts_TGqA84rI/AAAAAAAAAb0/bgJj4IDajsU/s1600/22aralik2010_bu_nasil_barinak.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 203px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-EC6YIhZ_i1M/Ts_TGqA84rI/AAAAAAAAAb0/bgJj4IDajsU/s320/22aralik2010_bu_nasil_barinak.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678989766448439986" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-bDlvUGa4JM0/Ts_S5gQXEwI/AAAAAAAAAbo/yTFpXpzLubA/s1600/%25C2%25ABAshes%2Band%2BSnow%25C2%25BB%2B%252815%2529.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 231px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-bDlvUGa4JM0/Ts_S5gQXEwI/AAAAAAAAAbo/yTFpXpzLubA/s320/%25C2%25ABAshes%2Band%2BSnow%25C2%25BB%2B%252815%2529.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678989540490416898" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-0z-jQus2LvM/Ts_SyIVirlI/AAAAAAAAAbc/jLmzVOL1xa4/s1600/Wolf-Hunter-300x400.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-0z-jQus2LvM/Ts_SyIVirlI/AAAAAAAAAbc/jLmzVOL1xa4/s320/Wolf-Hunter-300x400.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678989413810613842" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-8kltiIYavnY/Ts_SrpH430I/AAAAAAAAAbQ/Wi2QrD1o1SI/s1600/images.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 301px; height: 167px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-8kltiIYavnY/Ts_SrpH430I/AAAAAAAAAbQ/Wi2QrD1o1SI/s320/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678989302352633666" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-VYX0HJLGXrI/Ts_Smnfr3cI/AAAAAAAAAbE/wDSbva7ZkRw/s1600/Lion-Hunt.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-VYX0HJLGXrI/Ts_Smnfr3cI/AAAAAAAAAbE/wDSbva7ZkRw/s320/Lion-Hunt.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678989216016227778" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-PmsfJQ2rWYs/Ts_SglFNLnI/AAAAAAAAAa4/VQ8i578BKTY/s1600/%25C2%25ABAshes%2Band%2BSnow%25C2%25BB%2B%252849%2529.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 212px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-PmsfJQ2rWYs/Ts_SglFNLnI/AAAAAAAAAa4/VQ8i578BKTY/s320/%25C2%25ABAshes%2Band%2BSnow%25C2%25BB%2B%252849%2529.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678989112289078898" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-vw5QQtyr2BU/Ts_Sbh3aJqI/AAAAAAAAAas/UcnS-XlBW6k/s1600/arcticwolf01.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 253px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-vw5QQtyr2BU/Ts_Sbh3aJqI/AAAAAAAAAas/UcnS-XlBW6k/s320/arcticwolf01.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678989025526556322" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-TCXMEd7IBnk/Ts_SWMGqA3I/AAAAAAAAAag/nn_Mu6Db02Q/s1600/10142835_colbert-gregory-ashes-and-snow6.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 231px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-TCXMEd7IBnk/Ts_SWMGqA3I/AAAAAAAAAag/nn_Mu6Db02Q/s320/10142835_colbert-gregory-ashes-and-snow6.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678988933785584498" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-6cUX1DxlFxw/Ts_SRfDr1fI/AAAAAAAAAaU/b8UJ8KPz-A4/s1600/80_cm_boyunda_ve_5_kg.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 259px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-6cUX1DxlFxw/Ts_SRfDr1fI/AAAAAAAAAaU/b8UJ8KPz-A4/s320/80_cm_boyunda_ve_5_kg.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678988852974048754" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/---7aq0SQTqo/Ts_SK08uXJI/AAAAAAAAAaI/lRHLbdIRn2M/s1600/1232943094rk4H6ey.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 132px;" src="http://3.bp.blogspot.com/---7aq0SQTqo/Ts_SK08uXJI/AAAAAAAAAaI/lRHLbdIRn2M/s320/1232943094rk4H6ey.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678988738591349906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-0W_QzL6h1ig/Ts_SB1_lrgI/AAAAAAAAAZ8/dJ2An7a7EFw/s1600/canadian-wolf-hunter-with-pelts.png"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 217px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-0W_QzL6h1ig/Ts_SB1_lrgI/AAAAAAAAAZ8/dJ2An7a7EFw/s320/canadian-wolf-hunter-with-pelts.png" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678988584252976642" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-Pq1MQsLUYhA/Ts_RacaqATI/AAAAAAAAAZk/GEkpZcWLU88/s1600/%25C2%25ABAshes%2Band%2BSnow%25C2%25BB%2B%25285%2529.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 206px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-Pq1MQsLUYhA/Ts_RacaqATI/AAAAAAAAAZk/GEkpZcWLU88/s320/%25C2%25ABAshes%2Band%2BSnow%25C2%25BB%2B%25285%2529.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678987907372286258" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-4EE6FUwt1fg/Ts_R0shS9FI/AAAAAAAAAZw/zvZBT_uY_a0/s1600/6a00d8341c630a53ef0120a5b48f9c970c-800wi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-4EE6FUwt1fg/Ts_R0shS9FI/AAAAAAAAAZw/zvZBT_uY_a0/s320/6a00d8341c630a53ef0120a5b48f9c970c-800wi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678988358371701842" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göktuğ Canbaba 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="fb_share" type="button_count" href="http://www.facebook.com/sharer.php"&gt;Paylaş&lt;/a&gt;&lt;script src="http://static.ak.fbcdn.net/connect.php/js/FB.Share" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-5267614442617986655?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/5267614442617986655/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=5267614442617986655&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/5267614442617986655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/5267614442617986655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/11/ktalar-henuz-birken-biz-de-butunduk-de.html' title='Kıtalar henüz birken bütündük de aramıza denizler, ağaçlar girince mi sizli bizli olduk peki hanımefendiler?'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-miKkQB67q9Q/Ts_UnDid7jI/AAAAAAAAAcw/HDP4RKAiQn0/s72-c/colbert-2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-1387926192505202706</id><published>2011-11-10T18:58:00.010+02:00</published><updated>2011-11-30T00:08:15.827+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='olimpiyatlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göktuğ canbaba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='diziler'/><title type='text'>ADKKDAİGBYKGFM ile ilk karşılaşmamdı ve beni işe alması için neredeyse delirecektim</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-4NRPqlHvo0k/TrwC48Vqv1I/AAAAAAAAAWA/s-mZq2JWydM/s1600/swimming-pool.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 255px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-4NRPqlHvo0k/TrwC48Vqv1I/AAAAAAAAAWA/s-mZq2JWydM/s400/swimming-pool.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5673412807872921426" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;....“Türk televizyonlarında yayınlanan dizilerdeki oyuncuların ve onları seyreden izleyicilerin 1 haftada akkıttığı gözyaşı miktarının olimpik bir havuzu dolduracak kapasitede olduğunu düşünüyorum ve eğer mümkünse bu fantastik havuzda sırtüstü stilinde olimpiyatlara hazırlanmak istiyorum,” dedim ADKKDAİGBYKGFM’ye (Aptal dizilerde kendini kaybeden daha aptal insanların gözyaşlarıyla beslenen yarı klorlu gözyaşı fabrikası müdürü.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ADKKDAİGBYKGFM bi süre mal gibi suratıma baktı. Mal gibi bakmayı tüm o kötü kokan sulu dizilerden öğrenmişti. Gerekirse bir anda ağlayabilir ve içinde bulunduğumuz odayı küçük ölçekli bir bebek havuzuna dönüştürebilirdi. ADKKDAİGBYKGFM küçük ölçeklerden çok iyi anlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Başvurunuzu alayım,” dedi sessizce. Elimdeki buruşuk kağıtları müdüre uzattım. Ağlamaklı gözlerinden süzülen bakışlar kağıdın üzerinde bir süre dolandı. &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Normal dizi uzunluğu formatını 5e katlayan bu güzide çalışmalar boşa gitmemeli,&lt;/span&gt; diye düşünüyordum içimden. Bu dizilerden elimizden geldiğince faydalanmalıydık. Hem takıma girebilirsem belki bi şekilde para falan da kazanabilirdim. Tüm o boktan dizilerin üzerinde sırtüstü stilinde yüzebilirdim, hatta aşırıya kaçıp gülümseyerek havuza bile işeyebilirdim yüzerken. Hayat bazı zamanlar bana çok anlamlı geliyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Aradığımız özelliklere sahip misiniz bilemiyorum,” dedi müdür hayli duygulu bi şekilde, sanki bıraksam halime acıyıp oracıkta ağlayacaktı piç kurusu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tabii ki sahibim,” dedim. Aslında bi boka sahip değildim. İnsanların bir şeye sahip olma düşüncesi bile midemi fazlasıyla bulandırıyordu ama yapacak bi şey yoktu. Paraya ihtiyacım vardı, sırtüstü yüzmeyi seviyordum ve tüm o sulu diziler boşa gitmemeliydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O zaman sizi en azından bi süre deneyelim. Bir haftada kolayca biriken göz yaşı havuzunda 12 gün yüzün. Antrenörümüz sizin canınıza okuyacak ama eğer sizde aradığımız aptallık kırıntılarını fark edebilirse takımdasınız demektir, ordan da vel elini olimpiyatlar tabii ki!” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevinmiştim ne yalan söyleyeyim. Belki de artık her şey çok daha güzel olacaktı. Belki de anlam, şişman veya zayıf, çalışkan veya tembel ya da  güzel veya çirkin olmasını umursamadığım kendini bilmez insanların gözyaşlarıyla doldurulmuş aptallık havuzunda gizliydi. Yüzümde sakat bir ifade belirdi ve ağlamaya başladım. Bu ADKKDAİGBYKGFM’nin çok hoşuna gitmişti. Belli ki sınavdaki ilk soruyu gidiş yolundan tutarak kundeye getirmiştim ve muhtemelen sonraki sene olimpiyatlardaydım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Göktuğ Canbaba                               &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                  başı ağrıyan bir Kasım akşamı 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="fb_share" type="button_count" href="http://www.facebook.com/sharer.php"&gt;Paylaş&lt;/a&gt;&lt;script src="http://static.ak.fbcdn.net/connect.php/js/FB.Share" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-1387926192505202706?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/1387926192505202706/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=1387926192505202706&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/1387926192505202706'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/1387926192505202706'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/11/adkkdaigbykgfm-ile-ilk-karslasmamad-ve.html' title='ADKKDAİGBYKGFM ile ilk karşılaşmamdı ve beni işe alması için neredeyse delirecektim'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-4NRPqlHvo0k/TrwC48Vqv1I/AAAAAAAAAWA/s-mZq2JWydM/s72-c/swimming-pool.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-7416698259023723165</id><published>2011-10-18T22:12:00.003+03:00</published><updated>2011-10-18T22:16:13.657+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hediye çeki'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şakacı adam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göktuğ canbaba'/><title type='text'>Dünyanın üzerine rastgele savrulmuş karşılıksız hediye çekleriyiz!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-GSp_kVy7vmg/Tp3PzKnmZGI/AAAAAAAAAVE/q2eEbSGThyU/s1600/popo.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 289px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-GSp_kVy7vmg/Tp3PzKnmZGI/AAAAAAAAAVE/q2eEbSGThyU/s400/popo.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5664912384232678498" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de hayat denilen ve geçimini tombalayla sağlayan şakacı adamın yırtıklarla dolu kadife torbasının içindeki şans kuponlarından sadece biriyiz. Biz, dünyanın üzerine rastgele savrulmuş karşılıksız hediye çekleriyiz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                       göktuğ canbaba                    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                      fazla yemekten midesi şişmiş bir ekim akşamı '2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-7416698259023723165?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/7416698259023723165/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=7416698259023723165&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/7416698259023723165'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/7416698259023723165'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/10/biz-dunyann-uzerine-rastgele-savrulmus.html' title='Dünyanın üzerine rastgele savrulmuş karşılıksız hediye çekleriyiz!'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-GSp_kVy7vmg/Tp3PzKnmZGI/AAAAAAAAAVE/q2eEbSGThyU/s72-c/popo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-493167156392821793</id><published>2011-10-07T11:55:00.006+03:00</published><updated>2011-10-07T12:10:52.325+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='buganvari expresi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bira'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göktuğ canbaba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='patlama'/><title type='text'>Buganwari Ekspresi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-aalFrGklPrM/To7AhRh9GNI/AAAAAAAAAU0/1dDl3rGcrMs/s1600/ububub.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-aalFrGklPrM/To7AhRh9GNI/AAAAAAAAAU0/1dDl3rGcrMs/s400/ububub.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5660673459525327058" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buganwari Expresi'nde, etrafımdan hızla geçen ağaçları, bambudan yapılmış küçük evleri, besili inekleri ve sabahın ilk ışıklarını yutmaya çalışan doğu simli böceklerini izleyerek oturuyordum. Günlerdir trendeydik ama sanki hiç yol almamıştık; geçtiğimiz her yer birbirine benziyor, ikiz kasabalar farklı bir yere gittiğimizi anlamamıza engel oluyordu. Buganwari Expresi sanki zamanda ve mekanda yerinde sayıyordu! Nepal birası ise sabah sabah çok iyi gidiyordu inanın. Aslında akşamdan kalma olduğumuzu düşündüğümde sabah birasının tadı hayli gece kokuyordu diyebilirim. İçki o kadar ucuzdu ki rengimiz arpa sarısına, kokumuz ise mayalanmış inek dışkısına dönmüştü. Sabahın kör saatinde servise devam eden Jundaa isimli kadın bile bana güzel gelmeye başlamıştı o kadar içkiden sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kozmik soruların, bilgeliğin ve sonsuz yolculuğun tanrısı Ganesha’nın resmiyle süslü mavi yeşil masa örtüsü ellerimizin altında kıpırdanırken, Fred o gece içtiği 9 kutu birayı üst üste koymaya çabalıyor ve her devrildiğinde Fransızca küfür edip bizi güldürüyor, Alman Heloise en çok birayı kendisinin içtiğini kanıtlamak için Jundaa’ya kimin ne kadar içtiğini soruyor, İtalyan Terra ise yavaş yavaş uykuya dalmaya hazırlanıyordu. Aydınlanan gök, bize boşalan akıllarımız ve kızaran gözlerimiz için bol bol küfür ediyor olmalıydı. Ama kim ne derse desin, yolculuk biraz da küfür yiyince güzel oluyordu! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerimden kalktım ve iki kompartıman arasında bi sigara yaktım. Açık olan kapıdan dışarısı görünüyor ve rüzgar elimde tuttuğum sigaranın dudaklarına yapışmaktan çekinmiyordu. O an yaşlı Haruesna’nin zırvalarını hatırladım. Gecenin en parlak anında Ganesha’nın ortaya çıkıp yaşlı ormanlarda dolandığından ve onu görebilenlerin dileğinin gerçekleşeceğinden bahsetmişti birkaç gün önce. Haruesna çok bilge bir adamdı ve yaşına rağmen fantastik hayaller kurmaktan kendini alamıyordu belki de. Tam bunları düşünürken Haruesna’nın yeşil gözlerinden aşağı süzülüp beyaz sakallarının arasından yol alıp gerçeğe sürüklenirken, mavi bir parıltı oldu dışarıda. Korkudan mı heyecandan mı yoksa içtiğim onca ılık biradan mı bilmem, bacaklarım hareket edemedi. Daha sonra kendimi toparlayıp bir iki adım attım ve kafamı hızla giden trenden dışarı çıkardım. Saçlarım uçuşuyor, gözlerim doğu simli böceklerine çarpıyordu ve ben gittikçe uzaklaşan mavi bir siluete bakıyordum. Trenin  karanlık bir tünelin içine girmesiyle ben de kendimi içeri atıverdim. Her yer karanlığa gömüldüğünde, aklım Ganesha olması muhtemel mavi pırıltıda kalmıştı. Baungvari denen yaşlı kaçık beynimin içinde dans ediyor ve dilek dilemem için kıçını yırtıyordu. Ama böyle hikayelerin gerçek olma ihtimalinin, evrenin bir erişte tabağında servis edilme ihtimali kadar olduğunu biliyordum. O yüzden aklıma gelen ilk şeyi dileyiverdim. Ne de olsa gerçekleşmeyecek bir dilek olcaktı, yani problem yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etraf bir anda aydınlandı ve biranın köpüğüyle güzelleşen Jundaa karşımda beliriverdi. Milyoner olmak, evrenin sırlarını keşfetmek, bilinmeye sarılmak dururken ben Junda’yla sevişmeyi dilemiştim. O an içtiğim tüm Nepal biraları ağzıma doldu ve oradan dışarı çıkıverdi ama tüm bu iğrençlik Jundaa’nın umurunda bile değildi. Kadının Chitwan mağaralarını andıran karanlık ağzının içinde kayboldum. Uzun zaman önce o mağaranın içinde yitip gitmiş dağcıların haykırışlarını duyabiliyordum. Etrafta kazma ve kürekler vardı, yürüyüş ayakkabıları ve sırt çantaları saçılmıştı dört bir yana. Karanlık beni sarmaladı. Sabah olduğunda bir daha içmeyeceğime dair yeminler edecektim. Eğer o gece o tehlikeli mağaradan çıkabilirsem belki de bir daha hiç içmeyecektim!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Göktuğ Canbaba      &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                küçük bi kediyi tişörtüne saran sıcacık bir ekim sabahı 2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-493167156392821793?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/493167156392821793/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=493167156392821793&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/493167156392821793'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/493167156392821793'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/10/buganwari-expresi.html' title='Buganwari Ekspresi'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-aalFrGklPrM/To7AhRh9GNI/AAAAAAAAAU0/1dDl3rGcrMs/s72-c/ububub.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-3804296422185944891</id><published>2011-09-27T12:39:00.005+03:00</published><updated>2011-09-27T13:20:44.032+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ermando'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göktuğ canbaba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeraltı'/><title type='text'>ermando güzel adamdı ve keşke yerin altında yaşamaya başlamasaydı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-7bUgOGlSBEc/ToGe6RfHrJI/AAAAAAAAAUc/nKAyzQmNIiM/s1600/ermando.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-7bUgOGlSBEc/ToGe6RfHrJI/AAAAAAAAAUc/nKAyzQmNIiM/s400/ermando.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5656977330917584018" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermando’nun, 78. sokağın köşesindeki 20 katlı apartmanın yanına oturmuş, şehrin ışıklarını dalgın dalgın  izleyen, yüksek binaların gölgesinde yıllarca güneş yüzü görmemesine rağmen  iki kat boyunca uzayabilmiş sürekli öksüren bir evi vardı.  Aslına bakarsanız Ermando’nun sahip olduğu yegane şeydi bu ev. İtalyan göçmeni bir ailenin 5 erkek çocuğunun en küçüğüydü Ermando. Çocukluğunda, sonbahar güneşini, yazın bir anda beliriveren dağ esintisini ve ılık ilkbahar akşamları ortalıklarda gezinmeye bayılan portakal ağaçlarının kokusunu içine yeteri kadar çekmemesiyle oluşmuş hayli kırılgan bir yapısı vardı adamın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evin değeri milyon dolarlar ediyordu ama Ermando’nun evi satmak gibi bir düşüncesi asla olmamıştı. Sabahları ucuz yiyeceklerle midesini kazıklıyor, akşamları evsizlerin zıkkımlandığı DookHall’da onlara eşik ediyor, gece olduğunda ise bir an önce siktirolupgitmelerini arzuladığı dostlarının getirdiği içkilerle kafayı buluyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermando çulsuz bir yazardı. İlk romanı 4 sene önce çıkmış ve o zaman gelecek vadeden yazarlar arasında gösterilmişti ama 2. romanını asla tamamlayamamıştı. 2. romanını asla tamamlayamayacağını hissediyordu. Dostları ona sürekli, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;sat şu evi ulan&lt;/span&gt;. &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Bu evin parası seni hayatının sonuna kadar rahat ettirir, kafayı çalıştır Ermando&lt;/span&gt; deyip duruyor, akşamları eve doluşan sinsi kızlar Ermando’nun evi satması ve ortaya çıkacak milyonlarla ile ilgili hayaller kuruyor ve adamı mutlu ediyordu. Ama Ermando çok mutsuzdu. Bunu karidesli-mantarlı eriştenin yapılışı hatta Ryo Yun’un yakın ve uzak galaksilerdeki kadınların hepsinden daha güzel olduğuna emin olduğum kadar iyi biliyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanlar yani L.A’da kalan son bir ayımda Ermando’ya ne kadar yaklaşabildiysem yaklaştım ve içinden çıkamadığı romanında ona yardımcı olmaya çalıştım. Romanın sadece sonu yazılmamıştı ve sona kadar olan bölüm yeryüzüne serpilmiş milyarlarca roman sayfasından çok daha güzeldi. 28 yaşıma gelinceye kadar üst üste koyduğum sonsuz sayıdaki harfi skip atardı Ermando’nun romanı. Aslına bakarsanız Ermando son iki yıldır sadece romanın sonunu getirmeye çalışıyor ama o son nedense bir türlü gelmek bilmiyordu. Adam, ölümün eşiğine gelmek üzereydi. Parasızlıktan mahvolmuş, milyon dolarlık altın bir kafesin içinde yaşamak onu eritip tüketmişti. L.A’dan ayrılmadan bir önceki gece Ermando’yla son bir kere daha konuşma fırsatı buldum ve ben de ona evini satmasını öğütledim. Kafası az çalışan diğer arkadaşlarından bir farkım kalmadığını düşünmüştüm ama adamın yaşaması için yapılacak tek şey bu gibi görünüyordu. Ermando evi satacak ve yeni hayatına yeşil milyonlarıyla sağlam bir giriş yapacaktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat ne yaptıysam kabul ettiremedim. Romanın sonu, diyor başka da bir şey söylemiyordu. Muhteşem son, dilinin ucundaydı sanki ama bir türlü onu çekip çıkarmıyordu. Çok içtiği zaman romanın kıçına kaçtığını söyler ve kendi kendine eğlenirdi. Güzel adamdı Ermando. O L.A’da tanıdığım diğer piç kurularının toplamından çok daha güzeldi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;L.A’dan Tayland’a oradan Nepal’e ve Tibet’e gittim. Aylarca dolaştım ve Ermando’yu hayatımdan silip attım istemsizce. Ta ki Himalaya’nın eteklerine serilmiş bir pansiyonda, 3 haftalık bir gazetedeki haberi okurken sütlü Nepal çayını üzerime dökünceye kadar! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;78. Sokaktaki Kayıp Ev&lt;/span&gt; başlıklı haberde  bir gecede ortadan kaybolan bir evden bahsediyordu. Yer yarılmış Ermando içine girmişti ve romanını yerin altındaki bir restoranda tamamlıyordu belki. Hiçbir fikrim yok ama ev de Ermando da ortadan kaybolmuştu bir gecede! Belki de evi satmıştı ama yine de bir gecede ortadan kaybolamazdı ev buna eminim. Olan olmuştu ve Ermando yerin altına girip tamamlayamadığı romanıyla gözden kaybolmuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonraları, kimsesiz sokaklarda yürürken, kanalizasyon kapaklarının derinliklerinden, tuvalet deliklerinden hatta çocukların açtığı oyun çukurlarından bile Ermando’nun sesini duyduğum oldu. Biliyorum bu size biraz ilginç geliyor ama oluyor işte. Ermando yerin altında romanını tamamlamaya çalışıyor ve ben dünyanın üzerinde onun kanalizasyon kokulu kelimelerini duyuyorum. Belki de ben, Ermando’nun kayıp ruhunun kokusunu alıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                           öperim hepinizi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;göktuğ canbaba              &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                            kafası darmadağın olmuş bir eylül sabahı ''2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-3804296422185944891?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/3804296422185944891/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=3804296422185944891&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/3804296422185944891'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/3804296422185944891'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/09/ermando-guzel-adamd-ve-keske-yerin.html' title='ermando güzel adamdı ve keşke yerin altında yaşamaya başlamasaydı'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-7bUgOGlSBEc/ToGe6RfHrJI/AAAAAAAAAUc/nKAyzQmNIiM/s72-c/ermando.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-155627380152255563</id><published>2011-09-08T23:10:00.007+03:00</published><updated>2011-09-08T23:33:41.063+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='level dergisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göktuğ canbaba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tersninja'/><title type='text'>bu ay Level ve Tersninja'dayım kim bilir bi dahaki ay neredeyim belki de  sarelleyim</title><content type='html'>Bu ay Level Dergisi'de Ertuğrul Süngü'ye Tılsım-ı Kudret'i anlattım. Romanın çıkış serüveni, okuyucuyla buluşması ve içeriği hakkında söyleştik :) Level dergisi raflarda gezinmektedir alırsanız okursunuz daha ne söyleyeyim. Gerçi resmi indirirseniz de okuyabilirsiniz sanırım. O parayı biraya veririm, bilgisayardan da okurum derseniz saygı duyarım. Belki yanına bi de saigara yakarsınız, sonra dudaklarınız yardımıyla minik yuvarlaklar çıkarırsınız falan. Eğlenceli olabilir gibime geliyor... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-WsIs8hrxeCQ/Tmki6kuTLHI/AAAAAAAAAUM/wsqZEHox4do/s1600/level%2Bdergisi%2Bt%25C4%25B1ls%25C4%25B1m-%25C4%25B1%2Bkudret.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 262px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-WsIs8hrxeCQ/Tmki6kuTLHI/AAAAAAAAAUM/wsqZEHox4do/s400/level%2Bdergisi%2Bt%25C4%25B1ls%25C4%25B1m-%25C4%25B1%2Bkudret.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5650085597198625906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün de Alper Kaya ile yaptığım röportaj &lt;a href="http://www.tersninja.com/tilsim-i-kudretin-yazari-goktug-canbaba"&gt;Tersninja &lt;/a&gt; da yaynlandı. Keyifli bi sohbet oldu. Okurken baya eğleneceksiniz, öğreneceksiniz falan filan. Efenim, işte geçmişe geleceğe, romanlara, çizgi romanlara, uzak doğuya, yakın batıya, gizliye saklıya dair şeyler bu röportajda. Ben bi göz atın derim. Zaten  &lt;a href="http://www.tersninja.com/tilsim-i-kudretin-yazari-goktug-canbaba"&gt;Tersninja &lt;/a&gt; çok keyifli bi sitedir. Sinemaya dair pek güzide bilgiler, haberler barındırır içinde. Hadi benim röportajı okumadınız bari gidip siteyi dolaşın eşeklik etmeyin. Siteyi dolaşırken yine bir bira açabilir, sigarayla yuvarlaklar çıkarabilirsiniz. Hatta belki sonra viski shotlara döner, açılamadığınız hatunu ya da adamı ararsınız. Melankoli yapmayın ama koca adam oldunuz artık, gidin sevişin koklaşın falan.Sonra belki o adamla buluşur ve güzide bir ilişki yaşarısnız. Belki evlenip boy boy çocuklar verirsiniz dünyaya. eğer bu dediklerim olursa o çocuğun ismi ninja olabilir bak, unutmayın. &lt;br /&gt; Dünya döndükçe siz de onun tersine aynı hızda dönün, böylece ayakta kalabilmek daha kolay olur..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi...            ayakları uyuşmuş bir eylül akşamı 2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-155627380152255563?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/155627380152255563/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=155627380152255563&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/155627380152255563'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/155627380152255563'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/09/bu-ay-level-ve-tersninjadaym-kim-bilir.html' title='bu ay Level ve Tersninja&apos;dayım kim bilir bi dahaki ay neredeyim belki de  sarelleyim'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-WsIs8hrxeCQ/Tmki6kuTLHI/AAAAAAAAAUM/wsqZEHox4do/s72-c/level%2Bdergisi%2Bt%25C4%25B1ls%25C4%25B1m-%25C4%25B1%2Bkudret.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-3854616061229048986</id><published>2011-09-06T14:47:00.007+03:00</published><updated>2011-09-07T12:46:42.039+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='brautigan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göktuğ canbaba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='L.A'/><title type='text'>Brautigan soslu erişteye gelin</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-IOVs-3pFqnw/TmYIj0_My2I/AAAAAAAAAUA/f9OHVBoDW1E/s1600/bbbb.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-IOVs-3pFqnw/TmYIj0_My2I/AAAAAAAAAUA/f9OHVBoDW1E/s400/bbbb.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5649212194195032930" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ryo Yun gitmişti. Şişman bir Çinli, soya sosu ve baharatlı somonla taçlandırılmış, gereğinden fazla pişmiş bir erişteyi midesine nasıl iştahla indiriyorsa, kaderin az çalışan bağırsakları da işte öyle hapsetmişti yakın ve uzak geleceğin en güzel kadını olan Ryo Yun’u derin kanallarının içine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fang Gang, Ryo Yun gittiğinden beri hiç de iyi erişte yapamıyordu aslında. Bademli tavukları gerektiği kadar yağlı olmuyor, fesleğenli istiridye çorbaları sanki dip su yosunuyla tatlandırılmış gibi acı bir tat bırakıyordu insanın ağzında. Siu Cheng Vudda’yla bu konu hakkında ne  zaman konuşmaya kalksam ya kıçıma tozlu süpürgesiyle vuruyor ya da kendi dilinde hızlı hızlı konuşarak beni hipnotize ediyor ve ortadan kayboluyordu. Ryo Yun gitmişti ve sanki damak tadıma dair her şey de onunla birlikte kaçıp uzaklaşmıştı ırak diyarlara. Uzun yıllardır sevgiyle büyüttüğüm dişlerim, mineden minik bavullarını toplayıp uzaklaşmış, diş etlerim pembe yorganlarını çekip kış uykusuna dalmıştı Damağım olması gerekenden daha karamsar, dilim ise tatması gerekenleri tadamayacak kadar hissizleşmişti sanki. Ryo Yun gitmişti diyorum size. Onunla birlikte giden belki de 99. caddenin tamamıydı. L.A toptan gitmişti belki de bir gecede. Dünya Ryo Yun’un zencefil kokan bavuluna girmiş ve galaksiyi terk etmişti. Bense kozmik çöplükteki yeşil adamların eriştelerini kemirmekteydim. Kozmik çöplükte Blue Moon ve onun bana güven veren katları kalmıştı bi tek yanımda.  Bi de  çok konuşan Brautigan kitabı tabii ki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Ona sırnaşamadan gitti senin küçük sürtük&lt;/span&gt;, diyordu bazı geceler.&lt;span style="font-style:italic;"&gt; Ben Montana ve Tokyo arasında milyonlarca kadınla birlikte oldum ama sen 7 ayda küçük göğüslü yarı güzel bir kadını bile ayartamadın gerizekalı,&lt;/span&gt; diye söyleniyordu ardıç kalpli sehpanın altında. Sehpanın altında keyfi oldukça yerinde gibiydi. Altta olmak hoşuna gidiyordu demek ki. Altta olmak bazen pozisyonların en iyisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu zaman Brautigan’ın öykülerine odaklanmaya çalışıyordum. Konuşan kitapla sohbet etmemeye çalışarak kelimelerin sırtında dünyayı dolaşıyordum. Saçları tel tel dökülen kitap bana sırnaşmadıkça rahattım. Öyküler arasında dolaşmak hoşuma gidiyordu. Fakat Brautigan’ın kitabı konuşmaya başlayınca o güne kadar yediğim tüm erişteleri kusacak gibi oluyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ryo Yun büyük ihtimalle şu anda yakışıklı Çinli eşinin gitarından çıkan yarı çinli yarı Amerikalı melez notalar eşliğinde dans ediyordu. Karidesli erişteleri mideye indirip sonra bol bol sevişiyordu. Bense yarı deli bir kitapla akıllıca sohbetler etmeye çalışıyor, Blue Moon’un altıncı katına uzanmış dairemden, yetmiş yaşını aşmış, neredeyse cüce diyebileceğim sinirli bir Çinliyi izleyerek eğlenmeye çalışıyordum. Kısacası acınacak haldeydim. Belki de Siu Cheng Vudda’ya olan itirafım beni yeterince rahatlatmamıştı. Belki de her şey, bir eriştenin boğazdan atlayıp yok olma süresi kadardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gece, yani Ryo Yun’un rahmine gitarist menilerinin dolduğu o akşam, kitabı tekrar elime aldım. Kelimeler arasında gezinip, tüm Çinlileri ve L.A’daki anlamadığım her şeyi ardımda bırakmıştım ki gezgin kitap yeniden konuştu benimle. &lt;span style="font-style:italic;"&gt;24 yaşındasın, elin yüzün de fena sayılmaz. Bazen çok şapşal bakıyorsun ama genelde bakışlarında bi sorun yok. Sağlığın yerinde. E be adam o zaman niye bi apartman dairesinin bilmem kaçıncı katında sıkışıp kaldın? Neden aklı az çalışan bir Çinliye aşık olup hayatını yok ediyorsun? Neden tüm okul paranı bir apartman dairesinde pinekleyip, çin yemeği yiyerek bitirdin? Ve neden 7 aydır kimseyle sevişmedin? En önemli sorum bu gerizekalı, neden 7 aydır kimseyle sevişmedin? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın konuşmasını işte bu yüzden sevmiyordum. Kitap her zaman doğruları söylüyordu ve doğrular,  bu hayatta beni bozuk fesleğen soslu ıstakozdan daha fazla sinirlendiriyordu. &lt;br /&gt;Söyleyecek bi şey yoktu. Brautigan haklıydı. Ryo Yun’a olan saplantılı aşkım yüzünden L.A’daki bir evsize dönüşmüştüm resmen. 6. kattaki dairesine hapsolmuş bir evsiz!  Dünya, taze domateslerin ve sivri biberlerin etrafındaki organik dansını icra ederken ben, radyasyon sızıntısı olan bir santralin arka bahçesinde piknik yapıyordum sanki. &lt;br /&gt;O an fark ettim ki, günlerdir çenesini kapatmaya çalıştığım kitap bana gerçekleri söylüyordu. Küçük göğüslü Çinli kız beni fena haklamıştı. Toz ve kirle kaplı kitabın kapağını kapadım. &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Sana söz verdiğim gibi dostum,&lt;/span&gt; dedim. &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Seni 99. caddeye götürüyorum. Orada olmaktan mutluluk duyacaksın. Büyük göğüsler ve sıkı kalçalarla uyuyacaksın.&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toparlandım. 40. caddedeki odamda ayağa kalkıp yıldızlara baktım. Santralin arka bahçesindeki piknik sepetinin içine radyasyonlu erikleri ve salatalıkları doldurdum. Sepetin kapağını kapadım onu var gücümle Çin’e fırlattım. O an Ryo Yun büyük bir mantarın üzerinde bana el salladı; dumanlı bir mantarın. Brautigan’ı koltuğumun altına sıkıştırdım ve odadan çıktım. Derin bir nefes aldım. Ne soya kokusu ne de fesleğen vardı havanın içinde. Belki de akşam yemeğini bir İtalyan restoranında yemeliydim. Belki de kendime bir Eleonara bulup yatmadan önce onun spagetti sosuna bulanmış, sarımsak ve közlenmiş İtalyan biberi kokan parmaklarını öpmeliydim. Belki de çenemi kapatıp L.A’dan bir an önce siktirolupgitmeliydim! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir önceki hikayeyi devam ettirmem için pek çok yorum gelmişti ben de yazayım dedim. bu hikaye daha gider ama onu söyleyeyim. belki roman olur, bunu da bilemeyiz :) neyse, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi... balık ve birayla yemeğini şenlendiren bir eylül akşamı 2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-3854616061229048986?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/3854616061229048986/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=3854616061229048986&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/3854616061229048986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/3854616061229048986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/09/brautigan-soslu-eristeye-gelin.html' title='Brautigan soslu erişteye gelin'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-IOVs-3pFqnw/TmYIj0_My2I/AAAAAAAAAUA/f9OHVBoDW1E/s72-c/bbbb.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-3825054442553103940</id><published>2011-08-17T20:37:00.005+03:00</published><updated>2011-09-12T19:04:37.396+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='brautigan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göktuğ canbaba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='japon balığı'/><title type='text'>Bir Japon balığı gibi yapışmıştım cama; fanusundan çıkmayı aklına getirmeyen bir zen balığıydım aslında.</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-XU5V0WtMf50/Tkv-IYg32LI/AAAAAAAAATY/1w9XS3PZZJU/s1600/Happy_Restaurant_by_LifeTragedy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-XU5V0WtMf50/Tkv-IYg32LI/AAAAAAAAATY/1w9XS3PZZJU/s400/Happy_Restaurant_by_LifeTragedy.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5641882378184415410" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blue Moon adlı pansiyonun 6. katından dışarıyı izliyordum. Elimde Brautigan’ın gerçeküstü yol hikayelerini toparladığı çürümeye yüz tutmuş bir kitabı vardı. Öldükten sonra diriltilen kitapların bir kaç bozukluğa satıldığı bi yerden bulmuştum kitabı ve şunu rahatlıkla söylemeliyim ki kitap parçalanmamak için günlerdir bağırıyordu. &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Senin elinde parçalanmak istemiyorum piç kurusu&lt;/span&gt; diyordu sürekli.&lt;span style="font-style:italic;"&gt; Beni 99. caddedeki  pembe köşke götür. Onların şehvet kokan parmaklarında gezinmek istiyorum. Beni hayat kadınlarına götür göt oğlanı!&lt;/span&gt; Kitabı dinlemekten okuyamıyor, okuduktan sonra ise anladıklarımı toparlayamıyordum. Kısacası, romanla aramdaki soğuk savaş giderek ısınmaya başlıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehre sonbahar gelmek üzereydi ve Blue Moon adlı binanın altındaki ağaçların kızıl yaprakları sabırsızca sürüklenmeye başlamışlardı caddeye doğru. 40. caddenin köşesindeki &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Fang Gang&lt;/span&gt; adlı çin restoranını izliyordum yine. Bir Japon balığı gibi yapışmıştım cama; fanusundan çıkmayı aklına getirmeyen bir zen balığıydım aslında. Her öğleden sonra bu restoranı izlemek, benim rutinim olmuştu. Ayağımdaki turuncu terliklerle ve kıçı yırtılmış eski şortumla kendi çapımda bir moda ikonuydum. Blue Moon’un koridorlarındaki kırmızı halıda oldukça meşhurdum aslında. Terliklerimi şaklatışım ve hayatı altıma alışımla post modern bir çizgideydim diyebilirim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moda ikonluğu iyi hoştu ama uzun zamandır bir sorunla boğuşuyordum. Dükkanın önündeki kızıl yaprakları her öğleden sonra yaptığı gibi söylenerek temizleyen Siu Cheng Vudda’nın kızına aşık olduğumu bir tek kendime söyleyebilmiştim. 7 aydır L.A’daydım. Şehrin altını üstüne getirmemiştim, bir sürü kız arkadaşım olmamıştı ve bir gece bile arkadaşlarımla aşırıya kaçmamıştım. Blue Moon adlı pansiyonun 6. katında, çoğu zaman insanlardan metrelerce yüksekte, ama aslında hırpalanmış duygularım yüzünden toprakananın rahmine yakın bir yerlerdeydim. Her gece bir Çinli müzisyen tarafından öldürülüyor ve baharat kokan toprakla gömülüyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ryo-yun bence koca Asya’daki en güzel kadındı. Afrika ve Avrupa, Uzak doğu ve hatta yakın geleceğin taçsız prensesiydi. Ryo-yun soya sosuyla harmanlanmış, zencefil tohumlarıyla tatlandırılmış ve somon balığıyla süslenmiş bir erişte kadar güzeldi. Bense, aşık olduğu kadına metrelerce yüksekten bakan adam, bayat bir hamburger gibi kokuyordum aylardır. Bir hafta boyunca aynı kazanda duran yeşile çalan bir yağda, en az 3 dakika kadar kızartılmış bir hamburger köftesiydim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gün, tatlı-ekşi sosla başlayan her sabah, Ryo-yun’a aşkımı ilan ediyordum kendi kendime. Her ilanım başka bir şekilde oluyordu. Söylediğim her kelime aşkın nasıl bir şey olduğunu haykırıyordu sanki. Eğer sıvası dökülmüş apartman dairemin duvarları beni duyabiliyorsa, soğuk duvarların benimle bir an önce sevişmek istediklerine hiç kuşkum yoktu. Taştan duvarları bile etkilemiş olmalıydım her gün haykırdığım itiraflarımla. O gün, Ryo-yun’la konuşacaktım. Büyük bir gün olacaktı. Çin’de hiç ördek kesilmeyecek, L.A’da hiçbir ev soyulmayacaktı. O gün belki de Ryo-yun’un dudaklarına yapıştığım gün olacaktı. Şişede duran viskiden okkalı bir yudum aldıktan sonra merdivenlerden koşarak inmeye başladım. Her kat bana ayrı bir güven veriyordu sanki. 5. kat şöyle dedi, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;o Çinli müzisyen zaten onu aldatıyordur ahbap. Müzisyenleri bilirsin. Başka kadınlarla sevişmeden duramazlar.&lt;/span&gt; 4. kat Ryu-yun’la tam birbirimize göre olduğumuzu söylüyordu. Dediğine göre ayak parmaklarımız birbirlerinin aynısıydı! 3.kat babacan bir tavırla sırtıma vuruyor ve &lt;span style="font-style:italic;"&gt;sakın erken çocuk yapmayın,&lt;/span&gt; diyordu. &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Erken çocuk evliliği öldürüyor. Bak bana 2. katla hiç evlenmemeliydim belki de.&lt;/span&gt; 2. kat ruh ikizi olduğumuz yönünde benimle hemfikirdi. 1 katta kusmasaydım eminim o da güzel şeyler söylerdi, buna şüphem yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altımdaki kızıl yaprakları uçururcasına koştum Fang Gang’a doğru. Siu Cheng Vudda dükkanın önünde yapraklarla savaşıyordu. Nefes nefese ulaştım adama. Kendimi o kadar iyi hissediyordum ki, Siu’ya bile evleme teklif edebilirdim. &lt;br /&gt;“Kızınız, o içerde mi?” diye sordum. Yaşlı adam bir süre beni süzdü. Her gün gelip sessizce yemek yiyen adamın neden o an bu kadar telaşlı olduğunu anlayamıyordu belki de. &lt;br /&gt;“Mesaisi başladı mı?” diye sordum bir yanıt bekleyerek. O gün bugündü biliyordum. Dünyanın, Öküz yılının sivri boynuzlarının üzerinde döndüğüne ne kadar eminsem o kadar emindim işte!  Fakat yaşlı adam beni süzmeye devam ediyordu. Biraz daha bekledi sonra “Zen balıkları sadece fanusta hayatta kalabilir,” dedi “Ve senin fanusunda Ryo-yun diye bir balık yok.” &lt;br /&gt;Anlamaya çalıştım. Dünya, ayaklarımın altında dans ederken yaşlı kaçığın ne demek istediğini çözmeye çabaladım. Ben düşünürken Siu elindeki süpürgeyle kıçıma bir tane yapıştırdı. “Uzaklaş,” dedi kabaca. “Ryo-Yun’a aşığım ihtiyar,” dedim. Bu gerçeği kendimden başka söylediğim ilk kişiydi yaşlı Siu. Aslında mantık olarak bunu Ryu’ya söylemeliydim ama yine de bi şekilde rahatlamış hissediyordum. Sanki rüzgar ılık bir şarkı söylemeye başlamıştı. Gözlerimi kapattım ve gülümsedim. Derken suratımda bir tokat patladı. “Ryo dün evlendi ve Çin’e döndü,” dedi ve “Biraz daha burada durursan polis çağıracağım.” Ilık suyla banyo yaptığım nehir soğudu. Gözlerimi açıp adama baktım. İtirafımı yaptığım ilk kişi olmasından mı bilemiyorum yine de kızamıyordum  ve içimdeki mutluluğu bir şekilde atamıyordum. Sanki evlenenen Ryo değil de önümde duran yaşlı kaçıktı. Mutluydum işte ne yapayım!&lt;br /&gt;“Erişte yiyebilir miyim?” diye sordum biraz durakladıktan sonra. Bir Çinli dükkana girecek paraya asla hayır demezdi, 7 ayda en azından bunu öğrenebilmişti. Kafasıyla &lt;span style="font-style:italic;"&gt;gir, &lt;/span&gt;der gibi bir işaret yaptı ve savaşına geri döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boş maslardan birine oturdum. Soya soslu, zencefil kokulu ve somonla taçlandırılmış erişteyi yemeye koyuldum. Ryo-yun çok ama çok uzaklardaydı ve o an büyük ihtimalle Çinli gerzek müzisyenle işi pişiriyordu ama ben yine de bir şekilde mutluydum. Onu sevdiğimi söylemeyi başardığım için mutluydum belki de. Belki de ihtiyacım olan tek şey basit bir itiraftı ve ben L.A’daki son 7 ayımı boşa harcamıştım. Yan masadan bir sake aldım ve içmeye koyuldum. Sake her zaman iyi dinlerdi ne de olsa. Ben de anlatmaya koyuldum… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;             öperim hepinizi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;göktuğ canbaba .. sessizce yemeğini yiyen bir ağustos akşamı ..  2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-3825054442553103940?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/3825054442553103940/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=3825054442553103940&amp;isPopup=true' title='42 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/3825054442553103940'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/3825054442553103940'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/08/bir-japon-balg-gibi-yapsmstm-cama.html' title='Bir Japon balığı gibi yapışmıştım cama; fanusundan çıkmayı aklına getirmeyen bir zen balığıydım aslında.'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-XU5V0WtMf50/Tkv-IYg32LI/AAAAAAAAATY/1w9XS3PZZJU/s72-c/Happy_Restaurant_by_LifeTragedy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>42</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-6899048644203226333</id><published>2011-08-09T01:24:00.009+03:00</published><updated>2011-08-10T01:02:41.498+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deli'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='otobüs'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nepal'/><title type='text'>evrenin kapıları, hardy'in ipek gibi saçları ve deli otobüs soförü hakkında...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-6x9X32trNm8/TkBjGsTcz5I/AAAAAAAAATQ/GcOMQXmtFnw/s1600/images.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 251px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-6x9X32trNm8/TkBjGsTcz5I/AAAAAAAAATQ/GcOMQXmtFnw/s400/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638615700090965906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Abi işte bu da demek oluyor ki, her insan aslında aynı özden gelmekte. Yani baktığında tarihin  her diliminde, aynı öğretiler bi şekilde işlenmiş beyinlerimize ve…” Alman Hardy konuşuyordu, hep konuşurdu zaten. Sapsarı ipek gibi saçları benim ince telli boktan saçlarıma bin basardı ve gözleri hint okyanusu kadar gizemliydi sanki. Ama sonuçta ben hatunlardan hoşlanıyordum ve erkeklerden hoşlanıyor olsaydım bile Hardy’in söylediklerini dinleyecek durumda değildim çünkü Nepalli şoför bence hepimizi öldürmeye ant içmişti. Eğer o gün bir katil çıkacaksa o kesinlikle uşak olmayacaktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şimdi dünyanın neresine baksan bir bilge görebilirsin. Mesela sizin Rumi,” dedi bilmişçe. Fred önümdeki koltukta Fransızca horluyordu. Nefesini Edith Piaf gibi alıyor, Moliere gibi veriyordu. Arada bir Rousseau gibi kıçını kaşıyor hemen ardından Voltaire gibi esnemeye başlıyordu.  Bir insan bu kadar milliyetçi olmamalıydı.&lt;br /&gt; “Sence de şoför biraz tehlikeli kullanmıyor mu dostum?” diye sordum sarı Hardy’e. Alman piçi beni umursamadı ve öğretmenliğe devam etti. 2 haftadır aktarmadığı bilgi kalmamıştı ama yine de susmak bilmiyordu ipek Hardy.  Otobüs, tümseklerin içinden geçerken hoplayıp zıplıyordu. Onlarca misket tanesi gibiydik yaşlı otobüsün içinde. Kırılmaya meyilli onlarca cam misket tanesi gibi…  Hardy ise Himalayaların umursamaz sol taşağıydı sanki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Buda’dan önce, Sümerlilerden önce bu bilgileri bilen birileri vardı demek istiyorum abi. İşte gerçek din bu belki de. Belki de evrenin yaradılışından beri birileri bize nasıl kâmil insan olacağımızı öğretmeye çalışıyor. Bütünün parçaları olduğumuzu…” Hakkını yememek lazım ki Hardy bilgili bir adamdı, kelimeleri iyi seçiyordu ama bilgi hayatta kalmayı sağlamıyordu ve kelimeler 120 ile giden bir ölüm otobüsünde birden sihirli bir şekilde hava yastığına dönüşmeyeceklerdi, buna emindim. Şoför, ayak tırnaklarını temizlerken arabayı ancak bir tırnak makası kadar iyi kullanabilirdi ve benim için bu yeterli değildi. Hardy ise nedense şoför yerine bana bakıyordu. Hardy, Kathmandu’nun birbirine dolanmış baharat kokan dikkatsiz ince bağırsağıydı! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Adam ayak tırnaklarını kesiyor oğlum,” dedim hayretle. “Ben sana evrenin birliğinden bahsediyorum sen ayak tırnağı diyorsun be abi,” dedi Hardy incinmiş bir ifadeyle. Salak alman birazdan öleceğinden habersizdi. Tümden geliyor ve güme gidiyordu, tüm obeb ve okeklerinin toplamı belki de ona evrenin sırlarını açıklayabilirdi ama bunlar benim umurumda değildi. Şoför, yanındaki Nepalli kadının göğüslerinde kürek çekiyordu şimdi de. Yağlı baharatlarla ıslatılmış düzlüklerde şehvet kokan şarkılar söylüyor, göğüs aralarındaki şelalelerde mantrasını haykırarak yıkanıyordu. “Bunu gördün mü?” diye sordum tedirgin olmuş bir şekilde. Şoför neredeyse 9 saniye hiç yola bakmamış, sadece kadının göğüslerine kilitlenmişti. Kadının göğüslerinde herhangi bir navigasyon aleti yoktu ve göğüsler yol tarif edecek kadar konuşkan değildiler. “Biraz sakin olabilir misin abi?” diye söylendi Hardy. Fred, Marquis de sade gibi inlemeye başlamıştı uykusunda ve yanında oturan çocuk şaşkın bakışlarla onu süzüyordu. &lt;br /&gt;“Sakin falan olamam abi, ölümün eşiğine geldik haberin yok. Zaten sik kadar yolda 200e dayadı bi de önüne bakmıyor. Sen niye bu kadar rahatsın anlamıyorum,” dedim gözlerimi sonuna kadar açarak. “Çünkü evren bize ne yapacağını senden daha iyi biliyor,” dedi. “Çünkü ayın milyonlarca yüzü var ve yüzler  her ülkede farklı bir dilde konuşur dostum,” diye ekledi. Mal gibi bakakalmıştım Hardy’e. Neler saçmalıyordu acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hardy, birazdan bu külüstür otobüsün içinde kıçına paslanmış metal demir parçaları girerek can vereceksin ama sen hala bana aydan ve yüzlerden bahsediyorsun. Belki de sen ölmeyi gerçekten hak ediyorsun.” &lt;br /&gt;“Kültürleri biraz rahat bırak be abi. Türkiye’de şoförler daha dikkatli kullanıyor olabilirler ama demek ki burada durum farklı. Sen biraz daha rahat olsan her şey ikimiz için de daha güzel olacak inan.” Fred, Montesqueu gibi gözlerini açtı ve bir süre anlamsızca bize baktı sonra afiyet olsun deyip tekrar uykuya daldı. İkimiz de onu umursamadık. O sırada şoför ayak parmaklarıyla yandaki kadının kıçından çimdik almaya çalışıyordu. Kısacası her şey yolundaydı! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu da normal değil mi abi?” diye sordum Hardy’e. Şöyle böyle der gibi başını iki yana salladı. İbre 140ı gösteriyordu ve biz demir tozuyla saçlarını düzeltmiş otobüsün içindeki kırık köy yumurtalarıydık. Çift sarılı köy yumurtaları. Gözlerimi kapadım ve gerizekalı Hardy’in &lt;span style="font-style:italic;"&gt;piramitlerin açılarıyla evrenin doğumunu saptamak mümkün mü?&lt;/span&gt; adlı konferansını dinlemeye koyuldum. Dediği gibi yapmaya çalıştım. Oluruna bıraktım. “Veda’da birliğin evrensel bir şifa olduğundan bahseder mesela. Herkes bir diğerinden bir parça olduğunu kabul ederse o zaman evrendeki kapılar kapanmaya başlar ve evin içindeki hava akımı duruverir. Yani evrensel bir birlik oluşur. İşte bu..”  gözümü yarı açtım ve şoföre baktım. Diliyle hatunun kulağını keşfediyor, elleriyle eteğinin altına sokuluyordu. Direksiyonu tutan kimse yoktu. Titreyerek gözlerimi kapattım. Fred Victor Hugo gibi şiir okumaya başlamıştı ve Hardy’in sesi Siddartha’nınki gibi ılık ve nemliydi.  Korkudan terlemeye başladım ve o anda paaaat! Demirler birbirine girdi, yol şiddetle öksürdü bir süre. Şoför, kadınla o dakikada birleşti, Fred Zola gibi çığlık attı, Hardy evrene lanetler okudu ve ben sıvası dökülen izbe pansiyon odasında uyandım. Ter içindeydim ama üşüyordum. Sanki anlamsız bir esinti vardı odanın içinde. Yerimden kalktım ve odanın kapısını açtım temiz hava almak için. Dışarıda hava yoktu. Rengarenk evren tüm ihtişamıyla ayaklarımın altındaydı. Burası Hardy’nin bahsettiği ev olmalıydı, hani şu hava akımı olmayan. Hemen kapıyı kapattım ve bir olmayı diledim korkarak. Evet, Hardy’den kesinlikle bir şey öğrenememiştim. Metaforlar benimle dalga geçerken ben obeb ve okeklerimin toplamının hangi gizemli sorunun cevabı olduğunu düşünüyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;göktuğ canbaba- yalnız dans eden bir ağustos akşamı- 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-6899048644203226333?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/6899048644203226333/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=6899048644203226333&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/6899048644203226333'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/6899048644203226333'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/08/evrenin-kaplar-hardyin-ipek-gibi-saclar.html' title='evrenin kapıları, hardy&apos;in ipek gibi saçları ve deli otobüs soförü hakkında...'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-6x9X32trNm8/TkBjGsTcz5I/AAAAAAAAATQ/GcOMQXmtFnw/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-5311366410569055436</id><published>2011-08-03T00:51:00.006+03:00</published><updated>2011-08-03T01:11:15.685+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='boşalan sokaklar'/><title type='text'>top patladı, sokaklar boşaldı ve uslu çocuklar bayat pide yedi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-8Hpv2oZKO7M/Tjh1_IutS2I/AAAAAAAAATA/hLYiOev8lKE/s1600/aa.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-8Hpv2oZKO7M/Tjh1_IutS2I/AAAAAAAAATA/hLYiOev8lKE/s400/aa.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5636384661189774178" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Top patlamasına alışamadım henüz. Bence toplar patlamadan daha güzel. Sessiz topları daha çok seviyorum ben. Kendi kendine usul usul oturan toplar en eiyisi hatta. Top patladığında çok sinirleniyorum. Topu patlatan bence arka mahalledeki atletli ve çizgili pijamalı Hilmi amca. Elinde ekmek bıçağı var ve karısıyla iyi sevişemiyorlar. İşte topun patlama sebebi kesinlikle bu. Kötü sevişme yani. Top patlayınca bi anda titriyorum ve anında bi küfür sallıyorum. İstemsizce oluyo tüm bunlar. Bu aylarda küfür kalitem çok yükseliyor. Bu iyi bi şey mi bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Reklamlarda dedesi ve ananesiyle kola içen güler yüzlü çocuktan da hiç hoşlanmıyorum. Bana mutlu ramazan ıvırzıvırı resmetme sarı saçlı oğlan çocuğu. Hoşlanmıyorum senden sarı saçlı çocuk beni iyi duy! O reklam filmi çekildikten sonra setteki karıyı kızı düşünüp tuvalete kapandığına da şüphem yok. Sonra diğer reklam filmi çekilirken o ellerle bi de ananeye sıcak pide bölüyosun ya bu kötü oğlum! Bu çok kötü sarı oğlan! cehennem+inanç+cayır cayır+kazan+odun+vs..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Açlıktan birbirlerini yemek zorunda kalan kutup ayılarını bize mutlu mutlu kola içerken gösteren zibididen de hoşlanmıyorum. Bu zibidi büyük ihtimalle çok ama çok uzak bir galakside falan değil, bildiğin yanıbaşımızda bi mekanda paranın mna koymuş durumda. Sen sen ol zibidi bir daha bize yalan söyleme. Kutup ayıları asla kola içmez, gökyüzü senin resmettiğinden daha mavidir ve can çekişen dünya düzeni içinde yeterince saçma şey var. Bence sen bu dünyaya fazlasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Bu ayların en güzel yanı sıcak pide ve iftar saati boşalan sokaklar sanırım. Sokaklar yeri geldiğinde çok iyi boşalıyor! Eğer siz de uslu bir çocuk olursanız zevkle boşalan sokakların sesini duyabilirsiniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-5311366410569055436?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/5311366410569055436/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=5311366410569055436&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/5311366410569055436'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/5311366410569055436'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/08/top-patlad-sokaklar-bosald-ve-uslu.html' title='top patladı, sokaklar boşaldı ve uslu çocuklar bayat pide yedi'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-8Hpv2oZKO7M/Tjh1_IutS2I/AAAAAAAAATA/hLYiOev8lKE/s72-c/aa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-8342293880376104999</id><published>2011-07-28T14:01:00.004+03:00</published><updated>2011-07-28T14:49:21.255+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göktuğ canbaba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gandi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='smith wesson'/><title type='text'>Sen hiç Gandi’nin 38 kalibrelik Smith Wesson’uyla vuruldun mu bebeğim?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-tDRTg1MK8LU/TjFFFX-rwhI/AAAAAAAAAS4/9oqfYhjZfPU/s1600/aa.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 233px; height: 216px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-tDRTg1MK8LU/TjFFFX-rwhI/AAAAAAAAAS4/9oqfYhjZfPU/s400/aa.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5634360567455793682" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen hiç Gandi’nin 38 kalibrelik Smith Wesson’uyla vuruldun mu bebeğim?&lt;br /&gt;Ben vuruldum.  &lt;br /&gt;Mermiler kötü bir şiir gibiydi inan. &lt;br /&gt;Çok acı veren, sarıya çalan dişleri vardı mermiciklerin ve hiç susmayan, çürümüş bilge bir ağzı vardı Gandi’nin.  &lt;br /&gt;Belki de onu vuran silahla beni mıhladığı içindi tüm bu karmaşa, kaos ve onca dedikodu. &lt;br /&gt;Ter kokulu bir kalabalık vardı, Gandi beni vurduğunda.&lt;br /&gt;Akşam olmak üzereydi ve hiç çocuk yoktu sokakta. &lt;br /&gt; Hiç düşünmeden, öylece vuruvermişti beni piç kurusu.&lt;br /&gt;Ölüydüm uzun zamandan sonra.&lt;br /&gt; Yaşasaydım şair olmak isterdim oysaki.  &lt;br /&gt;Çok içki içer ve hep kelimelerle sevişirdim. &lt;br /&gt;Belki de Gandi ondan daha iyi bir şair olacağımı sezdiği için vurmuştu beni. &lt;br /&gt;Bilirsiniz şairler sevmezler iyi şiir yazanları ve hep öldürmek isterler birbirlerini. &lt;br /&gt;Belki de 38 kalibrelik gümüş rengi Smith Wesson’uyla beni vurmasının tek sebebi kötü bir şiir yazmak istemesiydi Gandi’nin. &lt;br /&gt;Kötü bir şiir yazacak ve bir daha asla ölmeyecekti.&lt;br /&gt;Kötü bir şiir ancak ölülerle yazılabiliyordu demek ki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; temmuzun son günlerinin garip perşembesi 2011  göktuğ canbaba&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-8342293880376104999?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/8342293880376104999/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=8342293880376104999&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/8342293880376104999'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/8342293880376104999'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/07/sen-hic-gandinin-38-kalibrelik-smith.html' title='Sen hiç Gandi’nin 38 kalibrelik Smith Wesson’uyla vuruldun mu bebeğim?'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-tDRTg1MK8LU/TjFFFX-rwhI/AAAAAAAAAS4/9oqfYhjZfPU/s72-c/aa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-1903690816748419458</id><published>2011-07-24T22:17:00.006+03:00</published><updated>2011-07-25T12:04:50.799+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rüya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göktuğ canbaba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='basted'/><title type='text'>küçük bi kediyle dünyayı turlamaya başladım</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-15FllGnxZW8/Tix4DDVH--I/AAAAAAAAASw/tba1ox0miIs/s1600/r%25C3%25BCya.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 264px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-15FllGnxZW8/Tix4DDVH--I/AAAAAAAAASw/tba1ox0miIs/s400/r%25C3%25BCya.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5633009227762498530" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün gece bi kediyle tanıştım. İsmi pamuk ya minnoş değildi. Cızbız ya şıpşıp da değildi. İsmi bi boka benzemiyodu aslıda ve zaten bu toz toprak dolu hikayede isimlerin pek bi önemi yok. O yüzden siz aklınıza gelen ilk ismi seçin ama lütfen minnoş ya da pamuk olmasın. Biliyorum yazının başında sizi yönlendirdim ama lütfen diyorum işte. 3. sınıf Amerikan filmlerinde de sıkça söylendiği üzere "sihirli kelimeyi kullandım ahbap!" bana yamuk yapmayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz tatlı uykunuzun bilmem kaçıncı basamağındayken ben ara sokaklardan arakladığım eski bi motosikletle dünyayı turlamaya başlamıştım. Kucağımda ismi lazım olmayan kediş vardı ve çok iyi devletbahçeli taklidi yapıyordu. Ciddiyim. Çok saçma biliyorum ama yapıyodu işte. "Altı milyon işsisoşşiissıo," diyodu ve beni her virajda gülmekten kırıp geçiyodu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarda hikaye falan dedim ama avcunuzu yalarsınız. Bu bi hikaye değil ona göre.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanılmaz d.b taklidi yapan kedişle dünyayı dolaştım!! Çöllerde falan kaybolduk, suratım yandı, ateş içinde uyandım ve buz gibi su içtikten sonra Basted'e (Eski Mısır'ın kedi tanrıçası) yalvardım "Lütfen," dedim, "beni rüyaya geri gönder." Ve hoop, gittim de. Çöller yerine hafif soğuk bi havada boş arazilerde tekrar hayat buldum; sanırım içtiğim soğuk suydu buna sebep. Neyse, işte Eyfel kulesinin çevresinde 7 tur atıp hacı olduk; şarap hacıları! O eski motorla 180'i gördük, hem de Venedik'in dar sokakalrında!!! Kathmandu'nun kırsallarında tekerimiz patladı ve nepallilerle sigara içip tekeri tamir ettik. Hatta bi nepallinin Tarkan'dan şıkıdım şıkıdımı söylemesi bile bize çok garip gelmedi ve kedişin d.b taklidi onları da epey güldürdü. Bir çok ölüm tehlikesi atlattık ama bana mısın demedik. Hatta Peru'ya bile uzanan çok ama çok ilginç bi yola daldık. Kediş Eldorado'yu bulması gerektiğinden falan bahsediyordu en son. Sonra uyandım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerimde toz toprak yoktu. Terlemiştim. Çarşaf yerdeydi. Yanımdaki masanın üzerinde içi boş 70lik cin duyordu. Nane kokusu salonu kaplamıştı. Gözlerimi kapadım ve Basted'e tekrar yalvardım ama bu sefer olmadı. Mutfaktan gelen sucuklu yumurta kokusu rüyaya dair her şeyi sikip attı. Ama yine de mutluydum be abi. Ciddi ciddi on, on beş ülke gezdim. Hayatımda gördüğüm en gerçekçi rüya değildi belki ama gerçek olmasını istediğim fazlasıyla hayal dolu bir serüvendi. Demek ki yatmadan önce tekel cini birazcık abartmam gerekiyormuş. şerefe!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-1903690816748419458?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/1903690816748419458/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=1903690816748419458&amp;isPopup=true' title='18 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/1903690816748419458'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/1903690816748419458'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/07/kucuk-bi-kediyle-dunyay-turlamaya.html' title='küçük bi kediyle dünyayı turlamaya başladım'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-15FllGnxZW8/Tix4DDVH--I/AAAAAAAAASw/tba1ox0miIs/s72-c/r%25C3%25BCya.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>18</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-4086740740639527644</id><published>2011-07-21T12:34:00.005+03:00</published><updated>2011-07-21T13:41:47.578+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='chuck pallahniuk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='japon buda'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göktuğ canbaba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='william burroughs'/><title type='text'>Arka koltukta Chuck, Burroughs ve Buda ile sohbet halindeydim, Ferit ise büyük bir iştahla magnumunu yalıyordu!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-81HhFDxmivg/Tify3GS-Z_I/AAAAAAAAASo/yEgsP-VkyUA/s1600/ca1.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 249px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-81HhFDxmivg/Tify3GS-Z_I/AAAAAAAAASo/yEgsP-VkyUA/s400/ca1.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5631736887447021554" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatte 190kmyle seyir halindeydik. Üstümüzde ilkokul yıllarından kalma mavi elişi kağıdı renginde bir gökyüzü vardı ve biz sanki dünyanın tüm yollarını altımıza almıştık! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şimdi arka koltukta Burroughs olsa ona ne sorardın abi?” diye sordu Ferit. Elleri direksiyonda ama bakışları bendeydi. Bakışlarının bende olması hiç iyi bir şey değildi. “Önüne bak oğlum ya, zaten yarrk gibi kullanıyorsun şu arabayı,” diye cık cıkladım bi süre. Sonra düşündüm. William arka koltukta olsa ne sorardım ona gerçekten? &lt;br /&gt;“Cut up falan güzelde ben asıl şeyi merak ediyorum,” dedim arka koltuğa dönerken. William oradaydı. Otuzlu yaşlarındaydı ve elinde sigarasıyla duman avcılarının baş düşmanıydı. “Joan’ı nasıl vurursun be abi?”  diye sordum. “Ben o tarz sahnelerin sadece filmlerde falan olduğunu sanırdım. O olay olmasaydı yine de kendini yollara vurur muydun onu merak ediyorum?” &lt;br /&gt;William sigaradan derin bir nefes çekti. Ferit biraz daha gaza bastı ve ben Burroughs’un gözlerinde kayboldum. &lt;br /&gt;“Her şekilde sonuç bu noktaya varacaktı,” dedi çatlak sesiyle. “Olduğum yerde olacaktım.”&lt;br /&gt;“Ne dedi?” diye sordu Ferit merakla. &lt;br /&gt;“Her şekilde sonuç bu noktaya varacakmış, “dedim ve önüme döndüm. “İşte böyle bi adama böyle bi soru sorarsan alacağın yanıt da böyle olur,” dedi Ferit. Ferit edebiyatçı değildi, yazı yazmaktan hoşlanmazdı ve okumayı pek sevmezdi ama yine de aynı cümlede 3 kere böyle demesi sinirime dokunmuştu. &lt;br /&gt;“Yavaşlasana biraz oğlum. Deli misin nesin?” diye çıkıştım. Sinirli bir büyükanne gibiydim. Takma dişlerimi çıkarıp içine koyacağım, rengi sarıya çalan çatlak bir su bardağı aradım. Yoktu. Ağzımı şapırtadıp yola baktım. Yol çırılçıplak dans ediyordu. Yol beni ayartmaya çalışıyordu. &lt;br /&gt;“Chuck Pallahniuk otursaydı peki?” diye sordu Ferit. Bildiği üç yazardan ikisini saymıştı. Onların da ismini son 3 haftada öğrenmişti zaten. Bu ara herkes beat falan takıldığı içindi tüm bu saçmalık. Başka kimi sayacak diye merak ediyordum. Elimi serinleten buz gibi biradan iri bir yudum aldım. Yolda içilen yudumlar bana okyanus kıyısında içilenlerden bile daha tatlı gelirdi nedense. Belki de yolda doğduğum ve hayatımı hep yollarda geçirdiğim için böyledir bilemiyorum….Tabii ki yalan söyledim…Ben de sıradan doğanlardanım hemen kıskanmayın.  &lt;br /&gt;“Hey Chuck,” dedim elindeki sigarasını kapıp bir fırt aldıktan sonra. Duman başımı döndürdü. 198km ile ters ilişkideydim o sıra. Önüme döndüm ve yola baktım tekrar. Başımın dönmesi geçer geçmez Chuck’a seslendim.&lt;br /&gt;“Hey Chuck,” dedim. “İsmimi ne diye tekrarlayıp duruyorsun be adam!” diye çıkıştı Chuck. Bozulmuştum. “Türk olduğum için böyle yapıyorsun di mi adamım?” diye sordum suratımı ekşiterek. “Sırf o muzır gardiyanları yüzünden değil mi?” &lt;br /&gt;“Saçmalama be adam,” dedi gülümseyerek. “Onlar olmasaydı bu kadar baskıya gidebilir miydim sence?” diye sordu. Düşündüm. Belki de giderdi, belki de 3 gider ve bir sayardı bunu bilemezdim. &lt;br /&gt;“Neyse konu bu değil,” dedim. Chuck arka camı açıp dışarı tükürdü. Sanırım diş eti kanaması vardı. “Ölüm pornosunu yazarken hayat kadınlarıyla ya da porno yıldızlarıyla birlikte oldun mu onu merak ediyorum?” diye sordum. “Hani romana daha iyi odaklanmak için.” Chuck sustu. Ferit gülmeye başladı. Ben yarı soğuk biradan bir yudum alıp pis pis sırıttım. &lt;br /&gt;“Bu soruyu yanıtlamak zorunda mıyım?” diye sordu Chuck. “Evet,” dedim. Bu konuda nettim. Ön koltukta kahkaha atan Ferit’in ense köküne okkalı bir tokat patlattı. Ses otoyolda yankılandı ve Ferit gülmeyi kesti. Ufak ufak kıkırdıyordu sadece. &lt;br /&gt;“Ve?” dedim. “Evet,” dedi. Güldüm. Biramı uzattım. İçti. Kana kana içti. “Her şey yolunda,” dedim. Her şey yolundaydı gerçekten. “Peki, yatmasan böyle bir roman ortaya çıkar mıydı sence?” diye sordum. Birayı fondipledi piç kurusu. Başarılı bir yazar olması biramı içip bitirebilme özgürlüğünü vermişti ona demek. Lanet yazarlar, dedim içimden. &lt;br /&gt;“Çıkardı bence,” dedi ve gülmeye başladı. Ben de gülüyordum. Ferit de gülmeye başlamıştı. Gülmek güzeldi, saatte 201 km hızla gülüyorduk ve sanırım otoyolun göğüslerinin arasında kimse bu denli keyifle kaymamıştı daha önce. &lt;br /&gt;Chuck kapıyı açıp atladı. Atladığı gibi uçmaya başlamıştı. Uçtu, uçtu ve gökyüzünde kayboldu. Önüme döndüm ve yolu izlemeye koyuldum. Ferit düşünüyordu. Gelmiş geçmiş yüz binlerce yazar arasından 3. yazarın ismini düşünüyordu. Kısa sürede bulamayacağını biliyordum o yüzden gözlerimi kapadım ve rüzgarın suratımı okşamasına izin verdim. &lt;br /&gt;“Buda,” dedi sonra birden. A harfini söylerken geğirmişti. Bilge Buda Ferit’in ağzından Budaaağğrk gibi çıkmıştı. Zavallı Buda, dedim içimden. Arkaya döndüm. Buda oradaydı. Boğum boğum göbeği yoktu, aşağı sarkan bir gıdığı da. Yola çıktığı ilk senelerindeki gibiydi. Üstü başı yırtıktı, suratı kir pas içindeydi ama gözleri güneşi yutmuş bir okyanus gibiydi. Demek istediğimi anladınız mı? Güneşi yutmuş bir okyanus! Ah Gothama!&lt;br /&gt;Ferit güldü. Uzak doğuda Buda’yla karşılaştığımı ama ona heyecandan bir şey soramadığım o efsanevi hikayeyi defalarca anlatmıştım ona. Piç kurusunun keyfi yerine gelmişti. 189km ile giderken yoldan ayırdı gözlerini ve torpido gözünden yarı erimiş bir dondurma çıkardı. Magnum bademli. Sonra onu şehvetle yalamaya başladı. Buda’ya soru sorabileceğime kesinlikle inanmıyordu. &lt;br /&gt;“Bir şeyi çok istiyorum,” dedim birden. Bir anda çıkmıştı ağzımdan. “Ona ulaşmak için kıçımı yırtıyorum..” bi an durdum. Buda gülümsedi ve ben devam ettim. “Kıçımı yırtıyorum, ona ulaşmak için her yolu deniyorum ama her adım attığımda o biraz daha uzaklaşıyor benden. Ne yapmama lazım?” &lt;br /&gt;Ferit kahkahalara boğuldu. “Haydar Dümen değil oğlum, karşında Buda var lan!” dedi. Doğruydu belki de söylediği. Ama merak ediyordum işte ne yapayım. Budanın güneşle sevişen gözlerine uzayın derinliklerinden süzülen demir alaşımlı meteorlar düştü. Gözleri parladı ve söndü. Işık yükseldi ve sessizleşti. Sonra gözlerimin içine baktı ve “Arayınca bulamazsın,” dedi. Arka camdan fırlayan güneş gözlerimi acıttı. İstemsizce kapamak zorunda kaldım göz kapaklarımı. Açtığımda Buda yoktu. Ferit sürekli cevap neymiş lan, diye sorup duruyordu. Ben yanıtı almıştım. Yanıt çok netti. Arayınca bulamazdım. Hepsi bu!&lt;br /&gt;Yolda çevirme vardı ve biz çevrilecek kadar gösterişliydik inanın. Bizi çevirmeyeceklerdi de kimi çevireceklerdi zaten. Polis memuru ehliyet ruhsat gibi şeyleri istedi. Ferit’in kafası pek çalışmaz ama bazen çok ilginç fikirler üretebilir. İşte bu da o zamanlardan biriydi. Yediği yarım magnumu ehliyetin arasına koyup onu polis memuruna uzattı. Genelde insanlar bir yüzlük ya da ellilik koyarlardı ehliyetin arasına ama Ferit tercihini magnumdan yana kullanmıştı. Polis memuruna göz kırptı ve sonra bana hevesle baktı. “Tango ve Cash’teki Tango olsaydı ya arkadaki,” dedi. Bi şey diyemedim. Herhalde polis memurundan çağrışım yapmıştı Tango. Diyecek bi şey yoktu. Magnum ehliyetin içinde kendi kendine şevkle boşalırken biz arabadan usulca inmek zorunda kaldık. Saatte 3km’le hızla Tango’ya doğru yaklaşıyorduk ve tepedeki mavi elişi kağıdı yırtılmak üzereydi! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göktuğ Canbaba Temmuz 2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-4086740740639527644?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/4086740740639527644/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=4086740740639527644&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/4086740740639527644'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/4086740740639527644'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/07/arka-koltukta-chuck-burroughs-ve-buda.html' title='Arka koltukta Chuck, Burroughs ve Buda ile sohbet halindeydim, Ferit ise büyük bir iştahla magnumunu yalıyordu!'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-81HhFDxmivg/Tify3GS-Z_I/AAAAAAAAASo/yEgsP-VkyUA/s72-c/ca1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-9200938139451315798</id><published>2011-07-14T23:40:00.005+03:00</published><updated>2011-07-15T00:01:22.144+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sol teli'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göktuğ canbaba'/><title type='text'>s*ktiğimin sol teli</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-IrKQlANwdvI/Th9Y4NrW0xI/AAAAAAAAASQ/hn1xKI68Ly8/s1600/guitar.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 302px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-IrKQlANwdvI/Th9Y4NrW0xI/AAAAAAAAASQ/hn1xKI68Ly8/s400/guitar.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5629315782003839762" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="28" width="335"&gt;&lt;param value="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtzOjg6IjE1MzEwMDQ1IjtzOjQ6ImNvZGUiO3M6MTI6IjE1MzEwMDQ1LTc5OCI7czo2OiJ1c2VySWQiO3M6NzoiMTY5ODE1MyI7czoxMjoiZXh0ZXJuYWxDYWxsIjtpOjE7czo0OiJ0aW1lIjtpOjEzMTA2NzU5NjA7fQ==&amp;autoplay=default" name="movie"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed wmode="transparent" height="28" width="335" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" src="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtzOjg6IjE1MzEwMDQ1IjtzOjQ6ImNvZGUiO3M6MTI6IjE1MzEwMDQ1LTc5OCI7czo2OiJ1c2VySWQiO3M6NzoiMTY5ODE1MyI7czoxMjoiZXh0ZXJuYWxDYWxsIjtpOjE7czo0OiJ0aW1lIjtpOjEzMTA2NzU5NjA7fQ==&amp;autoplay=default"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce sol teline vurdu…misisolrelaminin solüydü vurduğu. Sol teli her zaman işleri yoluna koyardı ne de olsa. İşleri yoluna koyacak bir şeyler söylerdi siktiğimin sol teli. Bekledi… telin çıkardığı tınının hayatını daha güzel kılmasını diledi. Dünyanın bir ucundaydı. Ayakları okyanusun göğüslerinin arasındaydı ve okyanusun çok çekici göğüsleri vardı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol teli türlü kıvrımlardan, dar sokaklardan, dumanlı odalardan, tuvalet kokulu arka bahçelerden, aldatılmalar ve aldatmalardan, kanlı tükürüklerden, şişmiş dudaklardan ve kötü kokan iç çamaşırlarından oluşan hayatın içinde titredi uzun bir süre. Ağır aksak yürüdü. Hiç konuşmadı ama. Sadece yürüdü ve titremeye devam etti. Uzun zamandır yatıştırıcı almamış bir deli, çok üşümüş bir evsiz, sevgilisinden yeni ayrılmış üzgün bir bağımlı, midesi sürekli ağrıyan ağlamaklı bir şair gibi titredi. Sol teli titredi mi gerçekten bir sorun var demekti. Belki de sol teli gerçekten de bir teldi. Dikenli bir teldi sol. Kaçmaya çalışırken sizi kıçınızdan yakalayan, uzaklaşmamanız için dudaklarınızı parçalayan ve kanınızla beslenen bir asalaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Düşünsene,” dedi sol teli. “Dünya sen olmadan var olamaz. Sensiz bir dünya aslında olmayan bir dünyadır demek istiyorum yani. Hayat senin göz kapaklarının arasında, kirpiklerinin bitim noktasındadır. Her şey sen nefes aldığın sürece vardır. Sen gözlerini kapattığında dünyanın hâlâ nefes aldığını sana kim söyleyebilir ki?” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol teli ağır konuşurdu. Yaşamın içindeki düzenbazlıklardan, sürekli akan çatılardan, tıkanan tuvaletlerden, sarhoş olup kavga çıkaran ahmaklardan, dayak atmaktan hoşlanan şehir ışıklarından, radyonun içindeki büyülü kadınlardan ve bitmeyen savaşlardan bahsederdi. Sol teli gerçeklerden bahseder ve titrediği zamanlarda hiç yalan söylemezdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın kirpiklerinin arasında olduğu düşüncesi az da olda içini rahatlatmıştı. Gözlerini kapayıp dünyanın ölmesini izledi, yoksa kendini öldürecekti. Sonra gözlerini açtı ve dünya tekrar doğdu bir şekilde. Hiç yaşlanmamış ve hiç gençleşmemişti dünya doğduğunda. Mutlu oldu. Gülümsedi. Sol teli ağır konuşmuştu, konuşurken titremiş ve tükürüklerini okyanusun göğüslerinin arasında püskürtmüştü, dikenli çıkıntılarıyla kumsalın bacaklarını kesmişti belki ama yine de doğruydu söyledikleri. Dünya onundu. O öldüğünde dünya da yok olacaktı! O halde kendisini dünyanın bir ucundaki kumsala gömmesinin ne anlamı vardı ki? Tüm dünyanın ölümünü izleyecek kadar titreşime sahip olmadığını düşündü. Dünyanın en doğusunda başlayan ve en batısında sona eren kirpiklerini sonuna kadar açtı ve sol teline tekrar dokundu; misisolrelaminin sol teline. İşler şimdilik yolundaydı, herkes hayattaydı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın bir ucundaki kumsalda oturup okyanusunun 96 numara göğüslerini dikizleyen adama ithaf edilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şunu da belirtmeden geçmemek lazım. Alice in Chains ne güzeldir ya! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi...&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kim430.deviantart.com/art/guitar-5993631?q=boost%3Apopular%20guitar&amp;qo=3"&gt;görsel &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-9200938139451315798?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/9200938139451315798/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=9200938139451315798&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/9200938139451315798'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/9200938139451315798'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/07/sktigimin-sol-teli.html' title='s*ktiğimin sol teli'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-IrKQlANwdvI/Th9Y4NrW0xI/AAAAAAAAASQ/hn1xKI68Ly8/s72-c/guitar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-7460901092966947941</id><published>2011-06-29T13:33:00.007+03:00</published><updated>2011-07-02T11:37:26.771+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ölüm pornosu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='chuck palahniuk'/><title type='text'>vapurda ölüm pornosu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-7I1ieQeOYRE/TgsIb6dylJI/AAAAAAAAAQk/njhy1PwzDTY/s1600/a.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 299px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-7I1ieQeOYRE/TgsIb6dylJI/AAAAAAAAAQk/njhy1PwzDTY/s400/a.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5623597835345892498" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yer: Efsanevi 9:15 vapuru Saat: 9:24 İstikamet: Kadıköy-Eminönü Durum: Kötü, Çok kötü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sence bunu da sandığa kaldırayım mı abi?” diye sordu Bülent. Bülent değişik bi adamdır. Çok incedir ve bir hayli uzundur. Yani benden bile uzun işte, siz tahmin edin gerisini. Ama Bülent’in anlaşılmazlığı uzun ve ince olmasıyla açıklanamaz kuşkusuz; sihirli sandığına  sevdiği şeyleri tıkma özelliği birçok sorunun cevabını bize söyleyebilir. Mesela Bülent sıkı bi fantastik edebiyat okuru olmasına rağmen LOTR’un son kitabını okumadı. Onu sandığa kaldırdı. Çok sevdiği Alice in Chains’in bir albümünü dinlemeden sandığına attı. Hastası olduğu bir yazarın en çok beğenilen kitabını da okumadan kaldırıverdi sandığa. Yani demem o ki Bülent rahatsız biri. O, dünyanın sonu için saklanan tohumları kuzeyin bilmem neresine gömmekle görevli çılgın bir bilim adamı gibi... Dediğine göre 60ına gelince sandığını açıp en çok sevdiği şeyleri orada bulmak ve onları taze taze tırtıklamak büyük mutluluk olacakmış. Peh! 60ında hâlâ aynı zevklere kucak açıyor olacaksa o başka tabii. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse konumuz Bülent değil. Bi konumuz yok aslında. Saçma bi olay anlatayım demiştim. Bilirsiniz saçma olayları severim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kaldırma abi,” dedim. “Al ve oku. Oku, bitir ve üzerine de bi sigara yak. İnan bunu 60ında yaparsan daha iyi hissetmeyeceksin. Hem belki 60ında sigara bile içemeyeceksin. Bokunu çıkarma.” Bülent güldü. Ama ben onun bu gülüşünün ne anlattığını biliyordum. Ölüm Pornosu sandığa gidiyordu, başka yolu yoktu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bay 72 nin maceralarını okuyordum. Vapurdaydım, yanımda yumurta kokan bir adam ve onun koca kafalı çocuğu vardı. Çocuk da yumurta kokuyordu. Çocuk neredeyse hiç susmuyordu. Ah çocuk. Keşke biraz daha sevimli olabilseydin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Baba, abi ne okuyor?” diye sordu velet yanımda. Amcanın kolu sürekli elime sürtüyor ve kokusu rüzgarla çarpışıyordu. Hangisi galip gelecek diye merak ediyordum son 10 dakikadır. Rüzgar mı, yoksa amca mı daha güçlüydü? &lt;br /&gt;“Abi kitap okuyor oğlum. İnsanları rahatsız etmeyelim..aa  bak yunus..” Tabii ki yunus falan yoktu denizde. Ama çocuklar aptal olur, az pişmiş yumurta kokulu çocuk saf gibi baktı denize. Bi bok göremedi. Görülecek bi şey yoktu çünkü. Ben Ölüm Pornosu’nun içinde bir yerlerdeydim. 600 kişiyle yatacak olan Wright’ın akıbetini merak ediyordum. 600 kişiye yatmak, diyordum kendi kendime. Büyüksün Wright. Ben asla 600 kişiyle yatamayacağım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Babacığım, abi ne okuyor, ismi ne kitabın?” diye sordu bi kere daha çocuk. Hafiften terledim, bi sinir bastı vücudumu. Derin bir nefes aldım ve çocuğa döndüm. “Büyüklerin okuyacağı kitaplardan birini okuyorum ufaklık,” dedim. Kurduğum cümle 3. sınıf bir dizinin saçma sapan repliği ya da basit bir kitaptaki sahte bir kahramanın sözcükleri gibiydi. Basit bir kahraman gibi hissettim kendimi. Bülent’e baktım. Ölüm Pornosu’nu sandığına koyacağı için keyifli görünüyordu. Bülent romanın ana kahramanıydı sanki ve ben denize atılacak ilk tutsaktım. Unutulan ilk karakter ben olacaktım. Kalın çerçeveli gözlüklerim bile yoktu oysa ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Abiyi rahat bırakalım da okumasına devam etsin,” dedi amca. Rüzgarla olan savaşını kazanmıştı ve çiziklerle dolu suratında haklı bir sevinç vardı adamın. Vapur, amcanın az pişmiş yumurta kokusunu benimsemişti, belki de ona yenilmişti. Vapur, bir tabak çorbanın üzerinde yüzen, yarısı yenmiş sarılı beyazlı bir yumurtaydı sanki. &lt;br /&gt;Derken çocuk ağlamaya başladı, ne okuduğumu merak ediyordu. Etraftakiler bana sinirlenmişti çünkü kitabın ismini çocuğa söylemiyor ve kitabın içeriğini sevecen bir abi gibi anlatmıyordum. Ne kaba bi adamdım ben böyle!  Çünkü Türk insanı misafirperverdir, çünkü Türk insanı asildir ve kibardır falan filan. Ben Türk değil miydim yoksa?&lt;br /&gt;“Nedir kitabın ismi, hadi söyle de daha fazla ağlatma çocuğu,” dedi karşımdaki orta yaşlı kadın. Kadın hiçbir şey kokmuyordu. Kadın kokusuzdu. Kokusuz kadın belki de muzır neşriyat kanunnamesi baş infazcılarından biriydi. Amca çocuğu susturmaya çalışıyor, çocuk bağırıyor, Bülent gülüyor ve ben terliyordum. Bir yan karaktere bu kadar yüklenilmezdi gerçekten! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir an vapurdaki herkes bana bakmaya başladı. Daha önce bu kadar insan bana bu denli beklentiyle bakmamıştı hiç. Onur duydum. Yan karakter profilim güçleniyordu sanki. Acaba ana kahraman olarak mı ölecektim romanın sonunda? Karakter ivmem yükseliyordu şüphesiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğun, derileri yırtan ve kemikleri un ufak eden sesi eşliğinde yaşlı teyzenin bakışına, amca baskısına ve yeni yetme üniversiteli gülüşüne daha fazla dayanamadım. Yenildim. &lt;br /&gt;“Ölüm Pornosu,” dedim. Kimse anlamadı ilk önce, sanki sadece çocuk anlamıştı. Çünkü o susmaya diğerleri konuşmaya başlamıştı. Amca “Ne?” diye sordu. “Ölüm pornosu,” dedim sesimi yükselterek. Bülent kıkırdamaya başlamıştı. İlk defa porno izleyen bir ergen gibi gülümsemişti. Her an boşalabilirdi. Belki de o an boşalıyordu, bunu bilemezdim.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşımdaki teyze aniden yerinden kalktı ve cıkcıklayarak vapuru terk etti. Belki de diğer muzır avcılarına gidiyordu. Sittirsin gitsindi. Denize atladığını düşünmek beni mutlu etmişti. Deniz, soğuk nefesini kadının yaşlı vücuduna üflüyordu. Kadın çoktan donmuş olmalıydı. Gülümsedim. Amca “ enüzübilla” gibi bi şey söyledi. Anlamadım. Yeni yetme üniversiteli somurtuyordu, sanırım daha önce hiç sevişmemişti ve ben pornodan falan bahsedince bana sinirlenmişti. Bülent kıkırdamaya devam ediyordu. Bülent 2. kere boşalıyor olabilirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes yanımdan uzaklaştı. Pis kokan bendim sanki, sanki bendim rüzgarla olan saçma savaşı kazanan. Kokladım kendimi. Hayır kesinlikle kötü kokmuyordum. Kısa sürede kimse kalmadı yanımda. Belki de güzel koktuğum içindi yalnızlığım. Kitabı açıp okumaya devam ettim. Bay 72 nin maceralarına daldım. O sıra herkes uzaklaşınca Bülent bi sigara yaktı. Vapurda! Piç kurusu yine ana karakter olmayı başarmıştı. Ben yan karakter olarak romanı okumaya devam ettim ve o gün kimse ölmedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                         Göktuğ Canbaba  Haziran'11&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Yeni kayıt girmem için bloga ve mail adresime seslenenleri ayrıca öpüyorum. Bu ara çok yoğunum, yoğruluyorum, mıncıklanıyorum, çok çalışıyorum. Sizin postları da okuyamadım ama en kısa zamanda yaklaşacağım yanınıza… evet şirinsiniz.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öperim hepinizi…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-7460901092966947941?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/7460901092966947941/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=7460901092966947941&amp;isPopup=true' title='16 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/7460901092966947941'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/7460901092966947941'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/06/vapurda-olum-pornosu.html' title='vapurda ölüm pornosu'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-7I1ieQeOYRE/TgsIb6dylJI/AAAAAAAAAQk/njhy1PwzDTY/s72-c/a.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>16</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-7887059917166138112</id><published>2011-06-10T00:09:00.005+03:00</published><updated>2011-07-01T15:56:22.671+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göktuğ canbaba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uzun boyunlu kadınlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='raydo'/><title type='text'>Evrenden ve savrulan meteorlardan bahsediyordu şarkıda</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-8h3QK9DkVXY/TfE3KGdEioI/AAAAAAAAAQA/E7-GMa75Eoo/s1600/on_the_radio_by_irrr.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 347px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-8h3QK9DkVXY/TfE3KGdEioI/AAAAAAAAAQA/E7-GMa75Eoo/s400/on_the_radio_by_irrr.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5616330856978483842" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrım ne de güzel söylüyordu şarkıyı radyodaki kadın. Aralıktı, kar yağıyordu, insanlar terk ediyor ve aldatıyordu o gün; aşık olup evleniyorlardı belki, çok içip kusuyor olduklarına şüphem yoktu, öpüşüyor ve biraz daha gerçek oluyorlardı muhtemelen, aşklarını buz tutmuş toprağın kalbine gömmelerinin üzerinden 3 hafta geçmiş olanlar unutmuşlardı yaşadıklarını, bazıları ise 3 yıl geçse bile unutmayacaktı şüphesiz.  Tüm bunlar olurken, yani insanoğlu işeyip sıçtığı sürenin arta kalan zamanlarında bu boş işlerle uğraşırken o kadın, siyah küçük kutunun içinde dans eden güzel kokulu fahişe, belki de kimsenin söylemeyeceği kadar güzel söylüyordu şarkıyı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrenden ve savrulan meteorlardan bahsediyordu şarkıda, bal dolu kavanozların içindeki tatlı aşkları anlatıyordu ve kesip yapıştırıyordu cama düşen yağmur damlalarını. Kes…yapıştır…kes…yapıştır…&lt;br /&gt;Yağmur damlalarıyla oynamaya bayılıyordu radyodaki kadın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kara radyodaki kadın bal dolu kavanozların içindeki tatlı aşklardan bahsederken ocakta kaynamakta olan tencerenin içindeki makarna taneleri birbiriyle sevişmeye başlamıştı bile. Tencerenin sahibinden daha ateşli dudaklara sahipti makarna taneleri. Hava çok soğuktu ve kürkler içinde etrafa caka satmaya bayılan orospu çocuğu kış rüzgarı ateşli dudaklardan ve makarna tanelerinden hiç hoşlanmıyor gibiydi. Daha sert tokatlıyordu tencerenin sahibinin evini. Kış rüzgarı pek az şeyden hoşlanırdı zaten; tokatlamak da bunlardan sadece biriydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrım ne de güzel söylüyordu şarkıyı radyodaki kadın. Sesiyle kıtaları birleştirebilirdi belki de; hem de hiç yapıştırıcıyla ihtiyaç duymadan yapardı bunu. Gökyüzüne sarılabilir, toprağa tükürebilirdi. Bunları yaparken dünyayı güzelleştirir ve asla sinirlenmezdi kış rüzgarına. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makarnalar uzun bir sevişmenin ardından, tencerenin sahibinin ağzında sigaralarını tüttürürken radyodaki kadın şarkısını usulca bitirdi. Aralıktı, kar yağıyordu ve henüz bitmiş güzel bir şarkının yerini çok az şey tutabilirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göktuğ Canbaba Haziran 2011&lt;br /&gt;&lt;a href="http://irrr.deviantart.com/art/on-the-radio-62208837"&gt;görsel &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-7887059917166138112?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/7887059917166138112/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=7887059917166138112&amp;isPopup=true' title='23 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/7887059917166138112'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/7887059917166138112'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/06/evrenden-ve-savrulan-meteorlardan.html' title='Evrenden ve savrulan meteorlardan bahsediyordu şarkıda'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-8h3QK9DkVXY/TfE3KGdEioI/AAAAAAAAAQA/E7-GMa75Eoo/s72-c/on_the_radio_by_irrr.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>23</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-2578800913060543729</id><published>2011-06-01T23:20:00.007+03:00</published><updated>2011-07-01T15:56:38.467+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şehir ışıkları'/><title type='text'>Şehir ışıkları güzel yumruk atar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-jZsyHYdkE6U/TeagNxfdclI/AAAAAAAAAP0/i9jH1ersAzs/s1600/City_Lights_08_by_oraichu.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-jZsyHYdkE6U/TeagNxfdclI/AAAAAAAAAP0/i9jH1ersAzs/s400/City_Lights_08_by_oraichu.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5613350144047936082" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehir ışıkları güzel yumruk atar. Çok iyi sol kroşeleri olduğunu görürsünüz eğer çok içtikten sonra onlarla dövüşmeye kalkarsanız. Şişmiş, yer yer morarmış gözlere sahipseniz, siz de şehir ışıklarından kaçan biri olmuşsunuz demektir. Korkak demek istemem size ama hayli yorgun olduğunuzu ve kaybettiğiniz bir şeyler olduğunu fısıldayabilirim kolayca. Onlar karanlık kentlerin kötü ruhlu dedektifleridirler. Avuç içlerinizdeki çizgileri takip ederek sizleri bulur ve hapsolmuş böceklerle dolu kalpleriyle sesszice izlerler adımlarınızı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehir ışıkları çıplak elle dövüşür. Nereye vuracağını çok iyi bilir bu piç kuruları. Kaçıp kurtulmak zordur onların elinden zira suratı darmadağın olmuş asfalt hemen haber verir neler karıştırdığınızı. Alnının üzeri sigara yanıklarıyla dolu yollar şehir ışıklarının en yakın dostlarıdır ne de olsa; onları suçlamamak gerekir. Sağ aparkatları insanı sersemletmeye yeter şehir ışıklarının. Eğer içmeyi seven biriyseniz, sizinle dövüşmeye bayılacaktır bu piç kuruları. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehir ışıkları kirli dövüşür. Yerdeki yalanları suratınıza çarpmaktan çok hoşlanırlar. Gözlerinize kum atıp, kıçınızı tekmelemeye çalışan sokak dövüşçülerinden pek az farkları vardır. Ağzınızın içine dolan kanı tükürmeye fırsat bulamadan sert yumruğunu hissedersiniz elmacık kemiğinizin üzerinde. İnsanın vücudunda yaralar açan kahkahaları meşhurdur şehir ışıklarının. Onların bir kere güldüğünü duyduysanız, işte o zaman gerçekten hapı yutmuşsunuz demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehir ışıkları küfredenlerden, alkol denizinde sırtüstü yüzenlerden, tutkuyla sex yapanlardan, gülümseyerek işeyenlerden, iyi şiir yazanlardan ve aydedeyle konuşanlardan hoşlanmaz. Onlar küflenmiş kentlerin kabadayıları gibi boş sokaklarda nara atmaktan hoşlanırlar. Onlar lanetlenmiş sokakları mesken tutmuş kötü parfüm kullanan pezevenklerdir. Dudakları yaracak kadar keskin kenarlara sahip kadehlerin içinde dans eden fahişelerden ve gökyüzüyle sevişmeye çalışan delilerden de hoşlanamaz şehir ışıkları.  Onlar sadece hiç görmedikleri güneşi taklit eden amatör oyuncular gibidirler. Işıkları sahte, sıcaklıkları geçicidir… &lt;br /&gt;göktuğ Canbaba Haziran 2011&lt;br /&gt;&lt;a href="http://browse.deviantart.com/?q=city%20lights&amp;order=9&amp;offset=144#/d2c4454"&gt;görsel &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-2578800913060543729?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/2578800913060543729/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=2578800913060543729&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/2578800913060543729'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/2578800913060543729'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/06/sehir-sklar-guzel-yumruk-atar.html' title='Şehir ışıkları güzel yumruk atar'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-jZsyHYdkE6U/TeagNxfdclI/AAAAAAAAAP0/i9jH1ersAzs/s72-c/City_Lights_08_by_oraichu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-1381626832275819248</id><published>2011-05-28T00:31:00.006+03:00</published><updated>2011-05-28T10:03:53.816+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ölüm pornosu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='chuck palahniuk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yasak'/><title type='text'>Beni kandıramazsın Chuck. Senin ne mal olduğunu biliyorum!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-4HwAIxchoFU/TeAZ0MUdwMI/AAAAAAAAAPs/FTAqwfv_vME/s1600/chuckpalahniuk460.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 261px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-4HwAIxchoFU/TeAZ0MUdwMI/AAAAAAAAAPs/FTAqwfv_vME/s400/chuckpalahniuk460.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5611513520154591426" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Palahniuk beni çok incittin ama sadece beni değil tüm Türkiye’yi incittin. Kırdın bizi tarif edilemez şekilde. Şimdi sana ne söyleyeyim Chuck? Yazdığın Ölüm Pornosu’nun konu bütünlüğü olmamasına mı değineyim yoksa kelimelerini çok müstehcen seçtiğine mi? Hey Chuck dostum, burası Türkiye. Bizim tarzımıza göre yazmalısın ahbap. Büyükler senin sesinin çok çıktığını düşünüyor. Göt dediğin için senden hoşlanmayanlar var adamım. Sikişmek dediğin için burada sana acayip kıl olan dostlar var. Ne dedin Chuck? Hepimiz sikişiyoruz bunu dile getimenin neresi mi yanlış?.. Sen kim oluyorsun da, -hem de yazmayı beceremeden- bizim çocuklarımıza muzırlık yapıyorsun dostum? Kimsin sen? İsminde bile meymenet yok Chuck. Chuck ne demek ki? Çak bi beşlik gibi bi şey mi? Çatapat gibi mi? Çakmak gibi mi? Pompacı mısın Chuck? Seni hiç gözüm tutmamıştı zaten dostum. Ama şunu da anlamış değilim Chuck. Hadi Amerikalılar gerizekalı. Hadi onlar edebiyattan hiç çakmadıklarından (ismine gönderme yaptım dostum bunu anlayabildin mi?) senin yazdıklarında konu bütünlüğü olduğunu düşünüyor ve hatta yazdıklarını edebi buluyorlar. Ama peki ya diğer ülkeleri nasıl etkiledin Chuck dostum?! Onları nasıl kandırdın edebiyat yaptığına işte buna inanamadım!! Çünkü bizim büyükler senin bi boka yaramadığını fark etmişler. Bizimler boktan iyi anlar Chuck ve senin kötü kokan bir bok olduğuna kanaat getirmişler. Kötü kokan bir manda boku Chuck! Aynı Burroughs’un ne mal olduğunu çok geçmeden anladıkları gibi. Bizmkiler çok iyi anlıyor dosrum.. Hey Chuck, incittiğin Türk aile yapısının kırılgan kalplerini onarmak için ne yapmayı düşünüyorsun? Bizim kırılan narin kalplerimiz için bir roman daha yazar mısın? Bu seferkiler küfürsüz, konu anlatımı yerinde ve anlaşılır şeyler olsun ama dostum. En azından biz anlayabilelim, olur mu Chuck? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyor musun Chuck, bizimkiler bugün itibarıyla rapidshare’i de yasaklamışlar. Ne… paranoyak olma ahbap senden o kadar korkmuyoruz. Bu yasağın nedeni senin romanlarını netten indirmek isteyen kitap kurtları da değil. Bazı kasetler varmış bazıları sevişiyor ve bazıları da onları kasete kaydediyormuş….. Bilmem ki Chuck, ben de bi bağlantı kuramadım. Galiba haklısın, bazı konularda haklı da olabiliyorsun demek dostum. Küfür etmeden de haklı olunabiliyor demek ki ha ahbap. .. ne … sikerler mi, dedin. Duymamış olayım Chuck. Ve evet yine de şanslıyız dostum. Evet, senin kitabın yüzünden neyse ki ülkedeki tüm kitapları yakmadılar. Biliyorsun bu bi seçenek. Bazen internete sinirlenip hatları falan kesebiliyorlar abi. Bazen küçük ekranlarda çıplak sanal hatunlar ahlayıp ohluyor diye interneti kapatabiliyorlar. Ne… evet,  size gerizekalı diyoruz ama biz de bu konuda sizinle yarışırız öyle değil mi? Sus Chuck zihnimi ele geçirmeye çalışma!!.. yapma Chuck… ele geçirdiğin o kadar ülke yetmedi mi, şimdi de bana mı sulanmaya başladın! Hayır dostum asla boyun eğmeyeceğim. Asla senin edebi bir şeyler ortaya koyduğunu kabullenmeyeceğim.. Bana bunu yaptıramazsın Chuck! Defol git şimdi ekranımdan ve beni senin tarafından incitilmiş kalbimle yalnız başıma bırak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “Herkesin hayalgücü tükendiğinde artık hiçkimse dünya için tehdit olmayacak,” demiştin ya Chuck, bunu sen söylemiştin ya dostum, acaba haklı mıydın bu konuda?.... hayır…hayır ele geçmeyeceğim.. sen şeytansın! … sen taşlanmayı hak eden bir şeytansın Chuck… ne?....şeytanı taşla vuramaz mısın?... Hayır Chuck.. hayır her şeyi sen bilmiyorsun.. sen hiçbir şey bilmiyor, hem kötü konuşuyor hem de konuyu bütünleyemiyorsun!! Senden nefret ediyorum Chuck! Senden kötü bir şiirden nefret ettiğim kadar nefret ediyorum dostum.. Al bu taş da sana gelsin Chuck! Şeytan işte böyle vurulur dostum!.. Chuck?...nerdesin? Chuck?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;** resimde yakışıklı çıkmışsın ama biz senin ne bok olduğunu biliyoruz adamım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-1381626832275819248?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/1381626832275819248/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=1381626832275819248&amp;isPopup=true' title='16 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/1381626832275819248'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/1381626832275819248'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/05/beni-kandramazsn-chuck-senin-ne-mal.html' title='Beni kandıramazsın Chuck. Senin ne mal olduğunu biliyorum!'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-4HwAIxchoFU/TeAZ0MUdwMI/AAAAAAAAAPs/FTAqwfv_vME/s72-c/chuckpalahniuk460.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>16</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-8535802519617968891</id><published>2011-05-25T23:45:00.006+03:00</published><updated>2011-05-26T09:40:48.032+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bira'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alkışlar'/><title type='text'>23:45</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-P09K64vsOqA/Td1wULuKNLI/AAAAAAAAAPk/EWQeSPLhsRU/s1600/Military_Squirrel_by_designbynilo.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 295px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-P09K64vsOqA/Td1wULuKNLI/AAAAAAAAAPk/EWQeSPLhsRU/s400/Military_Squirrel_by_designbynilo.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5610764202819597490" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23:45... sinirimi bozan şeyler var.. &lt;br /&gt;seçim araçlarını yakıp üzerlerinden tavşan misali atlayıp bi de üzerine dilek tutmak istediğim şu günlerde, kapımın önünde halay çekip dans eden adamların "en büyük asker bizim asker," nidalarıyla iyiden iyiye irkildim, kendimden geçtim ve sarsıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1)ey kendini bilmez seçim araçları, ne s*kime bangır bangır açıyosunuz şu aletlerin sesini? Ne diye aynı caddeden milyon kere geçiyorsunuz? Ne diye denyo denyo parçalar çalarak hem sesle hem de müzik zevkinizle beyinleri mıncıklıyorsunuz? Mal gibi seğirterek oy mu toplayacağınızı zannediyorsunuz? hadi geri zekalısınız, öyle  zannettiniz diyelim, e bre ibişler o zaman ne diye insanların huzununu bozup alacağınız iki oyu da yakma peşindesiniz? Yani gerçekten anlamış değilim sizin dünya üzerindeki var oluş nedeninizi. Sanıyorum ki arabanın içinde otururken, çevreye, dünyaya hatta kozmik samanyoluna ne denli bir gürültü kirliliği yaydığınızın farkında değilsiniz. Zaten meymenetsiz suratlarınızı tv'de yeterince görüyor, başarısız siyaset girişimlerinizi yakinen takip ediyoruz. e daha kafamızın içine yüksek volumle girmek niye be? Bi s*ktirin gidin demek istiyorum, çok canımı sıkıyorsunuz, ingilizce karakterle anlatmak gerekirse -canimi sikiyorsunuz-beynimi sikiyorsunuz abi anlatabildim mi?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2)Bu asker uğurlama muhabbetini birisi çözdüyse beni de aydınlatsın abi. Nasıl bir kafa olduğunu bi açıklayın gayri. Olm ben askerliğimi Van'da yaptım ama giderken hiç kafa s*kmedim. Efendi gibi bindim uçağa gittim, efendi gibi geldim. Giderken de, gelirken de hiç korna çalmadı babam, apartman önünde halay çekmedik, kapıların ününde Türk bayrağına sarılıp taklalar atmadık, milyon tane gerzo arkadaşımı da alıp insan huzurunun mna koymadım hiç. Sanıyorum ki siz, bu işleri devamlı yaptığınızdan  garip gelmiyor hal ve tavırlarınız ama size şu kadarını söylemek lazım ki harbiden olmamalısınız! Hayırlı tezkereler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3)Bugün bambaşka bir post girecektim ama biraz önce yaşananlar sinirlerimi hayli bozdu. İzlediğim film de beni yeterince üzdü. kısacası bu gecenin en güzel tarafı soğuk bira ve kitap oldu. Bira kitabın üzerine dökülmeseydi daha güzel olacaktı. soğuk biralı kitap can yaktı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://designbynilo.deviantart.com/art/Military-Squirrel-97343070?q=boost%3Apopular%20military&amp;qo=17"&gt;görsel &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-8535802519617968891?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/8535802519617968891/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=8535802519617968891&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/8535802519617968891'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/8535802519617968891'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/05/2345.html' title='23:45'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-P09K64vsOqA/Td1wULuKNLI/AAAAAAAAAPk/EWQeSPLhsRU/s72-c/Military_Squirrel_by_designbynilo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-593987911874443184</id><published>2011-05-23T23:19:00.008+03:00</published><updated>2011-05-24T10:41:29.362+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halime teyze'/><title type='text'>Aradığım hatun sen değilsin Halime Teyze!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-VYJ8tSt77TY/TdrGS8SigSI/AAAAAAAAAPc/qrDoUY7A-64/s1600/Grandma_by_evilengine9.png"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 398px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-VYJ8tSt77TY/TdrGS8SigSI/AAAAAAAAAPc/qrDoUY7A-64/s400/Grandma_by_evilengine9.png" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5610014314567205154" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nereye gidiyorsun Halime Teyze? Elinde plastik poşetlerle, doğayı ve türlü canlıyı önemsemeden her sabah nereye ilerliyorsun? Plastik torbanın içinde, senin yeşile çalan dişlerinin arasında ezilmemek için haykıran organik domateslerin çığlıklarına kulak tıkayarak nereye seğirtiyorsun? Kalın çerçeveli gözlüklerin var, saçların sarı beyaz kıvamda, boyun olsa olsa 1.50. Aradığım kadın sen değilsin demeye çalışıyorum Halime Teyze. Peki her şey bu kadar netken neden her sabah gördüğüm ilk hatun sen oluyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya üzerinde bazı bilinmeyenler var biliyorum. Dünya dışında da var tabii ki; her yer bilinmeyenle dolu aslında. Bi boka hakim olamadığımı fark ettiğim şu günlerde,  nereye gittiğini bilmeyen bir meteor parçası gibi hissettiğim şu saatlerde, senin dünya üzerindeki varlığının nedeni, beni bilinmeyen diğer her şeyden çok daha çekiyor teyzecim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zihninde yaşam partikülleri olma ihtimali, yaşın dolayısıyla biraz zor geliyor bana ama sanki hala düşünebiliyorsun sen. Denizin dibinde asırlardır el değmeden saklanan bir deniz süngeri kıvamına dönüşmesi muhtemel beynin beni bile tokatlayabilir gibi hissediyorum bazı sabahlar. Her sabah bir amaca doğru ilerliyorsun sanki. Dünyanın merkezi seni çağırmış, bilinmeyen türlü varlık sanki seni kahvaltıya davet etmişçesine anlamlı anlamlı yürüyorsun Halime Teyze.  Eski ruhlar yumurtanı haşlıyor, antik kahramanlar gelişinin şerefine demli çayları koyuyor, doğanın ruhu boğazını temizleyip senin için bir parça mırıldanıyor. Sen 90ı aşmış yaşına bakmadan aynı kıyafetlerle yavaş yavaş seyirtiyorsun. Miyazaki animasyonlarından fırlamış bir karakter gibisin resmen. Bazı sabahlar Miyazaki'nin çizgilerinden kaçan bir karakter olduğunu ve çizerden kaçıp kurtulmak için aradığın bir mürekkep çukuru olduğunu düşünüyorum yaşlı teyzecim.  Her sabah şaşırmadan, geç kalmadan, aksamadan ve tökezlemeden penceremin önünden geçip uzaklaşıyorsun. Sen geçerken hava bazen çok kapalı oluyor, bazen her şey net ve parlak. Ama değişmeyen tek şey senin hiçbir şeyi umursamadan geçip gitmen Halime Teyze. Nasıl oluyorsa sen hiç geç kalmıyorsun. Her sabah, bazen kar tutmuş, bazen güneşten ensesi pişmiş kırık kaldırım taşlarının sırtına basarak yürüyüp ilerliyorsun. Varlığın aklımı kara deliklerin gizeminden daha çok karıştıyor Halime Teyze. Evrenin gizemi sen varken beni şaşırtmıyor. Sen olunca evren basit bir yemek tarifi gibi anlamsız geliyor nedense. Haşlanmış havuçlar, kızarmış patatesler ve kısık ateşte pembeleşen soğan gibi geliyor tüm bilinmeyenler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolun sonunda bir noktaya dönüştüğün zaman ben kıllanan adam gibi elimde bi bardak çayla senin beynimde yok oluşunu izliyorum. Senin varlığını, var ettiğim dünyanın bir parçası olarak görmek bana nedense pek zor geliyor. Nereden gelip nereye gidiyorsun bilemiyorum Halime Teyze ama beni çok işkillendiriyorsun… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;a href="http://evilengine9.deviantart.com/art/Grandma-157424189?q=boost%3Apopular%20grandma&amp;qo=25"&gt;görsel&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-593987911874443184?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/593987911874443184/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=593987911874443184&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/593987911874443184'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/593987911874443184'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/05/aradgm-hatun-sen-degilsin-halime-teyze.html' title='Aradığım hatun sen değilsin Halime Teyze!'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-VYJ8tSt77TY/TdrGS8SigSI/AAAAAAAAAPc/qrDoUY7A-64/s72-c/Grandma_by_evilengine9.png' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-5750584843343129769</id><published>2011-05-12T14:02:00.001+03:00</published><updated>2011-05-14T18:45:05.076+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='orta yaşlı iri memeli teyze'/><title type='text'>Peşimi bırakır mısın artık?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-guORIFENvkw/Tcu-U0XOBFI/AAAAAAAAAPQ/e-19Lgb8H3c/s1600/this_bus_is_sinking_fast_by_naispiegel.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-guORIFENvkw/Tcu-U0XOBFI/AAAAAAAAAPQ/e-19Lgb8H3c/s400/this_bus_is_sinking_fast_by_naispiegel.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5605783426055406674" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen, memeleriyle beni tokatlamaktan zevk alan iri teyze! Otobüs maceralarımın vazgeçilmez kadını. Ne zaman, umarım bugün gelmezsin desem, hemen o an, bir şekilde, belki kozmik şakacı, belki de ilahi adalet vesileyisle biniveriyorsun kırmızı otobüsün içine; sol farı kırılmış, tamponu çamurdan şekil değiştirmiş o kırmızı aşk otobüsünün midesine giriveriyorsun teyze. Süzülüyorsun yavaş yavaş. Hedefine ilerleyen bir yılan gibisin orta yaşlı teyze. Nasıl bu kadar kaygan ve azimli olabiliyorsun hayret ediyorum doğrusu ama böylesin sen işte! Gerekirse tüm otobüsü yutabilecek kapasitedesin orta yaşlı teyze. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; O kalabalık nedense seni engelleyemiyor ve yaklaşıyorsun yanıma sanki 55 kiloluk çıtır bir kızcağız gibi. Ama yanaştığın yetmiyor iri teyze, yanaştığın hiç yetmedi bugüne kadar orta yaşlı teyzem. Terli memeleriyle sırtıma tai masajı yapıyor ve üzerindeki yoğun soğan ve salça kokusuyla beni köyüme göndermeyi çok iyi biliyorsun orta yaşlı teyze. Sen bir zaman leydisinin iri memeleri orta yaşlı teyze. Sen zamanda seyahati bilim insanlarından önce bulmuş bir dahisin bana göre! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hey teyze bir daha aynı otobüse binmememiz için sana para teklif etsem bana kızar mısın? Bana darılır mısın? O sıkıcı yol boyunca, bıyıkları yeni yeni terlemiş muavinin tiz sesi içimi gıcıklarken, otobüsün iri şoförü yolcuları azarlarken, senin iri bedenin tarafından taciz edilmemek için evine her Cuma iki kilo soğan ve bir kasa salça göndersem benim yakamı bırakır mısın? Çok sıkıldım senden bana kabir azabı yaşatan iri memeli orta yaşlı teyze. Gerçekten çok sıkıldım seninle aynı yola baş koymaktan. Artık peşimi bırakır mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı, her sabah mütemadiyen yanıma sokulan, bilinçli ya da bilinçsiz bana eziyet eden orta yaşlı teyzeye adanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öperim hepinizi ama seni öpmem orta yaşlı teyze, seni asla öpmeyeceğim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://naispiegel.deviantart.com/art/this-bus-is-sinking-fast-26697945?q=boost%3Apopular%20crowded%20bus&amp;qo=57"&gt;görsel &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-5750584843343129769?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/5750584843343129769/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=5750584843343129769&amp;isPopup=true' title='21 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/5750584843343129769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/5750584843343129769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/05/artk-pesimi-brakr-msn.html' title='Peşimi bırakır mısın artık?'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-guORIFENvkw/Tcu-U0XOBFI/AAAAAAAAAPQ/e-19Lgb8H3c/s72-c/this_bus_is_sinking_fast_by_naispiegel.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>21</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-1168036639607109794</id><published>2011-05-09T19:50:00.005+03:00</published><updated>2011-05-09T20:00:37.496+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rüya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ip'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hürrem'/><title type='text'>Derya rüya görmesin diyenler?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-HYLAVwCNAjg/Tcgb_lqGBuI/AAAAAAAAAPI/CthFoyi06fs/s1600/_Television_screen__by_Nonnetta.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 220px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-HYLAVwCNAjg/Tcgb_lqGBuI/AAAAAAAAAPI/CthFoyi06fs/s400/_Television_screen__by_Nonnetta.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5604760515516958434" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asmalı’da bi kaç bira içmek için oturmuşken, Derya’nın rüyasını anlatmasıyla kendimizden geçmemiz bir oldu. Hayatımda hep ilginç adamlar tanıdım ben. Harika insanlarla dostluk ettiğim gibi, gereksiz insanların da hayatıma salça olmasından kurtulamadım ne yazık ki. Ama hayat bu demekti işte; aptal insanları sahneye almama oyunu! Ve Derya iki çizgi arasında bir yerlerde gezinen iri bi çocuktu. Derya hep saçma hikayelere konu olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mis gibi kokan bi ormanda yürüyorum abi. Ama nasıl anlatsam, yani bildiğin cennet gibi kokuyor mekan. Etrafta kuşlar cikcikliyor, mavi gökyüzünden kızıl yapraklar düşüyor tepeme, sanki görselliği tavan yapmış bi Güney Kore filmindeymiş gibi hissediyorum kendimi. O kadar mutluyum ki anlatamam.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bi bira daha alabilir miyim,” dedi Merve Güney Kore görselliğini skine takmadan. &lt;br /&gt;“Kızım bi dinle, bi hisset şu rüyayı ama ya,” diye çıkıştı Derya. Güneş henüz batmadan 3-4 bira içmişti ve sanki güneşin kızıllığını emen büyülü yanaklara sahipti. Kendi kendine cıkcıkladı ve rüyasını kaldığı yerden anlatmaya başlayacakken Merve bu sefer de sigara sarmaya başladı. Kuru kağıdı ıslak dudaklarının arasında sıkıştırdı ve Derya’ya baktı ruhsuzca. Kapkara gözleri vardı Merve’nin, içinde kaybolan maceraperestlerin çığlıklarıyla dolup taşan bir mağara gibiydi gözleri… Merve çok iyi sigara sarardı. Merve, beyine dolma saracak bi hatun değildi ve bence dünyadaki en iyi sigara sarıcısıydı! Derya, sigara içmeyi 3 gün önce sonlandırdığından, havada süzülmesi muhtemel dumanı düşünmekten kendini alıkoymaya çalışarak devam etti anlatmaya. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sonra abi, tüm görsel zenginliğin arasında, o cennetsi kokunun içinde, belime bağlı bi ip olduğunu fark ettim. Bi an cennetin merkezine bağlı olduğumu düşündüm. O ip kutsal bi şeylere bağlı olmalıydı. İpi gülümseyerek tuttum ve arkamı dönüm, biliyordum ki basit ip evrenin merkezine iniyordu.” &lt;br /&gt;“Eee ne gördün arkanda?” dedim yapay bi meraklanmayla. &lt;br /&gt;“Televizyon,” dedi Derya. “En son çıkan samsung led tv’lerden birinin altına ayaklı masa yapmışlar onu da belime bağlamışlar. İşte ben yürüdükçe o da arkamdan geliyormuş.” &lt;br /&gt;“İyiden iyiye mallaştın sen Derya, bak söylemedi deme,” dedi Merve ve acımadan sigarasını yakıverdi. Dumanı içine çekti ve bıraktı, çekti ve bıraktı, çektiiiii ve bırakmadı; yuttu ve kaybolup gitti duman. &lt;br /&gt;“Abi ciddi söylüyorum, led tv vardı arkamda ve Muhteşem Yüzyıl oynuyordu ekranda.” &lt;br /&gt;Patlattım kahkahayı. Cennetin en ücra yerinde, havada uhrevi kızıl yapraklar dolanırken beline bağladığı televizyonda muhteşem yüzyılı izleyen Derya’yı düşündüm. Gerçekten komikti. &lt;br /&gt;“Kanalı değiştirseydin bari,” dedi Merve. Derya, kimseyi sallamayan Merve’nin onun rüyasına ilgi gösterdiğini fark edince hemen bi bira daha istedi, keyiflenmişti. “Değiştiremiyorum kızım işte sorun da bu. Ne çıkarsa onu izlemek zorundaymışım ve ters ters yürüyüp bi yandan diziyi izlerken bi yandan da onu zihnimden atmak zorundaymışım.” &lt;br /&gt;“O ne demek be abi?” dedim saçmalamayı ilerleten Derya’ya. &lt;br /&gt;“Abi işte orası büyülü bi mekan ya, ben de zihnime hakim olup belime bağlı televizyondan kurtulmaya çalışıyorum. Anladın mı?” Doğrusunu söylemek gerekirse pek anlamamıştım, anlamak da istememiştim belki. Merve’ye baktığımda, meraklı gözlerle Derya’yı süzdüğünü fark ettim. Demek ki rüya gerçekten ilginçti ve mal olan bendim. Dinlemeye devam ettim ben de.&lt;br /&gt;“Ters ters yürümeye başladım. Bi yandan Hürrem’in “ööğğlümü verin bana, çocuğumu caldiniz,” nidalarını aklımdan kovmaya çalışırken bir yandan da düşmemeye çalışıyordum. Rüyaya adım attığım cennet kokulu mekan etkisini yavaş yavaş yitirmeye başlamıştı. Zihnime hakim olamıyordum. Sonra bi an ağaçların kokusunu çektim içime ve her şey karardı. Ekrandaki Hürrem yok oldu. Başardım zannederek mal mal sırıttım gökyüzüne.” &lt;br /&gt;“Eee başaramadığını nasıl anladın?” diye sordu Merve. &lt;br /&gt;“Ekranda gayet ağır bi porno başlayınca fark ettim,” dedi Derya sırıtarak. Merve, kaşlarını havaya kaldırdı ve biraz duraksadıktan sonra birasından sert bi yudum aldı. &lt;br /&gt;“Abi dayanamadım inanamasın, sanki bi şeyler beynimi ele geçirdi ve olan oldu işte.”&lt;br /&gt; “Yuh be abi!” dedim. “Cennetin ortasında tohumlarını mı saçtın yani, hem de beline bağlı bi televizyonda porno izleyerek. Bu mudur?” O sırada Merve Derya’nın ensesine bi tane patlattı. “İğrençsin abi farkındasın değil mi?”  &lt;br /&gt;“Kızım ben de farkındayım ama bak bununla da bitmedi. Ekrandaki kadını yalayıp yutan şerefsiz işi bırakıp bana döndü ve ilk sınavdan kaldın, dedi. İkinci sınavın için hazır mısın diye sordu. Tamam falan dedim kekeleyerek. İkinci sınavım neymiş biliyor musun abi?” &lt;br /&gt;Ne Merve’den ne de benden ses çıktı. İkimiz de bu saçma rüyanın içinde bi yerlerde kaybolmuştuk sanki. &lt;br /&gt;“Adam beni ekranın içine çekti ve biraz önce takıldığı hatunu, içinde bulunduğu kötü hayatından kurtarmam gerektiğini söyledi. 2. görevim son derece yetenekli bir porno oyuncusunu Hatay’daki ailesine teslim etmekmiş, ailesi onu yıllardır bekliyormuş.” &lt;br /&gt;Derin bi sessizlik oldu. Biramdan sert bi yudum alıp Merve’ye baktım sonra bi anda yarıldık biz. Ama nasıl gülüyoruz. Biralar falan döküldü yerlere. Hatay ne be abi? Porno yıldızını ekrandan içeri girmek suretiyle Hatay’daki ailesine teslim etmek nasıl bir görev!? Bu nasıl bir rüya? Derya daha anlattı, daha çok saçmalamış rüyası, paralel evrenlere falan kaymıştı ki zorla susturduk adamı.&lt;br /&gt;Derya sana sesleniyorum, dur ya düşündüm de seslenmiyorum ulan, zaten yeterince vaktimi çaldın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://nonnetta.deviantart.com/art/Television-screen-96787496?q=boost%3Apopular%20television&amp;qo=1"&gt;görsel &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Öperim hepinizi…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-1168036639607109794?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/1168036639607109794/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=1168036639607109794&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/1168036639607109794'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/1168036639607109794'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/05/derya-ruya-gormesin-diyenler.html' title='Derya rüya görmesin diyenler?'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-HYLAVwCNAjg/Tcgb_lqGBuI/AAAAAAAAAPI/CthFoyi06fs/s72-c/_Television_screen__by_Nonnetta.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-1887297974883562008</id><published>2011-05-03T16:20:00.004+03:00</published><updated>2011-05-03T21:18:50.287+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ağustos'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='internet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yasak'/><title type='text'>dünyanın içinde ama insanların pek bi uzağında ..</title><content type='html'>Resim de koyayım dedim ama haber sinirlerimi bozdu sonra sokarım dedim resmine! Habere gel!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzide memleketimde çalımlar, şutlar, goller üst üste! Devlet attı 2-0 oldu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz yasaklı kelimeler sarsıntısını üzerimizden atamadan şimdi bir de internetin ölüm haberi geldi. Aniden ve acı geldi ama!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağustos ayında yürürlüğe geçecek olan yasayla artık devlet nereye isterse sadece oraya girebileceksiniz. Evet, yanlış duymadınız; gireceğiniz deliği de devlet büyükleri seçiyor. Siz sadece girme işlemini yapıyorsunuz. O da pek zor olmasa gerek,e bu ne rahatlık, sevinmelisiniz! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin, Tayland, İran  gibi aşırı baskıcı ülkelerde kullanılan sistem artık Türkiye’de.  böyle yazınca sanki süper bi sistem gelmiş gibi durdu değil mi? Son yenilikler artık Türkiye’de!! Yeterince bekledik ama sonunda ona ulaşabileceğiz… Yoo hayır, hiç de öyle değil maalesef. Devlet baba elinde kırbacıyla interneti de yola getirmeyi bildi sonunda. Uslu uslu gireceksiniz artık internete çocuklar. Babanızın sözünden dışarı çıkmayacak, ananızın tarhana çorbasını içerken usul usul gezineceksiniz ağlarda. Tabii ki belirlenen ağlarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu filtreleme sistemi zaten kullanıyordu ama “istendiği takdirde” şimdi ise büyüklerimiz bunu ite kaka zorunlu hale getirmişler. Yani onların dediği doğrudur olayı bu! Bakınız günden güne nasıl da demokratikleşiyoruz. Hatta öyle bi demokratikleştik ki, artık interneti bile devletin uyguladığı süzgeçten geçerek kullanabileceğiz. O, gir derse girecek yok girme bu sayfa aşırı “sanat” içeriyor derse uzak duracağız! Böyle demokrasiye can kurban! Haa demokrasi demişken, bu filtre sistemi youtube vs gibi sayfaları de hiç sevmiyor yani youtube’u artık unutabilirsiniz. Dns falan yalan oldu. Gerçi başbakn da söylüyordu ben değiştirip giriyorum diye. Bu filtre sistemini de çökertebilirse belki bize de öğretir biz de gireriz bi şekilde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tarz hareketler kısaca şöyle açıklanabilir efenim. İçki kötüdür ve içki içen kaza yapar, o zaman içki yasaklansın! Sigara öldürür, sigara yasaklansın! Yüksek ses sağır edebilir, barlar yasaklansın! Aşk kalp çarpıntısı yaratabilir, aşk yasaklanın. Sex istenmeyen çocuklara sebebiyet verebilir sex yasaklansın! Düşünmek bazen sakıncalı olabilir, düşünmek yasaklansın! Yaşamak sıkıcı olabilir, yaşamak yasaklansın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani demem o ki, bi kaç sene sonra hepimiz yeşerip filiz vermeye başlayacağız zira ottan pek bi farkımız olmayacak gibi. Dünyanın içinde ama insanların pek bi uzağında olacağız! Yeni olan her şeyin uzağındaki saksımızda ne güzel muhabbetler çeviririz, diyen varsa uzasın hemen, sevmem sizi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öperim hepinizi…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-1887297974883562008?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/1887297974883562008/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=1887297974883562008&amp;isPopup=true' title='18 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/1887297974883562008'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/1887297974883562008'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/05/dunyann-icinde-ama-insanlarn-pek-bi.html' title='dünyanın içinde ama insanların pek bi uzağında ..'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><thr:total>18</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-1498052668895906918</id><published>2011-04-28T19:49:00.006+03:00</published><updated>2011-05-13T20:45:55.797+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yumuşak makine'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='william burroughs'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yasak'/><title type='text'>Süper kahraman mısın muzır neşriyat, neyin nesi kimin fesisin?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-AhM3JEq2qKQ/TbmnvdivsJI/AAAAAAAAAPA/ORZdRHHoQDI/s1600/%25C4%25B0%25C3%25A7erik.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 277px; height: 182px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-AhM3JEq2qKQ/TbmnvdivsJI/AAAAAAAAAPA/ORZdRHHoQDI/s320/%25C4%25B0%25C3%25A7erik.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5600692045437972626" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu yine iş başında! İsme baktığınızda bi süper kahraman imajı çiziyor gibi görünebilir bu kurul. Ada baksana bi: Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu! Uuuuuuv! çok fiyakalı.. Mavi taytını çekmiş, kırmızı pelerinini asmış sırtına, iyi ve sevimli insancıkları kötülükten uzak tutmak için canını dişine takan bir topluluk olmalı, diye düşünüyor insan ismi okuyunca. Ya da, iyi insanları karanlığın ateşinden korumaya and içmiş, içinde harika insanların barındığı bir topluluk zannedebilirsiniz bu ekibi, gayet fantastik bir ekip olmalı; hepsinin ayrı bi gücü var ve kaçırılan masum çocukları kurtarıyorlar iblislerin elinden. ufff çok fiyakalısınız... yerler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ama ne yazık ki gerçekler böyle yumuşak ve eğlenceli değil! Bu topluluğun gayet fantastik kafalardan oluştuğu doğru zira kitapları amaçsızca yasaklayıp kendi kendilerine çoştukça coşabiliyorlar.  Dünyayı yerinden oynatmış yazarların eserlerine "höömmm ben okudum bunu ismail ama bi bok anlamadım bi de sen bak bakalım. Sen de anlamazsan yasaklarız olur biter," deyip kitapların bir sanat eseri olup olmadığına dahi karar verebiliyorlar! Evet şaşırmayın bu teşkilat son olarak W. Burroughs'un Yumuşak Makine'sini yasaklamış bulunuyor. Bu kitabı çocuk okur mu abi? Analar babalar okuyacak olm bu kitabı!! çocuğun ne işi var beat kuşağıyla?! diye düşündüğünüzü hissedebiliyorum. hakkaten artık iş çığrından çıkmaya başladı!  Evet, her an raflardan toplatılmasına başlanabilir..  Karar ise romanın edebi bir kimlik taşımıyor olması!! Buna kim karar verdi diyecek olursanız işte bu teşkikat vermiş. Hani yeni buluşmalarda, dost sohbetlerinde sorarız ya yeni elemana,  "ne bitirdin abi?" diye. işte adam söyler "şunu bitirdim ama ben bu mesleği yapıyorum," falan. İşte sanıyorum bu teşkilat da kendi mesleğini yapamayanlardan. Kazara bir bölüm bitirip, saçma bir hayata kavuşanlardan.. Çok fazla bıdıbıdı yapmadan şunu şöylemek istiyorum ki cahilliğin pirim yaptığı günümüzde kafalar iyiden iyiye sulanmaya başlamış bunu fark ettik bu apansız çıkışlarla. Ben romanı okumadım o yüzden ne kadar "edebi" olduğunu size söyleyemeyeceğim :))))) diğer beat kuşağı yazarlarını pek seven ve çoğu beat kuşağı romanını yalayıp yutmuş bir insan olarak yarın ilk iş alıp okumaya başlayacağım romanı. toplatılmadan almalı bence!! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu memleket ne yasaklar gördü sayın Burroughs, kendinizi özel zannetmeyin lütfen.. Off çok canım sıkıldı yine. hadi görüşürüz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-1498052668895906918?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/1498052668895906918/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=1498052668895906918&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/1498052668895906918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/1498052668895906918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/04/super-kahraman-msn-muzr-nesriyat-neyin.html' title='Süper kahraman mısın muzır neşriyat, neyin nesi kimin fesisin?'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-AhM3JEq2qKQ/TbmnvdivsJI/AAAAAAAAAPA/ORZdRHHoQDI/s72-c/%25C4%25B0%25C3%25A7erik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-2026509338870383499</id><published>2011-04-22T21:15:00.006+03:00</published><updated>2011-04-22T21:37:25.300+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='arzu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='idiot 5li'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kaybedenler kulübü'/><title type='text'>Hepimiz Arzu'yu seviyoruuuuzzz ullleeeeen!!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-YrDw2eObAhE/TbHIaHUp9lI/AAAAAAAAAO4/7SunJxlITBs/s1600/0edd2744c180826b970e2ed7608ed5d0.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 239px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-YrDw2eObAhE/TbHIaHUp9lI/AAAAAAAAAO4/7SunJxlITBs/s320/0edd2744c180826b970e2ed7608ed5d0.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5598476162766075474" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Abi, Kaan’ın evlenebilme ihtimalinin olduğunu hiç düşünmemiştim! Hadi sen evlendin Kaan, hadi bi katakulliye geldin ve evlendin abi. Peki ya sen Arzu? Sen nasıl evlendin be kızım? Sonsuz evrende dolanan, evlenebilme ihtimalleri hiç olmayan iki insanın birbirini bulup evlenmesi nedir peki? Kozmik şakacı bana yaptığın bu bitmez oyunlar yüzünden bi gün gerçekten fena bozuşacağız haberin olsun!” dedi Cenk ve elindeki Voktayı fondipleyiverdi. &lt;br /&gt; “Ver abi bi votka daha ver lütfen,” dedi sonra garsona tükürükler saçarak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaan ve Arzu’nun evlendikleri akşam saçma olaylar yaşanacağını adım gibi biliyordum ve o aptal kişi olmak istemediğimden gerekli tüm önlemleri kendimce almıştım. *İçki içmeden önce düğün yemeğinden fazlasıyla yemiştim. Aç karnına içmek insanı %34 daha fazla çarpıyordu. Hatta yanımda oturan amca dansa kalktığında, tırtıklamak suretiyle adamın yemeğine de musallat olmuştum. *O gece çok içki içeceğimi biliyordum. İşte bu yüzden içmeden önce zeytinyağı damlatılmış ayran içmeyi ihmal etmemiştim. Artık asla kusmayacaktım. *Arzu’yu karşımda gördüğümde konuşma kabiliyetimi kaybetmemek için yanıma bol bol ahududulu sakız almıştım. Hatta yemekte bile ara sıra çıkarıp çiğniyordum. Bilmeyenler için söylüyorum: ahududu esansı kendine güveni arttırır ve sakız çiğnemek çene kaslarını çalıştırdığından, insana saatlerdir konuşuyor hissi vererek, gerekli sosyalliği sağlamış olur. *Sinirlerime hakim olmak için sigara içmiştim. Sigara insanı sakinleştirir hafif dozlu hülyalara gark ettirir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etrafa şöyle bi baktım. Kır düğünüydü. Salak çocuklar etrafta koşuşturuyor, fotoğrafçılar flaşlarını patlatıyor, hanımlar beyler içkilerini içip muhabbet ediyor, geniş çim alanın üzerindeki grup yavaş yavaş müziklerini icra ediyordu. Cenk, Ahmet, Burak, Murat, Recai ve ben; yani Arzu’nun eski sevgilileri İtalyan mafyası şeklinde tasarlanmış takım elbiselerimizle gerçekten çok aptal görünüyorduk. Davetliler bize gülümseyerek geçiyor, bize birkaç gün önce güzel gibi gelen bu fikir, bu gülüşler nedeniyle artık pek de mantıklı gelmiyordu. Takım elbiselerin arasında terleyen sahte don corleone'lerdik ve kimse üzerinde bi ağırlığımız yoktu ne yazık ki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben Arzu’yu hâlâ seviyorum abi,” diyen ilk kim olacak diye düşünürken Cenk bombayı patlattı ve aynen bunları söyledi. Gözleri yaşarmıştı ve gerçekten çok aptal görünüyordu. Ahmet de kendini tutamadı ve 20li yaşlarda beline kadar uzanan saçlarıyla çok prim yapan halinden eser kalmamasına rağmen o da aşkını itiraf etti. Burak biraz sinirliydi. Arzu’nun hiçbir zaman evlenmeyecek gibi duran o asi yapısını, o muhteşem karizmasını nasıl yitirdiğini düşünüyordu. Ama o da itirafta bulundu. Recai geçen sene evlenip aynı sene boşanmasına rağmen o da itiraf etti. Bi tek ben kalmıştım itiraf etmeyen. Belki yukarda yazdığım önlemler belki de içtiğim onca votkadan mı bilmem söyleyemedim o an. 5 kaybeden adam bana ısrarla bakıyor ve “evet, hadi abi söyle. Bilmediğimiz bi şey değil, hadi,” diyordu. Dayanamadım ve söyledim. Hepsi içkilerini havaya kaldırdı ve ismimi haykırdılar. Sanki bendim mna koyayım Arzu’yla evlenen. Ya da sanki onlardı eski aşklarını tekrar kazanan. Hayır onlar kaybedenler kulübüne bi salak daha katıldığı için kendi salaklıklarından bir parça eksildiğini düşünüyorlardı. Ama tabii ki gerçek gerçekti. Hepimiz kocaman gerizekalılardık! Hiçbirimiz Arzu’yu elinde tutamamıştı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman geçiyor ama Arzu ve Kaan’ın yanına gitmeye kimse cesaret edemiyordu. Dahası Cenk alenen ağlamaya başlamış, Burak da ağladığını belli etmemek için siyah güneş gözlüğünü takmıştı. Saat nerden baksan akşam 9du! Çocuklar Cenk’le “kör adaaam kör adaaam,”diye dalga geçmeye başlamışlardı bile! Recai’nin sinirden elleri titriyor, içkisini üzerine döküyordu, Ahmet ağlamamak için sürekli gökyüzüne bakıyordu. Murat pistte tek başına dans etmeye başlamıştı bile! İşte o an Arzu’nun yanımıza geldiğini fark ettim. Yukarda yazdığım tüm önlemler bir anda uçup gitti. Çenem, çiğnediğim sakızla yapıştı, midem bulandı ve gözlerim yaşarmaya başladı.Hissedebiliyordum, çok fena batırmak üzereydim. Tanrım ne büyülü bi güzellikti. Aklıma 19 yaşındayken Arzu’yla ilk öpüşme anımız geldi. İkimiz de saçlarımızı kazıtıp mohawk yapmıştık. Bir daha asla ayrılmayacağımızı falan gevelemiştik şarapçılar parkında. Ama şimdi karşımda gelinliğiyle duruyor ve ben yaşlandığımı hissediyordum. 80 yaşımı çoktan aşmıştım sanki. Eklemlerim sızlamaya başlamıştı. Kafam kazan gibiydi. Tam o an Recai bayılıverdi. Yere öylece düştü. Arzu ona bakmak için ilerlerken ben elini tuttum ve “Boşver bu senin gecen,” dedim. Ağzımdaki sakız her yanımı sarmıştı sanki. Kelimelerim birbirine dolanmış haldeydi. Artık4 kişiydik. Gözleri kızarmış ben, alenen ağlayan Cenk, güneş gözlüğünün altından gözyaşı sızdıran Burak, Arzu’ya bakmamak için gökyüzünü izleyen Ahmet...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arzu aptallığımızın farkındaydı. Bize baktı gülümseyerek ve “Evleniyorum,” dedi. Ahmet bakışlarını Arzu’ya çevirdi “seni seviyorum,” dedi birden. Hepimiz şaşıp kalmıştık. bi tek Arzu şaşırmamıştı sanki. Ondan gazı alan Cenk hıçkıra hıçkıra aşkını ilan etti. Sümüğü masaya doğru inişe geçmişti ama kafası o kadar iyiydi ki farkına bile varmadı. Burak, güneş gözlüğünün ardından itirafını gerçekleştirdi. Sanki gözlüğünün altında fıskiyeler vardı gerizekalının. Arzu bana bakıyordu. Sanki diğerlerinin düştüğü durum hoşuna gitmiş gibiydi. O an Arzu’ya olan tüm sevgim uçup gitti. Sessizliğimi görünce “peki ya sen?” dedi bana. İçlerinde en çok beni sevmişti bunu herkes biliyordu. “Hayır,” dedim. “Ben senin düğününü kutlamaya geldim.” Şaşırdı, sanki morali bozuldu. Bir an düşündü. “Seni seviyorum,” dedi. Olduğum yerde kalakaldım. Mermerden bir heykel gibi bakakaldım Arzu’ya. “Seni hep sevdim,” dedim yelkenleri suya indirerek. “Sana ağğğşıığıım Arzuuuuu!” diye inledim. Müziğin ara verme zamanıyla aynı zamanda böğürmem hoş olmadı tabii. Herkes bana nefretle bakıyordu. Yaptığım tüm önlemler boşa çıkmıştı skeyim. Ama olsun Arzu beni seviyordu! Demek ki Kaanla evlenmesi formaliteydi. Arzu gözlerimin içine baktı “Ben evleniyorum.Büyüyün artık!” dedi ve öylece uzaklaştı. Mal gibi kalakaldım. Masadaki tuzluk olmayı diledim tanrıdan. Orada olmamayı diledim. Arzu bana bunları söyletmek için oyuna getirmişti beni. Hepimizin kıçına son birer tekme atmak istemişti ve isteğini çok güzel yerine getirmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düğünden atılmamız çabuk oldu. 6 İtalyan mafyası kılığındaki idiot ağlak adam artık düğünün dışındaydı. Hiç konuşmadan kaldırımda oturuyor ve dışarıdan gelen düğün müziğini dinliyorduk. Hayatımda dinlediğim en kötü düğün müziğiydi ve kaybeden 6lı hâlâ ağlıyordu. Ağlamak kaybeden 6lıya pek yakışıyordu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://drmarten.deviantart.com/art/Punk-Love-20496973"&gt;görsel &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-2026509338870383499?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/2026509338870383499/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=2026509338870383499&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/2026509338870383499'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/2026509338870383499'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/04/hepimiz-arzuyu-seviyoruuuuzzz.html' title='Hepimiz Arzu&apos;yu seviyoruuuuzzz ullleeeeen!!'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-YrDw2eObAhE/TbHIaHUp9lI/AAAAAAAAAO4/7SunJxlITBs/s72-c/0edd2744c180826b970e2ed7608ed5d0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-7895603957256004140</id><published>2011-04-21T01:25:00.005+03:00</published><updated>2011-04-21T09:59:25.093+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nuriye teyze'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='lost'/><title type='text'>Ayak parmaklarını herkes aynı iş için kullanmayabilir</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-sFPGLdG6qDQ/Ta9d2eliBYI/AAAAAAAAAOw/NOnRHU9BWv8/s1600/Grandma_by_TheDLX_Initiative.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 256px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-sFPGLdG6qDQ/Ta9d2eliBYI/AAAAAAAAAOw/NOnRHU9BWv8/s320/Grandma_by_TheDLX_Initiative.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5597796052349617538" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ya Nuriye Teyze gözünü seveyim yapma ama ya!” diye bağırdım artık kendimi tutamayarak. “Valla insanın yapacağı şey değil bu!”&lt;br /&gt; Salonda 6 kişiydik: ben –ki evden biri sayılmazdım ama bu yine de salonun ortasında Nuriye Teyze’nin osuruğunu içime çekmediğim anlamına gelmiyordu, Süleyman –ki o evin sevilen oğlu olarak osuruğu içine çekiyor ve sırf bana inat olsun diye büyükannesine ses çıkarmıyordu, Yeliz- evin güzel ama beyinsiz hatunu, Davut- evin babası; evine ekmek getiren Türk erkeği, eski milli güreşçi, Nurten- evin annesi, yağlı pişi ustası, çocuklarının anası ve Nuriye Teyze, uzayda neden yer kapladığını asla anlayamayacağım hatun kişi, torunlarının ninesi, küfür etmekten hoşlanan kadın, kıllı bacaklarının ve buruşuk teninin ardında bir troll besleyen garip yaratık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nuriye Teyze gözlüklerinin ardında belerttiği kocaman gözleriyle bana bi baktı ki offf o ne bakış. Hemen kafamı önüme eğdim ve sesimi kestim. Daha sonra teyzeden çok net bir damak şaklatış efekti geldi. Duvarda yankılandı şaklama ve yavaş yavaş yok oldu.  O şaklatma efekti bana gerekli olan her şeyi anlatmıştı. “Burası benim alanım,” diyordu ses, “Sakın bi daha benim bin bir yemek parçacığıyla oluşmuş kokuma laf etme ve alanıma işemeye asla çalışma, yoksa alırım seni aşağı!” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yan gözle Süloya baktım. Adam bu kadar mı sevinir arkadaş! Kıkır kıkır kıkırdamalar. Öyle bi eğleniyor, öyle bi keyfi yerinde ki sanki bahar başında hatun bulmuş, her gün sağda solda it gibi takılıyor zanneder adamı gören! Ama nerdeee süloda o meziyet. Mal gibi evde oturur bütün gün, arada bi konsere gider dünyanın en sosyal adamı olur. İşte budur sülo. Tamam her şey iyi hoş da peki ben neden bu garip 5liyle lost izliyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Anane bak anladın mı Jack’in gelecekteki halini gösteriyor şimdi. Şehre geri dönmüş….” Gerizekalı Yeliz’in diziyi benden daha iyi anlamasına mı yanayım yoksa Büyükannenin çok sıkı bi lost fanı olmasına mı şaşırayım bilemiyorum ama bıraksan 82 yaşındaki Nuriye Teyze bütün gün Sawyer tişörtüyle gezer yemin ederim. Ya da onun deyişiyle Seyvir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Gızım o sarı saçlı iri oğlan da gelmemiş miydi şehre, ona noldu o da badem gözlü gızın (kate) aşığı deeel miydi ki?” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyükanne Sawyer’dan bahsederken, gözlerinin büyüdüğünü, dudaklarında köpüklü tükürük birikintilerinin oluştuğunu görebiliyordum. “Yapma,” dedim kendi kendime. “Yapma Nuriye Teyze 82 yaşındasın beni daha fazla şaşırtma bu gece!” Hoppa! Tam bunu düşünürken arkamdan bi şey bana doğru yaklaştı ve çıplak olan kolumu çimdikleyiverdi. Bi an sülonun ayarsız şakalarından biri sandım ama yooook! Bu Nuriye Teyze’nin çimdiğiydi. Kıllı ayak başparmağı ve onun yanındakinin yardımıyla attığı o efsane çimdik! Mahallede kaç çocuğun kabuslarında vardı o kıllı ayaklar size anlatamam. Nuriye, ayak parmaklarıyla yazı yazabilecek yetiye sahip dünyadaki tek büyükanneydi belki de!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yuh ama Nuriye Teyze ya! Yuh yaa! Morarttın resmen!” diye inledim kadının kelpeten gibi parmaklarını tenimden koparıp atmaya çalışırken. “Galk da badem getir hele bana el oğlu,” dedi pek donuk bi tonda sonra hemen ekledi, “durdur lan gıız şunu, ne deyoonuz ıstopa bi basıveren yok mu!?” &lt;br /&gt;Sanırısın koynundan bebeğini çalıyolar kart Nuriye’nin. A dostlar yetişin nidalarıyla bi celallenme bi çoşma, ulan 82 yaşındasın lost senin neyine be teyze ya!! Hadi lostu anladım bi şekilde, ayak parmaklarıyla çimdik atma nedir be teyzem?! Baktım o ara sülo gülmekten kıpkırmızı olmuş. Ama Nuriye Teyze ona bırakır mı ortamı, hemen yapıştırdı balyoz gibi eliyle tokadı sülonun al yanacıklarına. “Sen de gancıklık yapma züleyman! Hâlâ bi gelin getiremedin, ananın salçalı yimeglerinden dada dada götün oldu ganepe gadar, bi de gülüyon pişmiş gele gibi!” O an gülme sırası bendeydi işte. “Oh,” dedim içten içe “Sonunda mal Süleyman da yedi tokadı!” O sırada arkadan bi tekme çıktı, sanırsın kadın 40 yıllık tekvandocu. Aldı attı beni salonun ortasına. “Yani Nuriye Teyze şu yaşımda yerden yere vurdun ne deyim ben daha sana,” diye inledim. Nakavt olmuş bi boksör gibi gururum benimle birlikte yerlerde sürünüyordu.  “Bademleri getir el oğlu, gonuşuyon ama ben duymuyom,” dedi. Yeliz mal gibi sırıtıyor, Davut amca sakallarını kaşıyıp “Kusura bakma evlat,” der gibi kaş göz yapıyor, Nurten Teyze ise donmuş ekrandaki çıplak Sawyer’ın şişmiş göğüslerini süzüyordu. Sonra onun bakışlarını yakaladığımı görünce bi irkildi bi kendine geldi falan ama ben yakalamıştım artık gerisi boş Nurten Teyze. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O an anladım ki hayatımdaki en gereksiz 5 figürle oturup lost izlemenin hiç bi anlamı yoktu. “Tamam,” dedim, “Hemen getireyim senin bademlerini mis kokulu anam,” diye gittim mutfağa. Bademleri aldım, buzdolabındaki altılık birayı da kaptığım gibi sessizce çıkıp gittim evden. 30-40 metre uzaklaşınca deli bi haykırış geldi uzaklardan. İşte o an suratıma bi gülümseme yayıldı, biradan büyük bir yudum aldım, bi kaç badem attım ağzıma ve evimin yolunu tuttum. Hayat lost 5lisinden uzakta daha güzeldi. Badem tatlı, bira köpüklü ve yollar mis gibi kokuyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://thedlx-initiative.deviantart.com/art/Grandma-152993891?q=boost%3Apopular%20grandma&amp;qo=47"&gt;görsel &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-7895603957256004140?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/7895603957256004140/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=7895603957256004140&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/7895603957256004140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/7895603957256004140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/04/ayak-parmaklarn-herkes-ayn-is-icin.html' title='Ayak parmaklarını herkes aynı iş için kullanmayabilir'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-sFPGLdG6qDQ/Ta9d2eliBYI/AAAAAAAAAOw/NOnRHU9BWv8/s72-c/Grandma_by_TheDLX_Initiative.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-9009838961281042552</id><published>2011-04-18T22:46:00.007+03:00</published><updated>2011-04-19T00:18:59.534+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pearl jam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mim'/><title type='text'>-mim- fight to get it back again diyelim o halde!</title><content type='html'>&lt;iframe width="425" height="344" src="http://www.youtube.com/embed/S2yuDM3tyHI?fs=1" frameborder="0" allowFullScreen=""&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;Güzel olan şeyleri geri almak lazım, daha önce onlar bizim olmasa bile bi şekilde onları dudaklarından öpmek lazım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;efenim &lt;a href="http://inanirsakolurbence.blogspot.com/"&gt;ucu açık işler &lt;/a&gt; tarafından mimlenmişim, ee madem mimlendim yazayım dedim ben de. Mim Konusu: ruh halinizi bir söz, bir şarkı bir çalgı bir çengi, işte ne bileyim belki bir vidyo belki bir resimle anlatmakmışşş.. Aydede de anlatmış elinden geldiğinceee..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eveeeeeeeeeeeeeeet İzmir'den döndüm, eski dostlarla görüştüm, yeni arkadaşlarla tanıştım, neşeli sohbetlere daldım, bol bol imza attım (fuarda cıbıl göbüş imzaladım-şaka değil, yaşasın 6.45!!)  epey içtim ama yine sarhoş olmadım, sabahları sodamı içip ağaçların altında gerinirken garip tesadüfler yaşadım, mırıl mırıl mırıldanan kedişlerle yürüdüm, her zaman bi şeyler fısıldamaktan hoşlanan öykücü ağaçların altında  eski arkadaşlarla  kahvaltı yaptım, akşam oldu balık yedim rakı içtim, bi kaç dubleden sonra denize usul usul ilerleyip zavallı çipuranın ailesine özürlerimi ilettim, balığını midesine büyük bir iştahla indiren arkadaşımın tabağındaki balığın içinden bi yüzük çıkar mı diye düşündüm, sonra vazgeçtim böyle saçma şeyleri düşünmekten, yağmurun altında yürüdüm deli gibi ıslandım, bi dilenciyle uzun uzun konuştum sonra dediklerinden hiçbi şey anlamadığımı fark edip sessizce uzaklaştım yanından; Sonra fark ettim ki dilenci konuşmasına devam etti, kısacası dilencinin benimle değil de kendiyle konuştuğunu oldukça geç fark ettiğimi anladım, İstanbul'dan sıkıldığımı İzmir'i özlediğimi fark ettim, İzmir sokaklarında hiç de az anım olmadığını; kiminin iyi kiminin kötü olduğunu düşünüdüm, sonra bu anı yumaklarının üzerine hiç de kısa sayılmayacak aradan sonra bi sigara yaktım, o sigaranın baldan tatlı geldiğini düşündüöm ve dumanı Alsancak'a bırakarak ilerledim, akşam arkadaşlarla çokça içtikten sonra bi dostumun evine neşeyle dönerken yumurta yiyen insanlar gördüm ve yine anlam veremedim bu işe, (içtikten sonra yumurta yenmese keşke ıyyy) kibar şoförlerin de olabildiğini fark ettim, İzmir'in kızlarının gerçekten güzel olduğunu bir kere daha anladım... kısacası güzel İzmir'de güzel şeyler yaşadım... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mimlenen mimozaların mimi düşsün, hanimiş benim mimilerim.. mimlenenler, illa da birilerini mimleyecek diye bi şey yok delirmeyin. başka işiniz mi yok allaşkına. İsteyen mimler istemeyen mimlemez, birisi daha mim derse ağzını burnunu kırıcam ona göre!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://anfaengerwriter.blogspot.com/"&gt;zeugma &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://zoitsa59.blogspot.com/"&gt;zoitsa &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://aslisin.blogspot.com/"&gt;aslısın &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://icimdekihayvanlar.blogspot.com/"&gt;içimdekihayvanlar &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bohemianvibes.blogspot.com/"&gt;bohemianvibes&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-9009838961281042552?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/9009838961281042552/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=9009838961281042552&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/9009838961281042552'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/9009838961281042552'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/04/mim-fight-to-get-it-back-again-diyelim.html' title='-mim- fight to get it back again diyelim o halde!'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/S2yuDM3tyHI/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-3849256032917394008</id><published>2011-04-13T18:08:00.003+03:00</published><updated>2011-04-13T18:12:23.964+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göktuğ canbaba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tılsım-ı kudret'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ozanın şarkısı'/><title type='text'>İzmir Kitap Fuarı'nda İmza Dağıtıyorum Haberiniz Olsun!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-3sLklBbh7BQ/TaW8tr5LhwI/AAAAAAAAAOo/zjqxeRmwhbM/s1600/56973_453556569050_608554050_5540383_4376880_o.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-3sLklBbh7BQ/TaW8tr5LhwI/AAAAAAAAAOo/zjqxeRmwhbM/s320/56973_453556569050_608554050_5540383_4376880_o.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595085605140399874" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16. İzmir Kitap Fuarı'nda 16 Nisan Cumartesi ve 17 Nisan Pazar günleri 2. Salon&lt;br /&gt;606A Laika standında Ozanın Şarkısı ve Tılsım-ı Kudret'i imzalayacağım. Sohbet, muhabbet ve bol bol imza için beklerizzz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-3849256032917394008?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/3849256032917394008/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=3849256032917394008&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/3849256032917394008'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/3849256032917394008'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/04/izmir-kitap-fuarnda-imza-dagtyorum.html' title='İzmir Kitap Fuarı&apos;nda İmza Dağıtıyorum Haberiniz Olsun!'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-3sLklBbh7BQ/TaW8tr5LhwI/AAAAAAAAAOo/zjqxeRmwhbM/s72-c/56973_453556569050_608554050_5540383_4376880_o.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-5517054813661313350</id><published>2011-04-09T21:14:00.005+03:00</published><updated>2011-04-09T23:05:17.811+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pis yayınevi sahibi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hafize teyze'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='roman'/><title type='text'>memeler, yayınevi sahibi, zerdali ağacı ve tabii ki efsane Hafize Teyze</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-4uoFLoc9Qkc/TaCm3EShsaI/AAAAAAAAAOg/b_sZxhX9Fdk/s1600/Dance_by_MissShyly.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 259px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-4uoFLoc9Qkc/TaCm3EShsaI/AAAAAAAAAOg/b_sZxhX9Fdk/s320/Dance_by_MissShyly.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5593654202168619426" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yıllaaaar önce uzun yılaaaaaaaaaaaar önce bir galakside...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bi şeyler içmek ister misin?” &lt;br /&gt;“Evet isterim, isterim tabii ki. Şöyle bol buzlu bi viski olsun ya da soğuk bi cinfiz. Bi dikişte bitireyim. Boğazımdan aşağı inerken çırılçıplak dans etsin sert içki. Ya da çırılçıplak olmasın ayağında parlak, uzun topuklu kırmızı ayakkabıları olsun ve tepinsin deli gibi, öyle canımı yaksın yani!” demek istedim ama diyemedim tabii ki. Mal gibi kaldım bu basit soru karşısında. İdiot gibi baktım yayınevi sahibinin suratına.&lt;br /&gt;“Çay alırım….tabii varsa, yani yoksa sorun değil ama varsa ola...” neler saçmalıyorum!?&lt;br /&gt;Sanki istediğim Guarmo Kokteyli anasını satayım ya! Altı üstü bi çay istedim, onu da söylerken hamur gibi şekilden şekle giriyorum. Offf off nasıl geçecek bu konuşma? Tüh lan şeker de isteseydim keşke, bi daha sksen isteyemem artık!&lt;br /&gt;“Ne anlatmak istedin bu dosyanda?” &lt;br /&gt;“Ee abi okuyunca göreceksin işte niye beni kasıyosun ki? diye böğürmek istedim ama olmadı işte. Sinir olurum bu soruya. Neden benden özetini duymak istiyorsun be adam? 300 sayfalık bi romanı üç dakikada anlatınca yazar olmuyorsun ki, yazınca oluyorsun.. Eee o halde?&lt;br /&gt;“İşte bi yol hikayesi diyebiliriz kabaca, şimdi bi adam var…” diye başlayan cümlemin sonunu nereye bağladım, neden bahsettim hiç hatırlamıyorum ama adamın romanı okuyacağı varsa da okumamıştır kesin. Romanı anlatırken aklıma bin bir şey gelip gitti. İstemediğim şeyler yaparken, yaptığım işe odaklanamam ben ne yapayım. Hafize Teyze geldi bi an aklıma. “Gomşunun gızının bacakları da pek düzgün dee mi oğlum, her bi yeri yerli yerinde, götü başı gıpır gıpır sen ne diyon kınalı guzum?” diye sormuştu seneeer öncesinde.  Sapık Hafize Teyze şimdi aramızda değil ama olsaydı sapıklıklarına devam ederdi kuşkusuz. “Oyyy geçen de bi avrat geldi eve unket miymiş, banket miymiş bi şey yapacakmış, memeleri sanırsın ki rüzgarda sallan zerdali ağacı..” o an Hafize Teyze'nin roman yazmak konusunda benden daha yetenekli olabileceğini düşündüm ve iyice kaybetim güvenimi. “rüzgarda sallanan zerdali ağacı! Vay bee!&lt;br /&gt;“Sence edebiyat nedir?” diye sormasın mı bi de bunun üzerine adam. İşte o an kendimden geçer gibi oldum. Gözlerim karardı, içim titredi, sabah yediğim sahanda yumurta midemde tekrar kızarmaya başladı ve boğazımda tırmanan kokusu dışarı çıktı istemsizce. &lt;br /&gt;“Edebiyat…” dedim ve bi kitlendim zaten. Neydi ki edebiyat? Edebiyat nasıl anlatılırdı ki? Hem ben bi edebiyatçı mıydım?  Ben hikayeler anlatmayı seviyordum hepsi bu! Edebiyat öğretmenimdi edebiyatçı olan!Mürsel hoca burada olsaydı ne güzel anlatırdı şimdi.&lt;br /&gt;“Edebiyat uzun soluklu bi rüya gibidir,” diye girdiğimi hatırlıyorum ve arkası da aynı girişi gibi boktan bi şekilde devam etti. Hafize Teyze pipi ve kalafat arasındaki farkı anlatmaya başlamıştı beynimin içinde ve yumurtalar fazlasıyla kızarmıştı sanki. &lt;br /&gt;Adamın benden hoşlanmadığını fark etmiştim. Ben de ondan hoşlanmamıştım. Hem de hiç! &lt;br /&gt;“Peki sevdiğin yazarlar kimler?” diye sordu biraz bekledikten sonra &lt;br /&gt;“Hafize Teyze,” dedim birden. Ağzımdan kaçıvermişti, nasıl olmuştu da kaçıvermişti inanamamıştım. Adam kaşlarını kaldırdı gözlerini açtı. “Hafize Teyze?” dedi iğrenç bir tavırla. Dönüşü olmayan boktan bir yola girdiğimi biliyordum. Ne demeliydim adama? Hafize Teyze lakaplı bi yazar olduğuna inandırmam mümkün müydü yayınevi sahibini? &lt;br /&gt; “Bukowski'yi severim. Hess ve Palahniuk da iyidir. Sabahattin Ali ne güzel yazar,” dedim hafif terlemeye başlamışken. Hafize Teyze adamın arkasında çürümüş, un ufak olmuş dişlerini göstere göstere konuşuyor, sarkık ve dik memeler hakkında çok önemli bir konferans veriyordu o sıra. Gözlerim kararmaya başım dönmeye başlamıştı. Nerden yazdın be olm bu romanı diye soruyordum kendi kendime. Neden buraya geldin peki? Hafize Teyze sen de kes allaşkına çırılçıplak dans etmeyi ama ya!!&lt;br /&gt;“Peki sence bukowski mi pallahniuk mu daha iyi?” diye sordu birden.&lt;br /&gt;“Bu ne mna koyum şimdi? Sidik yarışı mı bu? Hangisi daha iyi ne demek? İkisi de iyi. Bukowski daha çirkin hepsi bu!” demek istedim ama olmadı. &lt;br /&gt;“Bukowski’yi daha çok severim,” dedim belli belirsiz. Dilek havuzuna atılmış madeni para gibi yavaş yavaş kayboluyordum. &lt;br /&gt;“Demek öyle.” &lt;br /&gt;“Allahalla beğendiremedik de söylediğimizi. Hangisi dedin söyledik işte. Madem beğenmeyecektin cevabı niye sordun ulan?” diyebilirdim ama ince tiz bir evet çıktı ağzımdan. Hafize Teyze toplarıma sert bi tekme atmış gibi hissediyordum. Gitmeliydim, yapacak bi şey yoktu. Hızla ayağa kalktım ve pat!! 1.92’lik endamımla tepedeki lambaya kafayı geçirmem ve lambanın bin bir parçaya ayrılması bir oldu. Kızardım..bi domates gibi kızardım. Adam bi şey söylemeden bana bakıyordu. “Neden geldin ulan idiot,” der gibiydi. O an orada olmaktansa Hafize Teyze’yle Bahamalarda çırılçıplak süt banyosu yapmayı tercih ederdim. &lt;br /&gt;“Özür dilerim,” dedim camın kırılması sırasında çıkan sese yakın bi tonda. O sırada adam iyi olup olmadığımı falan soruyor, kafama bakıyordu. Masanın üzerinde duran çayı anlamsızca içtim ve bardağı masaya vurdum, içkisini bitiren ve çekip gitmeye hazırlanan bi adam gibi. teşekkür ettim ve odadan çıktım. Merdivenlerden aşağı inerken üst kattan kahkahalar yükseliyordu. Büyük ihtimalle bana gülüyorlardı ya da Hafize Teyze sarkık memelerini omzuna atmış halde vals yapıyordu.Belki de gülmelerinin nedeni oydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O dosyadan hiç haber alamadım. Dosya boktandı belki bunun da etkisi vardır ama bence o piç kurusu dosyayı hiç okumadı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://missshyly.deviantart.com/art/Dance-30016763?q=favby%3Agogoto%2F1742631&amp;qo=444"&gt;görsel &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-5517054813661313350?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/5517054813661313350/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=5517054813661313350&amp;isPopup=true' title='18 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/5517054813661313350'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/5517054813661313350'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/04/memeler-yaynevi-sahibi-zerdali-agac-ve.html' title='memeler, yayınevi sahibi, zerdali ağacı ve tabii ki efsane Hafize Teyze'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-4uoFLoc9Qkc/TaCm3EShsaI/AAAAAAAAAOg/b_sZxhX9Fdk/s72-c/Dance_by_MissShyly.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>18</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-8049182367770894234</id><published>2011-03-31T23:41:00.004+03:00</published><updated>2011-03-31T23:58:50.616+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='boru'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='israfil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cenk'/><title type='text'>boru değil o boru değil!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-XsYyLnmHjcw/TZTojXAvtRI/AAAAAAAAAOY/nte5fOvmLcM/s1600/Blok_Flut_Metodu_by_ariadnezenit.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 213px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-XsYyLnmHjcw/TZTojXAvtRI/AAAAAAAAAOY/nte5fOvmLcM/s320/Blok_Flut_Metodu_by_ariadnezenit.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5590348731643835666" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Cenklerin evinde her kalışımda ananesinin gecenin bi yarısı “İsrafil’in borusu!” diye ortalığı birbirine katmasından bıktım usandım arkadaş! “Gelliyollar, boru çalındı gızım, haydi vakit geldi!” diye bi koşuşturmaca! Teyzem tamam hadi boru çalındı diyelim, nereye hadi? O boruyla zaten boku yemiş olucaz daha nereye? sürekli bi yerlere gitme çoşkusu? Antalya’ya mı? Bodruma mı? İskenderuna mı? Rakıya mı balığa mı? bi yat uyu yaş olmuş 102!&lt;br /&gt;Yani yatmadan önce içilen onca içki de fayda etmiyor kadıncağızın borozan gibi sesini bastırmaya. Hayır çalınan İsrafil’in borusu olsa tamam eyvallah diyeceğim ve yorganı üzerime çekip bekleyeceğim ölümü ama değil ki! Üst kattaki piç kurusunun blok flüt seansları. Her defasında anlatmaya çalışıyorum yok teyzecim üst kattaki eşşoleşşek o, pezevenk bizim Cenk’e inat öttürüyo diye ama yok dinletemiyorum.  Bildiği tüm duaları okuyup salyalarıyla ikimizi de yıkamadan yatmıyor yatağa. Geçen akşam “tü tü tü” derken boğulacaktım resmen! &lt;br /&gt;bi  de tutturur onca atraksiyondan sonra türk kahvesi içilecek diye. heyecanı falan bastırırmış, bilmem ne! gecenin bi yarısı o sert koku, içilen içkinin midede çılgınlar gibi dans edişi,   baharda aşık olmuş gibi takma dişlere şevkle sarılan ve gözlerimin içine dolan o siyah telve partikülleri, damak şaklatmalar ve offf off çok kötü.. &lt;br /&gt;Üst kattaki çocuk,sana sesleniyorum: blogumu okuduğunu biliyorum. Bi dahaki sefere gece blok flüt olayına girersen israfilin borusunu getiricem sana. söz bak!&lt;br /&gt;Cenk sen de ananenle oturup adam gibi konuş abi ya, İsrafil falan gelmiyo de. Bu nedir anlamadım ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu yazı için de bana &lt;a href="http://ariadnezenit.deviantart.com/art/Blok-Flut-Metodu-33673662?q=boost%3Apopular%20blok%20flut&amp;qo=0"&gt;görsel &lt;/a&gt;kullandırttınız ya bi şey söylemiyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi... güzel bi gece olsun!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-8049182367770894234?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/8049182367770894234/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=8049182367770894234&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/8049182367770894234'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/8049182367770894234'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/03/boru-degil-o-boru-degil.html' title='boru değil o boru değil!'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-XsYyLnmHjcw/TZTojXAvtRI/AAAAAAAAAOY/nte5fOvmLcM/s72-c/Blok_Flut_Metodu_by_ariadnezenit.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-456465091848525712</id><published>2011-03-30T22:02:00.005+03:00</published><updated>2011-03-30T22:22:14.037+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='karınca'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gerilla'/><title type='text'>3. karınca taburu, gerizekalı komutan ve beyinsiz devin hüzünlü hikayesi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-g51rureROl4/TZN_jyYq1HI/AAAAAAAAAOQ/EFdBeCaHuZc/s1600/58993fe6e67321912cae3d5ffd4c940e.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 248px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-g51rureROl4/TZN_jyYq1HI/AAAAAAAAAOQ/EFdBeCaHuZc/s320/58993fe6e67321912cae3d5ffd4c940e.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5589951815294309490" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“Kuzey orduları komutanı, iç oda müfettişi ve mutfak muhaberesi baş kumandanı Onur, emir ve görüşlerinize hazırdır komutanım,” dedi yokluktan bir ses. Kafamı, gömdüğüm yastıktan kaldırmam epey vakit aldı ya da zaman hayli yavaş işliyordu sabahın köründe. Bazen öyle olur ya, yavaş çekimde yaşıyormuşsunuz gibi gelir, yani bana olur, size olmaz mı hiç? Neyse, sol gözüm çapağın yılışıklığıyla kapanmış halde, zorla açtığım sağ gözümle sesin geldiği yöne baktım. Evet doğru görüyordum. Suratına siyah ayakkabı boyası sürmüş, uzun saçlarına tüyler takmış, kısa şortunun altında sırıtan beyaz Ankaralı bacaklarına boyalarla şeritler çekmiş Onur, yakın dostum karşımda duruyordu. İyi de neden bu kadar saçma bir haldeydi ki?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Manyak mısın oğlum bu halin ne lan?” dedim üzerimdeki örtüyü savurarak. Ağzımdan çıkan birkaç parça tükürük kütlesi dişlerime tutunmak istese de savrulup gittiler Onur’un üzerine. Silik çığlıklarını duyabiliyordum onlar savrulurken, bizi bu hıyarın üzerine atma diyorlardı..“Hatırla,” dedi sadece ve ben açık olan tek gözümü kısarak hatırlamaya çabaladım. Dün bir geliyor bir gidiyordu. Biraz zaman geçtikten sonra hatırladım. Onur evdeki karınca sürüsünü öldürmek için yanımdaydı! Dün epey konuşmuş, istemesek de karınca imhası konusunda fikir birliğine varmıştık. Ee tabii o kadar içki olunca da işi biraz oyuna vermiştik ne yapalım. Onura tekrar bakınca gülümsememe engel olamadım, işte o anda kapalı olan sol gözüm suratımdaki aptal esnemeyle açılıverdi. Saçmalık gözler önündeydi. Yarı nazi, yarı Kızılderili yarı İskoç savaş boyalı bi adam sabahın köründe odamda dikiliyor ve haydut karıncaları öldürme planlarını anlatıyordu. İşte tam o anda tiz bir çığlık duydum parkelerin üzerinde. Aman tanrım oradaydılar! Karıncalar baharın gelmesiyle yuvalarından çıkmış bu da yetmemiş gibi ikişerli düzende kol boyunda nizami ilerliyorlardı. “Savaş ancak ve ancak cahillerin oyuncağıdır!” diye çığıran öndeki gerizekalıyı duymuştum ve sinirlerim iyiden iyiye zıplamaya başlamıştı! Karıncaysa karıncalığını bilmeliydi, felsefe yapmak, kitap okumak, savaş hakkında ahkam kesmek insanların işiydi. Buna bi karınca karışmamalıydı, ayrıca ev benim evimdi ve onlar bizzat evimi işgal etmiş durumdaydılar! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hey, sen öndeki,” diye bağırdım karınca çetesine. Öndeki epey korkmuş olacak ki, nizami sıranın içine girip kaybolmaya çalıştı ama gözlerim fena görmez hemen yakaladım piç kurusunu! “Hey,” dedim tekrar. “Sen saklanmaya çalışan.” Rahatsızca saklandığı yerden çıktı. Güvenini tekrar toplamış gibiydi. “Bana mı söylüyorsun,” dedi iğnenin tahtaya sürtünmesiyle oluşan sese benzer bir tonda. “Bu yaptığınız düpedüz işgal!” dedim. “Hem evimi işgal ediyorsunuz hem de utanmadan her sabah otuzarlı kırklarlı topluluklarla nizami bi şekilde yürüyüp gövde gösterisi yapıyorsunuz, Hem de nizami bir şekilde!” diye çıkıştım. Nizami yürüyüşlere askerden beri kıl oluyordum da!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ev nerden senin oluyor?” demez mi küçük gerilla!  işte sinir kat sayım o zaman son noktaya ulaştı ve kuzey orduları komutanıma şöyle bir baktım. Kitleleri imha edebilecek bir orospuçocuğu gibi baktığımı biliyordum ama o an kendimden tiksinmeyecek kadar sinirliydim. Sanırım insan haddinden fazla sinirli olunca kendi pisliklerini göremeyecek kadar gerizekalı oluyor. Onur, kalabalığı koca elleriyle dağıtmak için sabırsızlanıyordu, bunu seziyordum. &lt;br /&gt;“Burası benim evim ve ben buraya ayda şu kadar kira ödüyorum ama siz hem bana hiç para vermiyorsunuz hem de otu boku tırtıklamakla kalmıyor bir de sabahın köründe orama burama girip beni huylandırıyorsunuz ulan!” diye bağırdım. Sesimdeki yırtıcı ton onlar için ufak çaplı bir fırtına etkisi yaratmıştı. bir kaçı sürüklenip yerde uzanan saç tellerime tutunmuş, bazıları ise fırtınanın şiddetine göğüs germişti. “Dünya hepimizin iri çocuk!” dedi bir diğeri, diğeri “Sahiplenmek ancak ayakları yere çakılı, hayal gücünden yoksun, mülkiyetçi ahmakların tarzıdır!” dedi. Çok sinirlendim. Çok çok sinirlendim. &lt;br /&gt;“Oturup bi das kapital tartışalım oldu olacak,” dedim gözlerim sinirden sulanmaya başlarken. Ağlamak üzereydim. Yaşlı gözlerle Onur’a baktım. “Hepsini yakalım,” dedi kendinden geçmiş faşizan bir tavırla. “Hepsini yakalım ben çakmak getirdim bile!” Kendi evimde köle durumuna düşmüş gibi hissediyordum ama gerilla karıncanın da sonuna kadar haklı olduğunun farkındaydım. Ben kimdim ki dünyanın bir parçasını kiralamaya çalışıyordum?! O sırada dişi karıncalardan birinin öndeki cesur karıncanın antenlerini korkarak okşadığını fark ettim. Belli ki konuşan cesur karıncaya aşık dişi karıncaydı ve bu göreve, yani Göktuğ adındaki iri ve beyinsiz devle konuşma görevine, sonucu ölümle sonuçlanması muhtemel göreve onlar seçilmişti. Ben gerçekleri anlayıp bu cesur karıncaları sevgiyle kucaklamak üzereyken Kuzey orduları beyinsizi Onur çakmağı çakmıştı bile. Sonuçta o bir komutandı ve komutanlar her zaman çakmaklarını çakarlardı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. karınca taburu işte böyle yok oldu ama geceleri hâlâ aşık karıncaların seslerini duyuyorum. Birbirlerine kur yapıyorlar.. 3.taburun nizami yürüyüşünü hayal ediyor ve onlara das kapital okuyorum boş zamanlarımda. Arkadaşlarımla buluşmaya çıktığımda salonun ortasına koca bir pasta koyuyor ve sarhoş bir şekilde eve döndüğümde onu yerinde göremeyince 3. tabur adına bir oley çekiyorum! 4.taburu yok etmeye çalışacak kadar ahmak olmadığım ve 3.taburu sevgiyle andığım için beni az da olsa sevdiklerini hissedebiliyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;a href="http://browse.deviantart.com/digitalart/?q=ant&amp;order=9&amp;offset=0#/d2k25mg"&gt;Görsel &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi..karıncaları sevin daha ne söyleyim..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-456465091848525712?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/456465091848525712/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=456465091848525712&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/456465091848525712'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/456465091848525712'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/03/3-karnca-taburu-gerizekal-komutan-ve.html' title='3. karınca taburu, gerizekalı komutan ve beyinsiz devin hüzünlü hikayesi'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-g51rureROl4/TZN_jyYq1HI/AAAAAAAAAOQ/EFdBeCaHuZc/s72-c/58993fe6e67321912cae3d5ffd4c940e.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-431915769360111422</id><published>2011-03-23T17:12:00.005+02:00</published><updated>2011-03-23T17:27:30.999+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='faruk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mallık abidesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='süt banyosu'/><title type='text'>Umarım süt banyosu yapıyosundur abi</title><content type='html'>“Ünlü olma hayallerimi çoktan terk ettim abi,” dedi Faruk. “Sırt çantamı alıp dünyayı dolaşamayacağımın da farkındayım,” diye ekledi umutsuzca ve önünde duran soğuk biradan bi yudum aldı. “Çok zengin bi adam olarak da ölmeyeceğimi biliyorum ve belki de hayatımın sonuna kadar en fazla 3 kızla birlikte olacağım,” dedikten sonra derin bi iç çekti. “Üniversiteyi de bitiremedim ve girdiğim işten de kısa zamanda atılacağıma şüphem yok. Hatta hayatımın sonuna kadar samsun 216 içebilecek bir yapıya büründüm yıllar geçtikçe, Ee abi zaten her şey bu kadar boktan giderken bi de Aslı niye beni terk etti o zaman?” –sessizlik-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faruk’un sorusu çözülemeyen evrenin içindeki o mucizevi parçanın nerede olduğu, kara deliklerin zamanda yolculuğa imkan tanıyıp tanımadığı hatta piramitleri yapanların aslında kimler olduğu kadar gizemli değildi. Aslında cevap, Faruk’un anlattıklarının içinde gizliydi. Ve kızlar terk ederdi, erkekler ağlardı. Bu kadar basitti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-u0Fo3r6mCvo/TYoN8jgPszI/AAAAAAAAAOI/BnTcF6-Cq_g/s1600/alcohol_and_cigarettes_by_ONLYaECLIPSE.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 298px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-u0Fo3r6mCvo/TYoN8jgPszI/AAAAAAAAAOI/BnTcF6-Cq_g/s400/alcohol_and_cigarettes_by_ONLYaECLIPSE.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5587293621680321330" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faruk dediğimiz insan aslında mahallenin gözde çocuklarından olmuştu hep. Kum sahada avuç avuç toprak yerken mahallenin kızları tarafından fark edilmesinden sonra yıldızı parlamıştı. Ee tabii o yaşlarda kızlar böyle ilginç şeylere hasta oluyordu, kendi aralarında kıkırdayıp, Faruk’un ne ilginç bi tip olduğu hakkında konuşuyorlardı sürekli. O zamanlar eğer kıskaçlığımı biraz da genel kültürle birleştirebilseydim bunun demir eksikliğinden kaynaklandığını göğsümü gere gere haykırırdım fakat olmamıştı işte!  Cehaletim yüzünden Faruk, mahallenin çizgiroman kahramanı oluvermişti bi kere, yapacak bi şey yoktu. Geçen yıllar Faruk’a daha çok popülarite kazandırdı ve gerçek bir çizgiroman kahramanı olma yolunda güzel adımlar atarak üniversiteye girdi. İşte ne olduysa o üniversitede oldu. Okulda çıkmaya başladığı Aslı yüzünden bir idiota dönüştü! Ama tabii bu acı gerçeği pat diye söyleyemiyordum Faruk’a. Aşk bazen insanı umulmadığı kadar tehlikeli yapabiliyrodu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İyi oldu be abi. Bak özgürsün artık. Gez, dolaş, takıl. Mutlu ol!” dedim biramdan iri bir yudum aldıktan sonra dişlerimi gösterip sırıtarak. Ama Faruk sırıtmıyordu. Sütü az koymak suretiyle, tencerede uzun süre pişirilmiş püre gibiydi; sandalyeye yayılmış öylece bana bakıyordu. “Ne dediğinin farkında mısın abi?” diye sordu sertçe. Bi an şaşırdım, kendimden şüphe ettim acaba yanlış bi şey mi söylemiştim? “Ne oldu abi?” diye sordum. “Aslıdan bahsediyoruz,” dedi hayli ciddi. “Yeryüzündeki en nadide parçadan!” Evet zor bir gece olacaktı ve zor gecelerden oldum olası nefret etmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslı'nın genç beyinleri yavaş yavaş emdiğinden, kısıtlayıcı tavrıyla Faruk’u modern bir köleye dönüştürdüğünden, bizimle görüşmesine bile zaman zaman engel olduğundan bahsetmek isterdim ama bunlardan bahsetmek Faruk’u o gece karşıma almak olurdu. Ben de Faruk’un temposuna yavaş yavaş uyarak konuşmanın akışına göre savrulmaya başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faaaakaat Faruk öyle bi içiyordu ve ben de sanki Faruk’u geçmem lazımmış gibi ona öyle bi ayak uyduruyordum ki saatler 3’ü gösterdiğinde çok pis kafayı bulmuştuk. Hayattan beklentisi kalmamış Faruk birden dünyayı eline geçirmeye çalışan adama dönüşerek pelerinini savurup karanlık kahkahalar atıyor, bense onun sadık çırağı konumunda yamru yumru kamburumu çıkarmış sinsi sinsi gülüyordum tek gözümü kısarak. “Aslıyı ele geçirmelisin,” diyordum tıslamaya benzer bir ses çıkararak. Tek bir amacımız vardı o da Aslı’nın tekrar Faruk’a dönmesini sağlamak. Şimdi düşününce Faruk’a çok sağlam küfürler ediyorum beni bu hale soktuğu için!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parklardan bahçelerden güller, karanfiller, papatyalar çalarak nereden bulduğumuzu hatırlamadığım eski bavulun içine tıkıştırıyorduk. Faruk Aslı’yı ne kadar sevdiğinden bahsederken ben de ona Aslı gibi bi hatunu asla kaybetmemesi gerektiğini falan haykırıyordum. Sanki o an Aslı yanımızda olsa ve birisi ona yan gözle baksa kaşını gözünü patlatacakmış gibi hissediyordum. İçilen onca bira ve pısırık Faruk’un dünyayı kurtaran adam konumuna gelmesi sebep olmuştu buna sanırım ya da Aslı’nın hükmedici aurası, Faruk’un yanında çok fazla kaldığım için beni ele geçirmişti bilemiyorum ama olaylar hiç de iyiye gitmiyordu.  Bahçelerden parklardan tonlarca çiçeği bavula doldurduktan sonra kızın evinin önüne dayandık. Bir Faruk bağırıyordu bir ben. “Aslıııı seni seviyoruuum!” “Eevet Aslııı seni seviyor!” “Hayatımın aşkısıııın!” “Doğru söylüyor aşkısıııın!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunca yıl Faruk’un bir idiot olduğundan bahseden ben, o gece moronun önde gideni olmuştum. Komşular bizi öldürmeden kaçıp bi inşaatın arasına sığındık. Faruk deli gibi ağlıyor ben de ona her şeyin iyi olacağını söylüyordum. Ama biliyordum ki hiçbir şey iyi olmayacaktı. Aslı bir daha sitsen Faruk’a bakmayacaktı. Derken ben de başladım ağlamaya. Hüngür hüngür ağladık, salya sümük. Bir inşaat arasında başlık parası biriktiremediği için yavuklusunu ağanın oğluna kaptıran Cemal gibi, pavyonda tanıştığı hatunun bilmem kaç ay sonra,  kötü şeyler yaptığını anlayan İbrahim gibi, zengin kocaya varan Ayşe’ye tutkun fakir Selami gibi ağladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faruk’la o günden sonra bi daha görüşmedim. Bahamalarda süt banyosu yaptırmadığına ya da sırt çantasıyla dünyayı arşınlamadığına eminim. Aslı’nın ise olaydan sonra apartmandan taşındığını duydum. En azından bu biraz sevindirmişti beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; hatırlanmak istenmeyen ama zinyonlara karşı da paylaşmaktan çekinmediğim bir anı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://browse.deviantart.com/?qh=&amp;section=&amp;q=alcohol#/d1rwatd"&gt;görsel &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öperim hepinizi!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-431915769360111422?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/431915769360111422/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=431915769360111422&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/431915769360111422'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/431915769360111422'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/03/umarm-sut-banyosu-yapyosundur-abi.html' title='Umarım süt banyosu yapıyosundur abi'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-u0Fo3r6mCvo/TYoN8jgPszI/AAAAAAAAAOI/BnTcF6-Cq_g/s72-c/alcohol_and_cigarettes_by_ONLYaECLIPSE.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-8837489665052723045</id><published>2011-03-21T12:38:00.008+02:00</published><updated>2011-03-22T13:54:13.303+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hazerfan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kambur ibrahim'/><title type='text'>Kambur İbrahim'in gözünden Hazerfan'ın semada süzülüşü</title><content type='html'>&lt;object height="28" width="335"&gt;&lt;param value="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtzOjg6IjE0MzY4MTQ1IjtzOjQ6ImNvZGUiO3M6MTI6IjE0MzY4MTQ1LWQ2MSI7czo2OiJ1c2VySWQiO3M6NzoiMTY5ODE1MyI7czoxMjoiZXh0ZXJuYWxDYWxsIjtpOjE7czo0OiJ0aW1lIjtpOjEzMDA3MDM4NzM7fQ==&amp;autoplay=default" name="movie"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed wmode="transparent" height="28" width="335" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" src="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtzOjg6IjE0MzY4MTQ1IjtzOjQ6ImNvZGUiO3M6MTI6IjE0MzY4MTQ1LWQ2MSI7czo2OiJ1c2VySWQiO3M6NzoiMTY5ODE1MyI7czoxMjoiZXh0ZXJuYWxDYWxsIjtpOjE7czo0OiJ0aW1lIjtpOjEzMDA3MDM4NzM7fQ==&amp;autoplay=default"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galata Kulesi’nin çıplak ayaklarının altında uzanıp, afyondan kızıla çalmış gözleriyle semayı seyre dalan Kambur İbrahim,  İstanbulluların kabuslarının ve türlü hayallerinin mimarı olan tılsımlı sislerin koynuna sokulmasına ses etmeden mırıldanıyordu kendince. Kan rengindeki Ahdur, nam-ı diğer Kafir Öldüren şarabını içmekten çatlamış, pul pul olmuş dudakları rüzgarın naif okşayışını hissetmekten pek uzaktı o gece. Semanın koynunda uçuşan martıların türküsüne eşlik ederken gördüğü, neredeyse bir insan boyundaki kuşun, yorgun gözlerinde parlamasıyla aniden irkildi ve doğruldu istemsizce. Yumru yumru olmuş sırtını Galata Kulesi’nin göğsüne yasladı ve süzdü uçan büyük kuşu hayretle. Dev kuş neredeyse bir insan boyundaydı ve gözleri onu yanıltmıyorsa Galata’nın bulutlara uzanan boyu yüksekliğinde süzülmekteydi bir tüy kadar sessiiiz ve narince. Kambur İbrahim, semanın simasında usulca kaybolup tee karşı kıyıya doğru kanat çırpan bu büyük kuşu izledi uzun bir süre. Korkudan güp güp atan kalbi ya afyondan sersemlemiş ya da şarabın ateşiyle kavrulup gitmiş olmalıydı,  yoksa büyük kuştan korktuğu falan yoktu tabii ki! Sessizce yerine oturdu ve kuşun, afyonun süt beyaz dumanıyla şekillenmiş, şarabın kanıyla biçimlenmiş olduğunu tekrarladı kendine. Afyonlanmış sözcükleri, göğsünü parçalayıp dışarı çıkmak niyetinde olan yorgun kalbine söz geçirdi nihayet! Gördükleri hayaldi elbet; yoksa ne işi vardı bir insan boyundaki kuşun Galata’nın tepesinde?! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazerfan’ın Galata’nın tepesinden ilk uçuş denemesi işte böylece sonuçlandı. Kimse görmedi deli mucidin süzüldüğünü Kambur İbrahim’den başka. Kambur İbrahim’se gördüğünü unuttu ve tekrar seyre daldı afyonlanmış semayı büyük bir aşkla... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güne Tuluyhan Uğurlu'nun muhteşem melodileriyle başlamanızı istemiştim ama biraz geç kaldım zira saat 1 olmuş :) Ben de bunu telafi etmek için  size hemen bi kaç dakikada kısa bir öykücük yazıverdim.. keyifle okuyup dinleyiniz zira Tuluyhan beyler insanın ruhunun derinliklerine nasıl ineceğini pek iyi biliyor.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öperim hepinizi!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-8837489665052723045?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/8837489665052723045/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=8837489665052723045&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/8837489665052723045'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/8837489665052723045'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/03/kambur-ibrahimin-gozunden-hazerfann.html' title='Kambur İbrahim&apos;in gözünden Hazerfan&apos;ın semada süzülüşü'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-4445838803152597729</id><published>2011-03-17T00:16:00.007+02:00</published><updated>2012-01-02T17:41:56.976+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibadullah'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='melehat'/><title type='text'>Kokan Melahat Ve Şoför İbadullah'ın Tanışma Hikayesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-zlbHb62xRCM/TYE3qD6c-BI/AAAAAAAAANg/vmQygk4Ndm8/s1600/crowded_bus_by_frightenedlana.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-zlbHb62xRCM/TYE3qD6c-BI/AAAAAAAAANg/vmQygk4Ndm8/s400/crowded_bus_by_frightenedlana.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5584806208660633618" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, size az sonra güzel kokulu bir seyahat anısı anlatacağım ya da kibar otobüs şoförlerinin naif ruh hallerinden bahsedeceğim demek isterdim fakat okuyacağınız, dünyayı kendinden geçirecek kadar kötü bir kokuya sahip Melahat Teyze’yle, kötü şoför İbadullah’ın kavuşma hikayesidir dostlar. Ya bu eleman bu hikayeleri kıçından mı sıkıyo demeyin sakın. Ya da isterseniz deyin sonuçta bu hikayenin geçekliğini değiştirmeyecek! Okudukça bana hak vereceksiniz hatta şanslıysanız Kokarca Melahat’in ter kokusunu burun deliklerinizde hissedecek ve İbadullah beylerin çatlak sesinin kulaklarınızda yankılanışını duyabileceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkış tıkış bir otobüstü. Adım atmak, ilerlemek pek zordu. Sabah saatleri, herkes sinirli, gergin ve kavgaya meyilliydi. Otobüse yeni binmiştim ve ön kapının kıçımı sıkıştırmaması için büyük çaba sarf ediyordum. Otobüsün kapısı sabah sabah çok aç olmalıydı, ağzı sulanmış halde bakıyordu bana. Sıcak bir çayın yanında kıçımı kemirmek ister gibi bir hali vardı kapının.  Hikayenin kahramanları kokan Melahat ve Şoför İbadullah bana en fazla birkaç insan uzaktalardı; diğer günlerdeki mesafelerini aratmıyorlardı yani. Ha bi de sümüklü muavin vardı ama o pek kahraman sayılmazdı! Her sabah aynı insanlarla aynı otobüsteydik ve artık ortak bi amacımız olduğunu düşünmeye başlamıştım. 2012'ye yaklaşıyorduk ve belki de dünyayı kurtaracak o kayıp ekip bizdik! &lt;br /&gt;Kapı kıçımdan uzaklaşsın diye her adım attığımda Melahat’in kokusu beni yakalamaya başarıyordu. Melahatın kokusu bana ölümüse sarılıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ya arkadaş neden her gün aynı iğrenç kokuyu sıkarsın kendine? Tamam anladım ter kokusu beter bi şey ve sen onu kapatmak niyetindesin ama neden bu kokuyla?!” diye söyleniyordum kendi kendime. Koku, orta çağ zindanlarında 2 ay yatan bir adamın, hac yolculuğuna çıkan ölümün eşiğindeki bi teyzeyi kucaklamasıyla şekillenip, üçüncü sınıf bir lokantada pişen patlıcan kızartması kokusuyla sevişmesi sonucunda ortaya çıkan garip, anlaşılmaz kara bir bulut gibiydi sanki! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İri göğüslü, kokan Melahat Teyze’nin göğüslerinin arasında 4. durağa gelmek üzereydim. Yaklaşık 3 aydır aynı otobüste mal İbadullah’ın Melahat’e aşkını ilan etmesini beklemediysek namerdim. Kendine güveni pek az olan Şoför İbadullah Bey her sabah olduğu gibi çatlak sesiyle muavini azarlıyordu o sıra. Sanırım Melehat’e yaklaşmak için muavinin tüylü bıyıklarını kullanıyordu. Çocuğun bıyıklarıyla falan dalga geçip kadına sempatik görünmeye çalışıyordu yani. Ben de dahil tüm otobüs ahalisi adama tiksinerek bakarken Melahat Teyze nedense pek bi neşeli pek bi işveliydi. -Melahat Teyze’nin her sabah nereye gittiğini evreni oluşturan o bilinmez parçacıktan daha fazla merak ediyordum.- İbadullah’ın pasif tavrı mı geriyodu beni yoksa Melahat’in kokusu mu bilemiyorum ama otobüs içindeki gergin bekleyiş beni kokulara karşı sanki daha duyarlı hale getirmişti. İbadullah, kadına açılamadıkça gaza daha sert basıyor, Melahat de İbadullah açılamıyor diye daha beter kokuyodu. Aylardır iki manyağın birbirine açılmasını bekleyip durmuştum. Hatta önceki işimden ayrılmama rağmen 3 haftadır sabahın köründe kalkıp İbadullah’ın otobüsüne binmem de işte bu imkansız aşkın başlamasını görmek içindi! Şoför İbadullah ve Kokan Melahat Teyze’nin kavuşamayan elleri üzerimde ağır bir yük oluşturmaya başlamıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umutlarım yok olmak üzereyken birden bir şey oldu. Mucizevi bir şey. Melahat Teyze’nin eli demirlerden kayıverdi ve benim üzerime doğru hızla gelmeye başladı. Olay, saniyenin bilmem kaçında olduğu için yerimden çok az kıpırdayabildim. Melahat Teyze’nin hayli terli iri göğüsleri suratıma mike tyson’dan daha beter iki yumruk attıktan sonra ben durumun şaşkınlığıyla yere düşerken Melahat Teyze de öne doğru, Şoför İbadullah’ın kucaklarına atıverdi kendini. Ben göğüsler tarafından yere serilmişken sert fren sesi kulaklarımda çınlıyordu. Tüy bıyıklı muavin birden ona kadar sayıyordu tepemde ve Melehat Hanım’ın gözleri İbadullah’ınkilerle buluşmuştu o an. Otobüste çıt çıkmıyordu. Onca fren ve karmaşadan sonra tüm sesler kesilmişti çünkü otobüs ahalisi için bu oldukça mucizevi bir andı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüy bıyıklı muavin 6’ ya gelmişti bile. Çok hızlı sayıyordu piç kurusu! Ben kalkmaya çalışıyor ama beceremiyordum. O sırada İbadullah konuştu. “İyi misiniz Melahat Hanım,” dedi. Otobüs ahalisinden bir uuuuvvvv! nidası yükseldi ansızın. Melahat Hanım, “İyiyim teşekkür ederim. Hayatımı kurtardınız,” dedi. Abartı bir karşılıktı ama nihayetinde bir karşılıktı işte. Aylardır beklenen bir karşılıktı ve pek değerliydi!! Muavin 10 dedi bana sırıtarak. Göğüsler tarafından nakavt edilmiştim, edrııyııın diye sesleneceğim bir aşkım da yoktu ortalıkta ama 3. sınıf bir Amerikan filmindeki aşık çiftleri alkışlama gerizekalılığına benzer bir alkış koptuğunu duyabiliyordum. Belki bir daha asla ringlere geri dönemeyecektim belki de önümüzdeki maçlara bakacaktım artık, o halde tam kestiremiyordum ne yapacağımı ama önemli olan İbadullah ve Melahat’in kavuşmuş olmasıydı. Kavuşmuş olmaları ve otobüs tarihinde bunun yeni bir çağın başlangıcı olmasıydı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-4445838803152597729?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/4445838803152597729/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=4445838803152597729&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/4445838803152597729'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/4445838803152597729'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/03/kokan-melehat-ve-sofor-ibadullahn.html' title='Kokan Melahat Ve Şoför İbadullah&apos;ın Tanışma Hikayesi'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-zlbHb62xRCM/TYE3qD6c-BI/AAAAAAAAANg/vmQygk4Ndm8/s72-c/crowded_bus_by_frightenedlana.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-7813661571156050653</id><published>2011-03-12T11:27:00.004+02:00</published><updated>2011-03-12T11:45:37.578+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ko tao'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bok böceği.'/><title type='text'>Bok Böcekleriyiz!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-SUf_dkqXAlM/TXs_kOeVIVI/AAAAAAAAANY/aQliHot-LKI/s1600/af5302b643ac65d46427f5a2378bcc52.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 274px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-SUf_dkqXAlM/TXs_kOeVIVI/AAAAAAAAANY/aQliHot-LKI/s400/af5302b643ac65d46427f5a2378bcc52.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583126054649012562" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Okyanusun suratını okşayan Ko Tao pansiyonunda sabah olmak üzereydi. Vung tırtılları yaprakların üzerinde belki de bir insanın gösteremeyeceği bir öz güvenle dişi vungları ayartmaya çalışıyor, Thai kedileri mor pırpır böceklerini avlamaya uğraşıp bi şekilde kendilerince doğanın dengesini yerine getirdiklerini zannediyordu; doğadaki düzen acımasızdı ne de olsa. Bize gelince, biz sadece acımasız düzenin içindeki bok böcekleriydik, yüzlerce yılda oluşturmayı başardığımız anlamsız, dahası zararlı dünya düzenini kıllı bacaklarımız yardımıyla kum tepelerinden yukarı taşımaya çalışan, çalışkan ama faydasız bok böcekleri!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ko Tao günlüklerimden bir paragraf. sene 2008'di sanırım. Bok böceği olduğumu  fark ettiğim anda, Ko Tao pansiyonun merdivenlerinde oturup okyanusa bakarken işte bu velet geçiyodu kumsaldan. Kaptım makinemi çektim çocuğu. Güzel dalgalar vuruyodu o gün pansiyonun kıçına, aydınlatıcı dalgalar... Özlemişim evet!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2günde bi post girmeye başladım bu iyi bi şey değil beni uyarın! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://gogoto.deviantart.com/gallery/?offset=48#/d1dp9og"&gt;fotoğrafım &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-7813661571156050653?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/7813661571156050653/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=7813661571156050653&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/7813661571156050653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/7813661571156050653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/03/bok-bocekleriyiz.html' title='Bok Böcekleriyiz!'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-SUf_dkqXAlM/TXs_kOeVIVI/AAAAAAAAANY/aQliHot-LKI/s72-c/af5302b643ac65d46427f5a2378bcc52.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-972808288656299806</id><published>2011-03-10T21:52:00.009+02:00</published><updated>2011-03-11T16:46:51.323+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='paralele evrenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kraliçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='paten'/><title type='text'>paralel evren hatunu, geçmiş yaşantı kraliçesi, paten kayan piç kurusu hepsi burada! Gel abicim ablacım geeeel!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-_ZNtYZ6cTIc/TXksM0eoeLI/AAAAAAAAANQ/8hoqARz9_ps/s1600/Ice_by_Erda.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-_ZNtYZ6cTIc/TXksM0eoeLI/AAAAAAAAANQ/8hoqARz9_ps/s400/Ice_by_Erda.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5582541811859617970" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok ama çok yüksek binalar var şehirde; parmaklarının üzerinde yükselip bulutlara dokunmak için sıralanmış yaramaz çocuklar gibi duruyorlar öyle. Islak kısa pantolonları kıçlarından düşmek üzere. Sanki gökyüzünün kalbinde dans eden güneş ve rüzgarı öpmeye çalışıyorlar- gibi edebi bi giriş yapmak zorunda kaldığım için kusura bakmayın zira size gayet uçuk bir düşüncemi anlatmak için buradayım pek sevgili yasaklanmış blog kardeşleri, tutsak alınmış yazarlar, gizliden gizliye birbirine hikayeler fısıldayan kelime toplayıcıları, ama edebiyat yapmak için değil! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazımızın ana fikri kendinizi hiç paralel bir evrende hayal ettiniz mi ya da gözlerinizi kapattığınız vakit kendinizi hiç daha önceki hayatlarınızdan birinde gördünüz mü sorunsalı? Evet tuvalette evrenler yaratıyor, paspaslardan krallıklar kuruyor, havlulardan sonsuz hayatı kovalayan bedeviler çıkarıyor hatta şapkalardan ak sakallı büyücüler pırtlatıyorum ve birazdan da okuyacağınız gibi paralel evrenlerde fink atıyorum yatakta debelenirken, sıkıcı kitapları elimde tutup okuyor numarası çekerken ve hatta körüklü otobüslerde bıyıkları yeni yeni terlemiş muavin dostuma bozuk paramı uzatırken. Sana da selamlar  muavin dost! Evet akıl sağlığım pek iyiye gitmiyor demek ki, haklısınız ama sizin sağlıklı dediğiniz topluma entegre olmanın sağlıklı olmak anlamına geldiğini de nereden çıkardınız ulan?! Her tarafta bir Aydedeye Havlayan olsa fena mı olur?  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer beni hayal ediyorum bazen. Önceki yaşam mı yoksa paralel bir evredeki yansımam mı bilemiyorum ama bi şekilde gerçekliği çok net kafamda. Yüksek binalar var şehirde. İçimden Brooklyn demek geçiyor ama abi Brooklyn'e gitmedim ki daha önce hiç. Ya beynimin az çalışan tarafına 90'larda izlediğim dizilerden  bir alt metin kazınmış ya da bir parçam orada bir yerde geziniyor bilemiyorum! Neyse, böyle uzaktan görüyorum şehri ilk önce. Sanki bi film karesiymiş gibi; filmin ilk sekansları gibi, hani filme ısınmamızı sağlamak için olur ya, öyle işte.  Binalarla çevrelenmiş şehrin kalbinde bi göl var. Kış günü, kar var her tarafta. Gölü çevreleyen ağaçlar kar altında ve göl buz tutmuş. Gölün üzerinde insanlar paten kayıyorlar ve işte orada kamera yakınlaşıyor kareye. Kafasında hafif uzun bere olan biri var; gri renkte ve ucunda bi pon pon olan bi bere. Uzun sayılmayacak buğday rengi saçları berenin yanlarından iniyor aşağı doğru ve güneş zor da olsa çıkınca bulutların arasından parlıyor işte o buğday rengi saçlar. Bu arada söylemişken baya iyi paten kayıyor piç kurusu! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerinde bi kazak var uzunca, kalınca bi şey; kahverengi tonlarında kalın örgülü.   20 yaşlarının başında olmalı bu piçoz ve evet o piçoz tahmin ettiğiniz gibi benim. Yani tip olarak falan benzemiyorum ama kesinlikle benim işte - ya da bendim-Ortalıkta 20 ye yakın insan var ve herkes bi şekilde pek mutlu görünüyor nedense. Sanki 90’ların başındayım ya da ben öyle olmasını istiyorum bilemiyorum. Ben bi hatunu -ki ona sırılsıklam aşık olduğumdan şüphem yok- elinden tutmuşum öyle ahenkle kayıyoruz beraber gölün üzerinde. Ne iş yaparım, neyle uğraşırım, anam babam kimdir bilemiyorum ama o benim işte be!  İnsanların arasından geçiyoruz hızla ve hatunun kokusu burun deliklerimden girip kalbimi pompalayan cisimciğe -neyse adı işte ona- baskı yapıyor inceden inceye. Tanrım ama ne baskı, sanki tanışalı çok olmamış ama bi şekilde de hatuna fena tutulmuşum gibi. Onlarca insan var etrafımda ama sanki o an sadece ikimiz kayıyoruz! Ya da sadece hayat bana kayıyor bilemiyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarıya çalan saçları uçuşurken rüzgarda, aşık olduğum paralel evren kızının kırmızı beresi düşüyor birden  ve ben bereyi almak isterken dengemi kaybedip aniden kapaklanıyorum yere. O an benim evrende kapladığım hacmin toprağa kenetlenmesiyle yerdeki kar havalanıyor  ve etraftaki ağaçlar birden dönüyorlar çevremde. Tüm bunlar bir iki saniyede oluyor. Sol bacağımın acıdığını hissediyorum ve bi küfür sallamak istiyorum ama bi şekilde de çekindiğimi hissediyorum kızdan. Sanki bi kızın yanında küfür etmek kötü bi şeymiş gibi! Halbuki ben asla çekinmem böyle şeylerden bilen bilir. Ama etmiyorum ve içime atıyorum nedense. Sağım solum kara bulanmışken sırtüstü kalıyorum bi süre buz tutmuş gölün üzerinde. O an güneş öyle bi hışımla çıkıyor ki bulutların arasından sanki bi an Mexico’da gibi hissediyorum kendimi, elimde bir bardak soğuk kahlua var ve ben denize giren hatunları kesiyorum yan yan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Sonra birden maviliğin içinde benim hatun kişi beliriyor. Altın saçları öylece dalgalanıyor kısık sesli rüzgarın şarkısında. "Güneş mi daha parlak yoksa altın saçlar mı," diye düşünüyorum istemsizce. Soğuktan yanakları kızarmış halde bakıyor bana gülümseyerek. Yerde öylece yatarken elimdeki kırmızı bereyi uzatıyorum ona. “Al,” diyorum paralel evrenin prensesi. “Bunu al ve bir daha asla düşürme olur mu?” Mal mıyım neyim neden böyle saçma bi şey söylüyorum? yani söylenecek o kadar güzel şey var ki! ve söylediklerim neden kızın hoşuna bu kadar çok gidiyor bunun hakkında da en ufak bir fikrim yok!  Eğiliyor, eğilirken mavi gökyüzü koluna güneşi takıp kayboluyor, sadece hatun kişinin pembiş dudakları kalıyor geriye ve hop bitiveriyor hikaye! Her şey net. Ben, o, ağaçlar, binalar ve göl. Ha bi de kar var. Her şey o kadar net ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://erda.deviantart.com/art/Ice-27979600?q=boost%3Apopular%20ice%20skate&amp;qo=3"&gt;Görsel &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-972808288656299806?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/972808288656299806/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=972808288656299806&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/972808288656299806'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/972808288656299806'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/03/paralel-evren-hatunu-gecmis-yasant.html' title='paralel evren hatunu, geçmiş yaşantı kraliçesi, paten kayan piç kurusu hepsi burada! Gel abicim ablacım geeeel!'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-_ZNtYZ6cTIc/TXksM0eoeLI/AAAAAAAAANQ/8hoqARz9_ps/s72-c/Ice_by_Erda.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-7286234881207073899</id><published>2011-03-04T22:58:00.005+02:00</published><updated>2011-03-05T10:59:51.585+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='evren'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tuvalet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dünya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayal'/><title type='text'>Tuvalette evrenler yaratmak!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-V_WQ0kJIZqA/TXFSwMwQQxI/AAAAAAAAANI/tnKncStfGi4/s1600/Fell_in_the_toilet_by_EmptyShadow.png"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 321px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-V_WQ0kJIZqA/TXFSwMwQQxI/AAAAAAAAANI/tnKncStfGi4/s400/Fell_in_the_toilet_by_EmptyShadow.png" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5580332401299571474" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yine tuvalette hayal kurmaya başladım.. Bu durum ben ve tuvaletler arasında asırlardır gerçekleşen bi oyun sanki; tuvalette evrenler yaratmaca oyunu!  Yani arkadaşlar arasında çok tutulan şampuan arkasını okuma, yok efendime söyleyim çamaşır deterjanı kutusunu inceleme olayım falan olmadı hiç benim! Arkadaşlar konuşurken ben hep uzaktan sıkılarak ve açıkçası olayı anlamlandıramadığım için pek bi yalnız, pek bi korkak ve aptal bakışlarla dinledim konuşulanları. “Biliyor musun Mert, blendax’ın içinde ,8 oranında asit varmış abi!” “O da ne ki geçen tuvalette bi şey okudum aklın şaşar olm, Ricoys az da olsa hardal bileşenleri içeriyomuş!” gibi muhabbetler beni hiç açmadı kusura bakmayın abiler! Yani tuvalette şampuan arkasını okumak kadar da denyoca başka bi şey yok bence. Şu kadar şundan bu kadar bundan falan yazıyo abi işte! Yani ne var şampuan arkasındaki yazılarda başka yahu? Bi de sanki değişik bi insan olduğunu göstermek için konuşan tipitip arkadaşlarım var ki sormayın! Tuvaletteyken her türlü materyalin arkasını okumuş hatmetmiş. İyi bok yedin mna koyum! Olm zaten dünyanın yarısı aynı şeyi yapıyo, git başka bi şey yap bari anasını satiim. Ne bilim sifonu yarıya kadar çekip suyun gidip gitmeme durumuna falan hükmetmeye çalış. Bi nevi sifonbender falan ol! Git adam ol ulan arka yazı okuyucusu pezevenk!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ben dediğim gibi küçüklükten beri tuvalette dünyalar yaratmaca oynarım abi. Bilemiyorum belki de benim bilmediğim bi şekilde dünyanın dörtte üçü de bunu yapıyodur ama utanmamak için kimse birbirine söyleyemiyodur falan ve ben gerçekten de dünyanın en klasik adamıyımdır belki ama umurumda değil ne derece klasik olduğum! Önemli olan tuvalatte evrenler yaratabilmem!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturduğum yerden karşıya bakıyorum fayanslar var beyaz beyaz. Bildiğiniz banyo fayansları işte! Hmmm diyorum burası Kırılgan Krallık olsun. İşte beyaz porselenden zırhlar giyen şövalyeleri var bu krallığın ama aynı zamanda yere dik bi açıyla girdiği için çok iyi tırmanabilen, uzun zaman önce evcilleştirdikleri canlılara falan da sahipler. Tabi tuvalet yaşayanları çok ama çok küçük, düşünün artık siz. İşte bit kadar falan!  Çok yağmur yağdığında (Yani çok banyo yapıldığında) oluşan buhar sebebiyle kutsal yağmur günü şenlikleri falan düzenliyorlar kendi aralarında. İşte o günlerde kız alıp vermeler falan pek bi revaçta oluyo.  Kısacası çok ama çok tatlı bi şövalye krallığı burası. Yere indiriyorum bakışlarımı, orada da banyoya serilen paspaslardan var; kırmızı renkte ama tüyleri falan uzun biraz. Okyanus tabanını mesken tutmuş deniz yosunlarını çağrıştırıyor insana. Neyse orası da Kan Bataklıkları denilen yer işte. Kırılgan Kırallık’ın hemen altında ve bu şövalyeler için biraz problem oluyor çünkü dünyanın diğer taraflarına açılmaları ve rahatça seyahat etmelerini biraz engelliyor bu durum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan Bataklığı korkutucu bi yer, içine girenin yolunu kaybetmesine sebep olacak başı boş dolanan kan cadıları falan var içinde. Siz siz olun oraya girmeyin derim başka da bi şey demem!  Buranın varoluş hikayesini de sonra anlatıcam unutturmayın. Efenime söyleyim küvet ve duş perdesi zaten banyonun olmazsa olmazlarından. İşte bizim kuvet de Terk Edilmiş Ölü Oknayus diye anılıyor benim topraklarda. Kimi zaman gökyüzünden dökülen yağmur damlalarıyla besleniyor ama genelde boş ve ıssız. Çoğu gezginin sadece yankılanan sesleriyle konuştuğu ürkütücü bi yer yani. Bazı zamanlar buraya evrenin(banyonun) sırrını falan aramak için geliyor gezginler, bahsedilenlere göre yankılar gerçeği söylüyor arayanlara ama nicesinden haber alınamıyor uzundur. Sağ tarafımda koca bir ayna, lavabo ve mermerin üzerinde traş losyonu işte diş macunu sabun falan duruyor. Yansımalar Tapınakları diye bilinen yer işte tam da burası. Macera peşinde koşanlar özelikle burada çok korkuyor. Kendi yansımasına bakıp çıldırmadan ayakta kalabilenler yurduna bir efsane olarak dönebiliyorlar. İşte o traş losyonu, diş fırçası falan eskiden kalan büyük ve anlaşılmaz heykeller. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuvaletin kapısı diğer dünyaya geçişin gerçekleştiği Kutsal Tahta Tanrı’nın Evi olarak betimleniyor tuvalet canlıları tarafından. Diğer dünyaların kapılarını açmaya çalışmak ise büyük suç. Oranın kapılarını açmaya yeltenenler ise Aşağı Sarkanlar diye bilinen (bildiğiniz havludan bahsediyorum) tüylü halkın cesur savaşçıları! Bu korkusuz ırk aynı zamanda evrenin bilmecesini falan da çözmeye çalışıyor. O yüzden pek sevilmiyorlar evrende yaşayanlar tarafından. İşte böyle devam ediyor oyun, yani açıkçası tuvalette ne kadar kalırsanız o kadar geniş bir dünya yaratabiliyorsunuz. Size diyeceğim o ki, mal mal iş güç hayatını düşünmekten, şampuan arkası yazılarını okumaktan, aşk meşk problemleriye uğraşmaktan daha keyiflidir tuvalette evrenler yaratmak. Hatta misafirliklerde, eş dost evlerindeki evrenleri keşfetmenin tadından yenmez. Unutmayın tuvaletlerde sadece siz yaşamıyorsunuz! Hemen kendinize gelin ve tuvaletinize gidip kendi evreninizi keşfedin yahu daha ne duruyorsunuz ki?!?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim hepinizi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://emptyshadow.deviantart.com/art/Fell-in-the-toilet-102488395?q=boost%3Apopular%20toilet%20think&amp;qo=0"&gt;Görsel &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-7286234881207073899?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/7286234881207073899/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=7286234881207073899&amp;isPopup=true' title='21 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/7286234881207073899'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/7286234881207073899'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/03/tuvalette-sizden-baskalar-da-var.html' title='Tuvalette evrenler yaratmak!'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-V_WQ0kJIZqA/TXFSwMwQQxI/AAAAAAAAANI/tnKncStfGi4/s72-c/Fell_in_the_toilet_by_EmptyShadow.png' height='72' width='72'/><thr:total>21</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-7805672334791219097</id><published>2011-02-26T12:56:00.006+02:00</published><updated>2012-01-04T18:29:24.780+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hilmi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rockstari göktuğ canbaba'/><title type='text'>Mal Hilmi'nin rockstara dönüşmesi olayı-kusura bakma Hilmi ama gerçekler böyle ne yazık ki-</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-gkBBF1Ckl9E/TWrCrs9nl5I/AAAAAAAAAM4/l_Q3dwaa1P4/s1600/Yelling_Theatre_by_kevissimo.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 397px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-gkBBF1Ckl9E/TWrCrs9nl5I/AAAAAAAAAM4/l_Q3dwaa1P4/s400/Yelling_Theatre_by_kevissimo.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578485144511551378" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen bi tiyatroya gittim, ismini söylemeyeyim şimdi ayıp olmasın pek iyi yorumlar yapamayacağım bi oyundu.  Yanımda da arkadaşım Hilmi var. Hilmi de alabildiğine sıkıcı, mendebur bi tip. –blogumu takip etmediğini biliyorum, o yüzden yerden yere vururum seni Hilmi insanı- Ulan hadi tiyatroya gittin, hadi yanına da güzel, endamlı mı endamlı bi hatun almadın, e mna koyum niye dünyanın en sıkıcı insanı Hilmi’yle gittin diye sorarlar adama! Neyse bi hata yaptık gittik Hilmi’yle. Zaten bi garip oldum tiyatroya girdiğimde, adam yanımda sanki sevdiceğim gibi yakın yakın yürüyor, böyle bi gülümsemeler falan, ya aslında gayet normal davranıyor adam ama işte benim mallığım, neyse tüyler dikenlenmeden konuya dönelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Oyun başladı, işte gayet sıkıcı bi şekilde ilerliyor falan, hafif esnemeler, sıcaktan yanakların kızarması, pantolon terlemesi, of çekmeler gibi basit kötü tiyatro hezeyanlarının cereyan etmesiyle artık nefes alamama durumuna girmişken bi baktım oyunculardan biri bize sesleniyor. Ciddiyim ya! Bildiğin Hilmi’ye sesleniyor kadın. Sahneye davet ediyor. Ben oyundan o kadar kopmuşum ki Hilmi’nin neden sahneye doğru yürüdüğünü bile anlamadım. Sıkıcı, pis adam Hilmi, sahneye giderken ben de yanımdaki zat-ı muhteremi kolumla dürtüp “nedir abi olay?” diye sordum şaşırarak. Nefesimin bira kokmasından mı, kızarmış mala dönmüş suratımdan mı çekindi bilmem, şöyle bi süzdü beni ilk başta. Ulan adam da o denli suratsız bi piçmiş ki kaşını gözünü böyle bi oynattı, bi soludu derin derin sonra dönüverdi yine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi anlam veremedim ilk önce. Bi afalladım, ulan dedim bana niye trip atıyosun lan eşek sıpası.. Sonra Hilmi’ye baktım, adam sahneye varmış bile. Sıkıcı, tombul, herkes tarafından itip kakılan Hilmi sahnede sırıtıyor. Meğersem olay, izleyicilerden birini sahneye çekip madara etmek, oyunun içine dahil edip, adamın iyice özgüvenini dağıtarak diğer izleyenleri eğlendirmekmiş. Yuhh falan  demeyin  böyleydi olay işte. E Hilmi de bunun için biçilmiş kaftandı tabii. İşte bu yüzden oyuncuyu takdir etmek istedim. Yani bu kadar yerinde bi seçim yapılabilirdi ya! O an ayağa kalkıp alkışlamak, tezahürat etmek, "Yaşa oyuncu kadın, on numarasın sen!" demek istedim!! Ama yapmadım tabii ki, sonuçta benim de bi ağırlığım vardı sonsuz evrende öyle değil mi? Bu ağırlığı kaybetmek istemedim ve sıkı sıkı bastım yere ayaklarımı.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzlerce adamın arasından sen git en dangozunu çekip çıkar. Bi an keyiflendim, alnıma biriken terler derimin içine giriverdi, kalp atışlarım yavaşladı, pantolon sıkışması sendromu kayboldu, havaya da bi orman kokusu falan serpildi sanki. Yani öyle ki yanımda oturan pezevenge dönüp gülümsedim, kolumla dürtüp Hilmi’nin çaresizliğini gösterdim. İnanamazsınız o derece keyifliydim yani !!   Ama adam yine kendince homurdandı bi süre. Temmuz ayında salonun ortasında mal gibi durup kışın yanmayı bekleyen içi küflü bi sobadan farksızdı benim gözümde. Onu boşverdim ve oyuna odaklandım. Asla benim gibi bi arkadaşı olamayacaktı içi boş sobanın ne yazık.. halbu ki olsa ne içer eğlenirdik bilmiyordu, neyse.. konudan ayrılmayalım.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hilmi kişisi sahnede madara olmaya hazırlanırken diğer aşağılık seyirciler de yerlerinde neşeyle kıpırdanıyorlardı. Tabii kendi götleri rahattı ne de olsa. Onlar seçilmemişlerdi ve  madara edilmeyecekleri kesindi! Olan bizim Hilmi’ye olacaktı. Zavallı Hilmi’ye. poor Hilmi.. dakikalar geçtikçe benim surat düştü ama! Ulan Hilmi öyle bi performans sergiledi ki inanamazsınız! Orada, o oyuncuya sorduğu sorular ve verdiği net ve bıçak kadar keskin cevaplarla öyle bi madara etti ki kadını aman aman..  Gaddar seyirciler için bi problem yoktu ne de olsa çünkü eğlenecekleri bi mal olduktan sonra onlar için her şey güllük gülistanlık olurdu. O yüzden rahat kıçlarının üzerinde seyrettiler gösteriyi. Bense yerimde kıvrandıkça kıvrandım. Mal Hilmi resmen bi rockstara dönüşmüştü gözümün önünde!! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunun sonlarına doğru artık Hilmi iyice gösteriyi ele geçirdikten sonra yanımdaki dağ ayısı beni koluyla dürtmez mi! “Sizin arkadaş da pek bi zeki pek bi eğlenceliymiş!” İşte o an varlığımdan sıkıldım, kadife pantolonunum içinde oluşan terden gölette boğuldum.  Dağ ayısının benimle konuşmasının tek sebebi bizim rockstar Hilmi’ydi ne yazık ki! belki de asla benim gibi arkadaşı olsun istemezdi.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiyatrodan çıkarken herkes bi şekilde Hilmi’yi tebrik ediyor, bi hürmet gösterisi falan, ne biliyim öyle bi sevgi vardı ki adama gösterilen inanamazsınız! Bense arada bi yerlerde kaybolup gitmiştim resmen. Tiyatronun zeminindeki çatlaklardan akıp kanalizasyona karışmak üzereydim. İşte o an hemen Hilmi’nin koluna giriverdim! Sanki kız arkadaşımmışçasına, sanki 30 yıllık karımmışçasına yapıştım Hilmi’ye sıkı sıkı. Tiyatrodan çıkarken sanki kırmızı halıda küçük altın oscar adama doğru ilerliyoduk sevgili Hilmi’yle! Hilmi son yüz yılın en başarılı aktörü bense onun taarfından sürekli pompalanan konu mankeniydim! Ama rahatlamıştım ne yalan söyleyeyim. Hilmi'nin yanında rahatlayacağımı söyleseler, "hadi lan ordan," derdim ama cidden rahatlamıştım. Oscara adım adım ilerliyorduk ve küçük altın heykelcik her an hilmi tarafından sıvazlanabilirdi.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı Hilmi'ye gelsin!! &lt;br /&gt;öperim hepinizi!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-7805672334791219097?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/7805672334791219097/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=7805672334791219097&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/7805672334791219097'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/7805672334791219097'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/02/mal-hilminin-rockstara-donusmesi-olay.html' title='Mal Hilmi&apos;nin rockstara dönüşmesi olayı-kusura bakma Hilmi ama gerçekler böyle ne yazık ki-'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-gkBBF1Ckl9E/TWrCrs9nl5I/AAAAAAAAAM4/l_Q3dwaa1P4/s72-c/Yelling_Theatre_by_kevissimo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-4394624289287726588</id><published>2011-02-23T01:33:00.005+02:00</published><updated>2011-02-23T01:48:46.010+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='30 daha ne olsun bea'/><title type='text'>30 OLDUM ULAN!!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-_XIOV3klQyY/TWRH0aKqJOI/AAAAAAAAAMQ/ZOLw7Hmxwew/s1600/huuuuuuuu_by_gogoto.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 392px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-_XIOV3klQyY/TWRH0aKqJOI/AAAAAAAAAMQ/ZOLw7Hmxwew/s400/huuuuuuuu_by_gogoto.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5576661204294313186" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet fotoğraftaki şaşkın hatta beyni alınmış patates şeklindeki ifademin sebebi 30 olmam.. şaşırmayın..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tılsım-ı Kudret'tir, Ozanın Şarkısı'dır, Kuzey Kıtalar'dır fotoğraftır yazıdır çizidir derken bi de baktım 30 olmuşum :)) Evet 30 oldum ve 30 olmayı 30 olduğum bu ilk dakikalarda pek de kabullenemedim açıkçası :)) . 30 ne ya!! sanki bana benzeyen ufaklığın teki baba baa diye boynuma sarılacak ya da araba taksidini ödeyemediğim için epey canım sıkılacak gibi hissediyorum! işte 30 olmanın dayanılmaz ağırlığı başlıyor oooooooooouuuuuuuuuuu!!  Hayat ne garip ya bi 30a geleyim acayip bi parti yaparım her telden çalarım falan diye düşnürdüm sürekli ama şimdi bi bok yapmak istemiyo canım ehehe.. sanki 30 değil de bir anda 300 oldum be! neyse gidiyim yatayım da 30 olduğum bu ilk dakikalarda bünyemi daha fazla yormayım.. uff belim ağrımış ya.. kemiklerim sızlıyo şeklinde daha da yaşlandırabilirm istersem kendimi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not:çoktan 30 olanlar hatta 40a 50ye 60a merdiven dayayanlar kızmasın daha gençliğin baharındasınız be nedir derdiniz!?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öpüyorum hepinizi..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-4394624289287726588?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/4394624289287726588/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=4394624289287726588&amp;isPopup=true' title='21 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/4394624289287726588'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/4394624289287726588'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/02/30-oldum-ulan.html' title='30 OLDUM ULAN!!'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-_XIOV3klQyY/TWRH0aKqJOI/AAAAAAAAAMQ/ZOLw7Hmxwew/s72-c/huuuuuuuu_by_gogoto.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>21</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-5549748636865926669</id><published>2011-02-16T10:56:00.002+02:00</published><updated>2011-02-16T11:43:55.868+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='metehan mert çakır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='frp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göktuğ canbaba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tılsım-ı kudret'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rock fm'/><title type='text'>ROCK FM'DEYİM</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-FlQYrjpy0JA/TVubu0ypBsI/AAAAAAAAAMA/ZcptYvhChSU/s1600/images.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 225px; height: 225px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-FlQYrjpy0JA/TVubu0ypBsI/AAAAAAAAAMA/ZcptYvhChSU/s400/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5574220192548456130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-YDcda-f2iKQ/TVubzCEAbBI/AAAAAAAAAMI/eOwfhSHhN6w/s1600/tilsim-i-kudret-top.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 160px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-YDcda-f2iKQ/TVubzCEAbBI/AAAAAAAAAMI/eOwfhSHhN6w/s400/tilsim-i-kudret-top.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5574220264830430226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Perşembe akşamı (yarın) 17:00'da 94.5 fm bandından yayın yapan Rock Fm'deyim. Metehan Mert Çakır'ın sunduğu Arka Koltuk'ta Frp ve Tılsım-ı Kudret üzerine konuşacağız efenim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-5549748636865926669?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/5549748636865926669/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=5549748636865926669&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/5549748636865926669'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/5549748636865926669'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/02/rock-fmdeyim.html' title='ROCK FM&apos;DEYİM'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-FlQYrjpy0JA/TVubu0ypBsI/AAAAAAAAAMA/ZcptYvhChSU/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-9127518705091026959</id><published>2011-01-28T00:16:00.005+02:00</published><updated>2011-01-29T11:11:04.873+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatım kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göktuğ canbaba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tılsım-ı kudret'/><title type='text'>Tılsım-ı Kudret'i Hayatım Kitap'a anlattım</title><content type='html'>&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/LCysROKsN4o?hl=en&amp;fs=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/LCysROKsN4o?hl=en&amp;fs=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında Tılsım-ı Kudret üzerine çok çok konuşmak gerekir ama kısıtlı zamanda ancak bu kadar oluyor işte :))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-9127518705091026959?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/9127518705091026959/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=9127518705091026959&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/9127518705091026959'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/9127518705091026959'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/01/tlsm-kudreti-ksa-ksa-hayatm-kitapa.html' title='Tılsım-ı Kudret&apos;i Hayatım Kitap&apos;a anlattım'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-307558861729104998</id><published>2011-01-25T19:16:00.002+02:00</published><updated>2011-01-25T19:22:01.821+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zaman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ko tao'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pansiyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zen'/><title type='text'>Ko Tao Pansiyonunda zamanla sevişmek mümkündür</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TT8GiXbxxYI/AAAAAAAAALU/5x1FMLash8U/s1600/IMG_5252_800x533.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TT8GiXbxxYI/AAAAAAAAALU/5x1FMLash8U/s400/IMG_5252_800x533.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5566174851929064834" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Okyanusun suratını okşayan Ko Tao pansiyonunda sabah olmak üzereydi. Vung tırtılları yaprakların üzerinde belki de bir insanın gösteremeyeceği bir öz güvenle dişi vungları ayartmaya çalışıyor, Thai kedileri mor pırpır böceklerini avlamaya uğraşıp bi şekilde kendilerince doğanın dengesini yerine getirdiklerini zannediyorlardı; doğadaki düzen acımasızdı ne de olsa. Bize gelince, biz sadece acımasız düzenin içindeki bok böcekleriydik, düzenin içine etmeye çalışıp daha sonra onu kum tepelerinden yukarı taşımaya çalışan çalışkan ama faydasız bok böcekleri!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fred bi kaç gündür zaman makinesini bulduğundan bahsediyor ve bana hava atıyordu. Dediğine göre geçen gece 10 yıl öncesine zıplamayı başarmış ve lisedeki aşkının gözlerine bakabilmişti. Hatta anlattıkları eğer doğruysa daha ileri bile gitmişti! Buna inanmanın kolay olduğunu söyleyemem. Doğu yolculuğumuz bize türlü gizemin kapısını açtıysa da zaman makinesi fikri bana hâlâ fazla Verne vari geliyordu. Bilimkurgu severdim sevmesine ama Fred bilimden ne anlardı ki! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vung tırtılları şehvetli bir şekilde seviştiği sırada arkamdaki karanlıkla bir çatırtı duydum; yaşlı tahta merdivenin sesiydi bu. Fred’in yaklaşmakta olduğunu söylüyordu tahtakurusu seven tahta merdivenler. Kafesteki serçenin rahatsız ruh hali vardı üzerimde o an. Yeni yemek yemiş bir kedi gibi uykuya muhtaçtım ve oyun oynamak için fazlasıyla sinirliydim. Fred’in zaman makinesinin sırrını çözdüğünü yavaş yavaş kabullenmeye başlamıştım ama bunu nasıl becerdiğini düşünüp işin içinden çıkamayınca delirecek gibi oluyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahile vuran dalgalar kesik kesik bir şarkı mırıldanıyor, hep bir ağızdan ayrılık hakkındaki acıklı parçayı söylüyorlardı. İçimde bir şeylerin sızladığını hissettim birden. Sanki uzun süreli bir ilişki yaşamıştım o deniz kıyısında. Dalgaları o kadar iyi tanıyordum ki onlara her baktığımda bana öyküler anlatabiliyorlardı sanki.  Aşk dolu bir gecenin ardından sabah kalktığımda deniz yok olmuş, kum taneleri  birbirlerine sokulmuş ağlaşıyorlardı sanki o an. Aşk tarafından terk edilmiş, dalgalar tarafından alaya alınmış, kum taneleri tarafından saldırıya uğramıştım.  Neden böyle hissettim bilemiyordum, saniyenin bilmem kaçında yaşadığım hüzün beni neden bu kadar yıpratmıştı onu da bilmiyordum, sadece bir koku geliyordu arkamdan ve ben öylece geçmişe, ilk aşkımdan ayrıldığım geceye sürükleniyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızla esen doğu rüzgarı var olan ne varsa alıp götürdüğünde kendime zorla gelebildim. Arkamı dönüp batlım Fred’e. Taylandlı koca karı Yung’dan güzel kokulu bir iksir almış olmalıydı, ya da yaşlı kör şaman Ziang’dan kokulu bir macun aşırmıştı kim bilir. Emin olduğum bir şey varsa o da Fred’in kesinlikle bir şekilde, doğru ya da yanlış, zamanda seyahati çözmüş olmasıydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Elinde tuttuğun nedir?” diye sordum hayli şaşkın bir halde. “Parfüm,” dedi sırıtarak. Aydınlanmakta geciken gökyüzünün de ona sinir olduğunu görebiliyordum; o da en az benim kadar sinir oluyordu Fred’e; ağzını burnunu kırmamak için zor tutuyordu kendini. &lt;br /&gt;“Kimin parfümü?” dedim salakça. Salakça diyorum çünkü parfümün kimin olduğu aslında çok da önemli değildi, önemli olan şey, zihinsel bir yolculuğa nasıl çıkabildiğimdi!&lt;br /&gt;“Geçen gece bana ilk aşkından bahsetmiştin, hatırladın mı?” diye sordu Fred. “Evet” dedim hemen. &lt;br /&gt;“İşte bu onun kullandığı parfüm,” dedi sırıtışı artarken. Piç kurusunun o parfümü nasıl ele geçirdiğini bilemiyordum. Belki de zamanda seyahat yapıp almıştı onu sevdiğim kızın elinden bilemiyordum. &lt;br /&gt;“Onu nasıl ele geçirdin?” diye sordum hayretle. Ko taoda böyle saçma alışverişler yapmak için bir yer bulamazdınız, orada sadece gökyüzü ve deniz vardı; sonsuzluğa uzanan yıllarca temizlenmemiş kirli bir merdivendi Ko Tao. &lt;br /&gt;“Saçma düşünceler içinde kavrulup duruyorsun ama az evvel zamanda adımlar attığını göremiyorsun bile!” dedi bilmişçe. O an Fred’in suratına okkalı bir yumruk patlatmamak için zor tuttum kendimi. &lt;br /&gt;“Evet haklısın ve bunu nasl yaptığını inan çok merak ediyorum!” diye bağırdım deli gibi. Ko Tao iyiden iyiye sinirlerimi bozmuş olmalıydı. Belki de yolculuk vakti gelmişti artık. &lt;br /&gt;“Kokular,” dostum dedi Fred. “Kokular keşfedilmemmiş zaman makineleridir. Bana anlattığın hikayedeki kızın parfümü hikayenin önemli noktasıydı. Ben de sana onu verdim başka bir şeyi değil. İşte zamanda atlamanın yolu bu; zihnin içine saklanmış kokular!” &lt;br /&gt;Aptal aptal Fred’e baktım. Bu zaman makinesi saçmalığını o kadar düşünmüş, üzerinde o kadar fazla zaman geçirmiştim ki hep gözümün önünde olan gerçek bir anda kaybolup gitmişti demek! “Tabii ya, kokular,” dedi sırıtarak. Ansızın boyut değiştirmek, bulunduğun yerden uçup gitmek, denizdeyken daha önce çölde geçirdiğin bi ana, çöldeyken ansızın bir dağın tepesine konmak ancak bu yolla sağlanabilirdi kuşkusuz!  &lt;br /&gt;Fred’e doğru koşturmaya başladım. Kollarını açmış beni bekliyordu. Zaman makinesinin sırrını öğrendiğim için ona sarılacağımı falan düşünüyordu herhalde, ne saçma! &lt;br /&gt;Hızla koşup nasırlı ellerinde sıkı sıkı tuttuğu “eski kız arkadaşmı” kapıverdim ve parfümün şişesini burun deliğime dayadım. Artık orada değildim. Ne Ko Tao ne de beyinsiz Fred kalmıştı geriye. Kimse kalmamıştı. Zaman ayaklarımın altında şen kahkahalar atıyordu ve kız arkadaşıma hiç olmadığım kadar yakındım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı ve Fotoğraf:Göktuğ Canbaba&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-307558861729104998?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/307558861729104998/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=307558861729104998&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/307558861729104998'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/307558861729104998'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/01/ko-tao-pansiyonunda-zamanla-sevismek.html' title='Ko Tao Pansiyonunda zamanla sevişmek mümkündür'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TT8GiXbxxYI/AAAAAAAAALU/5x1FMLash8U/s72-c/IMG_5252_800x533.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-6172654808262511826</id><published>2011-01-23T01:23:00.004+02:00</published><updated>2011-01-23T14:37:00.835+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cnnturk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatım kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tılsım-ı kudret'/><title type='text'>CNNTURK hayatım kitap programındayım</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TTtnFDKVDKI/AAAAAAAAALM/Rb19yC1vXuM/s1600/NEB%25C4%25B0LEM.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 306px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TTtnFDKVDKI/AAAAAAAAALM/Rb19yC1vXuM/s400/NEB%25C4%25B0LEM.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5565155100992015522" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet biraz geç oldu ama istanbul dışında bi çekimde olmam vesilesiyle şimdi haber verebiliyorum! gerçi bi çok blog arkadaşımdan mail aldım programdan haberleri olmuş ve izlemişler!! binlerce teşekkür buradan!&lt;br /&gt; Bugün izlemediyseniz bile yarın yani pazar 13:45'te CNNTURK HAYATIM KİTAP progmanıda Tılsım-ı Kudret üzerine 3-5 dakikalığına bıdıbıdı yapacağım! Sevgili Ertaç Altınöz'ün görselleri eşliğinde Hayatım Kitap ekibinin tarzıyla romandan kısaca bahsedeceğim! &lt;br /&gt;İlgilenenelere duyurulur!!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-6172654808262511826?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/6172654808262511826/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=6172654808262511826&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/6172654808262511826'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/6172654808262511826'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2011/01/cnnturk-hayatm-kitap-progmanndaym.html' title='CNNTURK hayatım kitap programındayım'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TTtnFDKVDKI/AAAAAAAAALM/Rb19yC1vXuM/s72-c/NEB%25C4%25B0LEM.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-7129452730713610484</id><published>2010-12-27T01:04:00.003+02:00</published><updated>2010-12-27T01:07:30.653+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göktuğ canbaba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hürriyet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tılsım-ı kudret'/><title type='text'>Tılsım-ı Kudret Hürriyet Pazar'daydı!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TRfKaDjjjyI/AAAAAAAAALE/dcnvvVtyylg/s1600/3.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 264px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TRfKaDjjjyI/AAAAAAAAALE/dcnvvVtyylg/s400/3.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5555131214364643106" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TRfKQbzaCFI/AAAAAAAAAK8/6Suzqa7KgJ0/s1600/2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TRfKQbzaCFI/AAAAAAAAAK8/6Suzqa7KgJ0/s400/2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5555131049074886738" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TRfKHJQBedI/AAAAAAAAAK0/0VmlNwhrdq8/s1600/1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 351px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TRfKHJQBedI/AAAAAAAAAK0/0VmlNwhrdq8/s400/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5555130889475815890" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-7129452730713610484?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/7129452730713610484/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=7129452730713610484&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/7129452730713610484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/7129452730713610484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2010/12/tlsm-kudret-hurriyet-pazardayd.html' title='Tılsım-ı Kudret Hürriyet Pazar&apos;daydı!'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TRfKaDjjjyI/AAAAAAAAALE/dcnvvVtyylg/s72-c/3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-1197804790858887432</id><published>2010-12-23T18:51:00.003+02:00</published><updated>2010-12-26T10:38:32.776+02:00</updated><title type='text'>Teşekkürler...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TRN-F4brYXI/AAAAAAAAAKk/NRd4EwZ4tSg/s1600/149647_130754900312815_130753916979580_155905_3330033_n.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 267px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TRN-F4brYXI/AAAAAAAAAKk/NRd4EwZ4tSg/s400/149647_130754900312815_130753916979580_155905_3330033_n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5553921404990873970" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eveeeet Tılsım-ı Kudret raflarda yerini alalı bir ay oldu ve şimdiden romanla alakalı birçok harika geri dönüş aldığımı söylemeliyim. Anlaşılan fantastik okurların kendi kültürümüzden motifler taşıyan böyle bir hikayeye ihtiyaçları varmış. Tılsım-ı Kudret bu ihtiyaçları bir nebze karşılayabildiyse ne mutlu bana!! Okuyup yorumlarını benden esirgemeyen, okuyup da esirgeyen, okumayıp kitabı bir köşeye bırakan ama bir gün okuyacağına inancı sonsuz olan herekese çook teşekkürler :)))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransız'ın eski model mustang'ıyla yollara düşmesinin üzerinden çok zaman geçmedi ve Baharat Tüneli Ozanı Bodur Nafi kendine münhasır üslubuyla hikayelerini anlatmaya devam ediyor kimi yerleri çatlamış şarap fıçısının üzerinde. Osmanlı'nın üzerinde daha önce görülmemiş, duyulmamış hatta ve hatta işitilmemiş ölgün bulutlar dolanmaya başladığında eski tılsım üstadı İbn-i Reşad konuşmaya başlıyor gece ve gündüzle, ay ve güneşle. Şehzadenin humma uçrumundan aşağı yuvarlanmış zihni yeni hinlikler peşinde dolanırken cennet ve cehennemde işler karışmaya başlıyor yine. Kan Göğü'nün Çocukları dipsiz karanlığın içinde fısıldıyorlar efsunlu hikayeyi kulaktan kulağa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; M.Ö Mezopotamya topraklarında bizi selamlayan Tılsım-ı Kudret, günümüz İstanbul'unda hiç de alışık olmadığımız bir hikayeyi anlatıyor okuyuculara. Kimi zaman  ateş ve külden yapılmış fırçalarla resmedilen cehennemin sınırlarına yaklaşıyor kimi zaman da ışık ve nurla gören gözlerden bakıyor dünyaya. &lt;br /&gt;Kısacası, Tılsım-ı Kudret sizi hiçlikten varlığa, ateşten toprağa davet ediyor. &lt;br /&gt;Yapmanız gereken adım atmak. Her zaman söylediğim gibi,&lt;br /&gt; Yolculuğa başlamak için adım atmak gerekir; ya zihinde ya toprakta atılmalıdır adım; ya da hem zihinde hem toprakta…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi Yolculuklar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanla ilgili son gelişmeleri, sıradaki projeleri, röportajları, söyleşileri, her şeyi &lt;a href="http://www.facebook.com/GoktugCanbaba"&gt;BURADAN &lt;/a&gt; takip edebilir, Tılsım-ı Kudret'in dostluğu baldan tatlıdır derseniz ise ona da  &lt;a href="http://www.facebook.com/home.php#!/profile.php?id=100001848353269"&gt;BURADAN&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göktuğ Canbaba&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-1197804790858887432?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/1197804790858887432/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=1197804790858887432&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/1197804790858887432'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/1197804790858887432'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2010/12/tesekkurler.html' title='Teşekkürler...'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TRN-F4brYXI/AAAAAAAAAKk/NRd4EwZ4tSg/s72-c/149647_130754900312815_130753916979580_155905_3330033_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-5385469602183853996</id><published>2010-12-02T23:02:00.005+02:00</published><updated>2010-12-02T23:20:57.145+02:00</updated><title type='text'>Tılsım-ı Kudret'in Yolculuğu Gölge Dergi'de</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TPgJZWx_vOI/AAAAAAAAAKM/kgTV9pQDDTE/s1600/jjjax.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 273px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TPgJZWx_vOI/AAAAAAAAAKM/kgTV9pQDDTE/s400/jjjax.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5546193272323423458" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://golgedergi.blogspot.com/2010/12/golge-e-dergi-39-say.html?spref=fb"&gt;TILSIM-I KUDRET'İN YOLCULUĞU &lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tılsım-ı Kudret'in yolculuğunu Gölge Dergi'ye anlattım. Roman basılana kadar başından neler geçti, kimlerle tanıştı, neler yaşadı hepsi bu yazıda!!! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.frpkitap.com/index.php?Uid=3580&amp;Kid=148"&gt;TILSIM-I KUDRET'İ İNDİRİMLİ SATIN ALMA İMKANI &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-5385469602183853996?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/5385469602183853996/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=5385469602183853996&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/5385469602183853996'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/5385469602183853996'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2010/12/tlsm-kudretin-yolculugu-golge-dergide.html' title='Tılsım-ı Kudret&apos;in Yolculuğu Gölge Dergi&apos;de'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TPgJZWx_vOI/AAAAAAAAAKM/kgTV9pQDDTE/s72-c/jjjax.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-3475768064996297441</id><published>2010-11-22T02:07:00.005+02:00</published><updated>2010-11-24T18:46:25.080+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bozkır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kulübe'/><title type='text'>Hiçbir Şeye Kulak Asmayan'ın Anısına...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TOm1hghXk5I/AAAAAAAAAKE/6tvlyQenlAE/s1600/Field_by_BrightRedFox.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 276px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TOm1hghXk5I/AAAAAAAAAKE/6tvlyQenlAE/s400/Field_by_BrightRedFox.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5542160403726308242" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="28" width="335"&gt;&lt;param value="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtpOjEzMzA5NTA1O3M6NDoiY29kZSI7czoxMjoiMTMzMDk1MDUtYzhmIjtzOjY6InVzZXJJZCI7aToxNjk4MTUzO3M6MTI6ImV4dGVybmFsQ2FsbCI7aToxO3M6NDoidGltZSI7aToxMjkwNjE3MjA2O30=&amp;autoplay=default" name="movie"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed wmode="transparent" height="28" width="335" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" src="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtpOjEzMzA5NTA1O3M6NDoiY29kZSI7czoxMjoiMTMzMDk1MDUtYzhmIjtzOjY6InVzZXJJZCI7aToxNjk4MTUzO3M6MTI6ImV4dGVybmFsQ2FsbCI7aToxO3M6NDoidGltZSI7aToxMjkwNjE3MjA2O30=&amp;autoplay=default"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Quand il me prend dans ses bras, Il me parle tout bas, Je vois la vie en roses.”&lt;br /&gt;Mavi beyaz gökyüzünün altında Fred’in en sevdiği Piaf şarkısını mırıldanıyor ve göğsüne uzandığım başak tarlasının midesinden gelen fısıltılara kulak asmadan şarkıyı söylemeye devam ediyordum. Uçsuz bucaksız tarlanın orta yerinde kendimi onun kollarına bırakmış halde mırıldanırken sanki gökyüzü bana yüzlerce metre yüksekten bakmıyor da, burnumun ucunda, kirpiklerimin etrafında neşeyle dans ediyordu. Mutluluktan hafif sırıtarak şarkıyı söylemeye devam ederken uzaktaki kulübenin oradan gelen havlama sesiyle bir an irkildim. Dudaklarımın arasındaki çöpü tükürdüm ve bakışlarımı sesin geldiği yöne çevirdim. Köpeğim Hiçbir Şeye Kulak Asmayan, bana gelenlerin olduğunu haykırıyordu ve isminden de anlaşılacağı gibi pek az şeye tepki veren dostumun haykırışlarına kulak asmam gerektiğinin farkındaydım. Gelen Fred değildi kuşkusuz çünkü Hiçbir Şeye Kulak Asmayan Fred’e asla havlamazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 Haftadır terk edilmiş eski bir kulübede kalıyorduk ve konuşmadan, sadece düşünerek, doğanın sesini dinleyerek ve gökyüzünün gözlerine bakarak yolculuk boyunca anlamadığımız hatta farkına varmadığımız bir çok şeyin farkına varmayı başarmıştık. Başak tarlasıyla nasıl sohbet edileceğini, gökyüzünün çehresinin her saniye nasıl değiştiğini ve güzelleştiğini, gece çöküp de dünya karanlık pelerinini omzuna astığında yıldızların kendi aralarında neler fısıldadıklarını artık biliyorduk.&lt;br /&gt;Kulübenin oraya baktığımda bana doğru gelen dört figür fark ettim. Bunlar gezgin turistler olmalıydı. Yırtık pırtık hasır şapkamı kaldırıp onları metreler ötesinden selamladım. Suratımda hayli aptal bir gülümseme vardı. 2 haftadır konuşmadığım için boğazımı temizledim ve gökyüzüne bakıp teşekkür ettim. Konuşmaya istek duyuyordum ve gelenlerin yanında sert Nepal viskisi olma ihtimali beni şimdiden mutlu etmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçlarıma başak taneleri kaçmış, yüzüm gözüm toprağa bulanmış halde selamladım gelenleri. Oranın yerlisiymiş gibi göründüğüme şüphe yoktu. Gelenler hayli şaşırmış halde selamladılar beni. Bozkırın delisi olduğumu düşündüklerine emindim. Olması gerekenden daha abartılı görünen gülümsememle onları bir kere daha karşıladım ve 2 haftadır ses çıkmayan dudaklarımın arasından ilk kelimeler merakla dışarı döküldüler. “Merhaba yabancılar!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Merhaba,” dedi teni uzun zamandır yemediğim Kathmandu çikolatası kadar koyu renkte olan adam. “Bize yardım etmen mümkün mü?” diye sordu hemen ardından telaşla. O zaman bu yabancıların bir sorunu olduğunu anladım. “Tabii ki,” dedim daha sorunun ne olduğunu bile sormadan.&lt;br /&gt;“Kulübede bir dostumuz var ve…ıııı…” diye durakladı bir anda adam. Yanındaki kız devam etti. “Suzi’nin morali biraz bozuk ve dinlenmeye ihtiyacı var. Eğer sizin için de bir sakıncası yoksa…”&lt;br /&gt;2 haftadır tek kelime etmediğimden hemen atıldım. “Tabii,” dedim. “Sakıncası yok. Orada kalabilir.” Dördü de bana bakıp gülümsedi. Fazla yardım sever oluşumdan mı yoksa gerçekten bozkırın delisi gibi göründüğümden mi bana gülümsüyorlardı bilemiyordum ve aslında ne düşündükleri zerre umurumda değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam olup da gecenin kalbinde ateş yakıldığında Fred uzun yürüyüşünü tamamlamış ve aramıza nihayet katılmıştı. 5kişi ateşin etrafındaydık ve dertli Suzi yanı başımda ağlayıp duruyor, mendiline sümkürerek ağustos böceklerinin serenatlarını kaçırmamıza sebep oluyordu. Gerçi turistler böceklerin serenatlarını duyamayacak kadar kapalıydılar ama yine de sümkürme seremonisi bence biraz fazla uzun tutulmuştu ve ne ben ne de doğa ana bunu dinlemeye mecburduk! Gelenlerin ikram ettiği sert Nepal viskisinden iri bir yudum alıp Suzi’ye baktım. Ağlayarak yemek yemeye çalışıyordu. Gerçekten berbat bir haldeydi. Sonra Fred’e baktım çaktırmadan. Fred yanında oturan Portekizli kızdan arakladığı şarabı mideye indiriyor kız ondan istediğinde ise hemen bir hikaye anlatıp şişeyi bir türlü elinden bırakmıyordu. Alman çifte baktığımda onların da Suzi’nin kederine ortak olduklarını gördüm. Önlerinde duran tavuğu kemiriyor ve bir yandan da kıza moral vermeye çalışıyorlardı. Açıkçası olanlar bana fazlasıyla aptalca gelmişti. Alkolün bana verdiği güçle ayağa kalktım ve Suzi’ye dönerek şöyle dedim. “Yemek yerken yemek yemeli, uyurken uyumalısın!” Bu eski bir zen deyişiydi ve söylenmesi gereken yer tam da burasıydı bana göre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suzi sulu gözleriyle bana baktı. Paris’te yaşadıkları, erkek arkadaşının onu neden terk ettiği, bacağındaki dayanılmaz ağrısı ve daha bir sürü derdin neden yakasına yapışıp onu bir türlü bırakmadığı umurumda değildi çünkü o an, o mucizevi an, ateş böcekleri bizim için şarkılar söylüyor, başaklar gece boyunca türlü hikayeler anlatıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yemeğimi yiyorum zaten,” dedi bilmiş Suzi. Başımı iki yana salladım ve “Hayır beni anlamadın,” dedim Suzi’ye. “Yemek yerken yemek yemeli, uyurken uyumalısın!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört turistin üçü –Suzi dahil- aptal aptal bana bakıyordu, diğer Portekizli kız aşağılık Fred’le öpüşüyor, Hiçbir Şeye Kulak Asmayan ise turistlerin çantasını karıştırıyordu. “Eğer yemek yerken erkek arkadaşını ya da Paris’te olanları düşünürsen aslında yemek yemiş olmazsın ve eminim ki haftalardır da uyumuyorsun,” dedim kıza bakarak.&lt;br /&gt;“Bana filozofluk taslama tamam mı!” diye çıkıştı kız birden. “Neler yaşadığımın farkında bile değilsin!"&lt;br /&gt;“Doğru,” dedim kıza bakarak. “Erkek arkadaşını yemeye devam et o zaman ve gece de Paris’te uyumaya çalışırsın!” Diyeceğimi demiştim. Bedava Nepal viskisini fondipleyip yıldızlara baktım uzun uzun. Gerizekalı Alman çift bana hak verecekleri yerde Suzi’nin tarafında yer almışlardı ve Fred karanlığı ele geçirip işi iyice ileri götürüyordu! Kısacası beni dinleyen kimse yoktu. 2 haftalık bilgeliğimle ağustos böceklerinin şarkısını dinlemeye koyuldum. Yıldızların hikayelerine ortak oldum. Bir süre sonra sümkürmeler ve aptal kelimeler uçup gitti. Gözlerimi kapattığımda hiçbir şey düşünmüyordum. İşte o an, uyku tüm saflığıyla beni aldı ve gerçekten uyudum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah kalktığıma turistler gitmişti. “Bir teşekkür bile etmediler,” dediğimde Fred’in gülümsemesi teşekkürün başka şekillerde de gösterilebileceğini anlatıyordu bana. Anlaşılan Suzi sabaha kadar erkek arkadaşını yemeyi sürdürmüştü ve benim saçma bilgeliğim onu zerre ilgilendirmemişti. Suzi ve arkadaşları bütün gece erkek arkadaşını keyifle mideye indirmiş ve üzerine ayakları yara olana kadar kendi şehirlerinde dolanmışlardı. Sabah ise gerçek dünyada yola koyulmuşlar ve yokluğa karışmışlardı. Yorgunluk işte böyle bir şey olmalıydı; zihinde hapsolmak, yemek yerken düşünce okyanusunda boğulmak ve uyurken bir maratoncu gibi koşturmaktı! Gerçek meditasyon ise anın keyfini çıkarmaktı; bu Fred’in yaptığı gibi Portekizli bir kızla öpüşmek, benim yaptığım gibi ağustos böceklerinin şarksını dinlemek ya da Hiçbir Şeye Kulak Asmayan’ın yaptığı gibi hayata devamlı şaşırmak olabilirdi! Önemli olan öpüşürken dudakların kime ait olduğunu bilmek ve kabullenmek, şarkının sözlerini anlamaya çalışmak ve sadece şaşırmaktı!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı:Göktuğ Canbaba&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-3475768064996297441?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/3475768064996297441/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=3475768064996297441&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/3475768064996297441'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/3475768064996297441'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2010/11/her-seye-kulak-asmayann-ansna.html' title='Hiçbir Şeye Kulak Asmayan&apos;ın Anısına...'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TOm1hghXk5I/AAAAAAAAAKE/6tvlyQenlAE/s72-c/Field_by_BrightRedFox.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-2600279376786875818</id><published>2010-11-10T16:49:00.012+02:00</published><updated>2010-11-10T17:11:22.213+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göktuğ canbaba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tılsım-ı kudret'/><title type='text'>Tılsım-ı Kudret İmza Günü</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TNq2Ew4UPhI/AAAAAAAAAJk/xS2eqp4K6SU/s1600/76388_453556689050_608554050_5540386_7669023_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 214px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TNq2Ew4UPhI/AAAAAAAAAJk/xS2eqp4K6SU/s320/76388_453556689050_608554050_5540386_7669023_n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5537938884762287634" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TNqy20nRfGI/AAAAAAAAAJc/78-dTJwMT20/s1600/73977_453556649050_608554050_5540385_7622714_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TNqy20nRfGI/AAAAAAAAAJc/78-dTJwMT20/s320/73977_453556649050_608554050_5540385_7622714_n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5537935346711493730" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TNqyRlE_ArI/AAAAAAAAAJM/1lml7-bvUyI/s1600/77116_453556569050_608554050_5540383_4376880_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TNqyRlE_ArI/AAAAAAAAAJM/1lml7-bvUyI/s320/77116_453556569050_608554050_5540383_4376880_n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5537934706885984946" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TNqyLySZrBI/AAAAAAAAAJE/0hQ9bMQd6Iw/s1600/149080_453556779050_608554050_5540389_553948_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TNqyLySZrBI/AAAAAAAAAJE/0hQ9bMQd6Iw/s320/149080_453556779050_608554050_5540389_553948_n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5537934607352704018" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TNqyGCEsQOI/AAAAAAAAAI8/SJncWOpLKAw/s1600/76299_453556504050_608554050_5540381_1169062_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 214px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TNqyGCEsQOI/AAAAAAAAAI8/SJncWOpLKAw/s320/76299_453556504050_608554050_5540381_1169062_n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5537934508510953698" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TNqx_CatqlI/AAAAAAAAAI0/guJ6B9hoI-c/s1600/149650_453556729050_608554050_5540388_7834407_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TNqx_CatqlI/AAAAAAAAAI0/guJ6B9hoI-c/s320/149650_453556729050_608554050_5540388_7834407_n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5537934388344236626" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------------------------&lt;br /&gt;Cumartesi günü Tüyap'taydık. Yeni arkadaşlarla tanıştık, eski dostları gördük, bol bol Tılsım-ı Kudret imzaladık!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkese çok teşekkürler, keyifli okumalar!!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.frpnet.net/tilsim-i-kudret.html"&gt;Tılsım-ı Kudret Ön Okuma &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.frpkitap.com/index.php?Uid=3580&amp;Kid=148"&gt;Tılsım-ı Kudret İndirimli Satın Alma İmkanı &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-2600279376786875818?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/2600279376786875818/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=2600279376786875818&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/2600279376786875818'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/2600279376786875818'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2010/11/tlsm-kudret-imza-gunu.html' title='Tılsım-ı Kudret İmza Günü'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TNq2Ew4UPhI/AAAAAAAAAJk/xS2eqp4K6SU/s72-c/76388_453556689050_608554050_5540386_7669023_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-2674746829290163021</id><published>2010-10-29T00:31:00.005+03:00</published><updated>2010-11-03T00:37:01.750+02:00</updated><title type='text'>Yeni romanım Tılsım-ı Kudret TÜYAP Kitap Fuarı'nda!!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TMnsFHTflWI/AAAAAAAAAIk/MoXpK1gTHv0/s1600/jjjax.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 273px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TMnsFHTflWI/AAAAAAAAAIk/MoXpK1gTHv0/s400/jjjax.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5533213189805675874" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AYRINTILI BİLGİ VE ÖN OKUMA İÇİN&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.frpnet.net/tilsim-i-kudret.html"&gt;Tılsım-ı Kudret &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İNDİRİMLİ SATIN ALMA İMKANI İÇİN&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.frpkitap.com/index.php?Uid=3580&amp;Kid=148"&gt;Tılsım-ı Kudret &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-2674746829290163021?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/2674746829290163021/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=2674746829290163021&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/2674746829290163021'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/2674746829290163021'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2010/10/yeni-romanm-tlsm-kudret-laika.html' title='Yeni romanım Tılsım-ı Kudret TÜYAP Kitap Fuarı&apos;nda!!'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TMnsFHTflWI/AAAAAAAAAIk/MoXpK1gTHv0/s72-c/jjjax.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-2479830129858794976</id><published>2010-10-22T12:11:00.002+03:00</published><updated>2010-10-22T12:14:31.202+03:00</updated><title type='text'>Pek yakında...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TMFVNkabTOI/AAAAAAAAAIc/zb1-3B5SPl0/s1600/aa.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 283px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TMFVNkabTOI/AAAAAAAAAIc/zb1-3B5SPl0/s400/aa.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530795508988857570" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İllüstrasyon: &lt;a href="http://ertacaltinoz.deviantart.com/"&gt;Ertaç Altınöz &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-2479830129858794976?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/2479830129858794976/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=2479830129858794976&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/2479830129858794976'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/2479830129858794976'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2010/10/pek-yaknda.html' title='Pek yakında...'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TMFVNkabTOI/AAAAAAAAAIc/zb1-3B5SPl0/s72-c/aa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-2147270750959064700</id><published>2010-10-16T23:29:00.001+03:00</published><updated>2010-10-17T12:06:05.085+03:00</updated><title type='text'>çok yakında...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TLoLQxJi8TI/AAAAAAAAAIU/_qmTQw7zqRE/s1600/22.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 283px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TLoLQxJi8TI/AAAAAAAAAIU/_qmTQw7zqRE/s400/22.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5528743875249893682" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;illüstrasyon: &lt;a href="http://ertacaltinoz.deviantart.com/"&gt;Ertaç Altınöz &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-2147270750959064700?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/2147270750959064700/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=2147270750959064700&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/2147270750959064700'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/2147270750959064700'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2010/10/cok-yaknda.html' title='çok yakında...'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TLoLQxJi8TI/AAAAAAAAAIU/_qmTQw7zqRE/s72-c/22.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-995951404846793498</id><published>2010-10-06T00:31:00.004+03:00</published><updated>2010-10-06T01:09:06.923+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='roman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sır'/><title type='text'>Yeni Romanım Çok yakında!</title><content type='html'>Çok ama çok yakında yeni romanımla  okuyuculara tekrar merhaba diyeceğim! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ozanın şarkısı'ndan bu yana epey zaman geçti. Nereden baksanız 3 sene oldu. Galenar'ın şarkısını dinleyenlere çok teşekkürler. Şarkının devamı gelmediği için çok üzgünüm ama bu devamının hiç gelmeyeceği anlamına gelmiyor tabii ki. Benim dışımda olaylar gelişti malesef. Biraz beklemek lazım sadece. Bana sık sık mesaj atan, Thalian'ın, Eryns'in kaderlerini merakla bekleyen arkadaşlara da teşekkür etmeliyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse, yeni romanım çok ama çok yakında raflarda yerini alacak.  Ne zaman ve hangi yayınevinden çıkacağını yakında söyleyeceğim. O zamana kadar dostum Ertaç Altınöz'ün romanım için çizdiği illüstrasyonu keyifle inceleyebilirsiniz. :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TKuZS3ry5CI/AAAAAAAAAH8/TcwtFRsXmIo/s1600/The_Charm_by_ertacaltinoz.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 226px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TKuZS3ry5CI/AAAAAAAAAH8/TcwtFRsXmIo/s320/The_Charm_by_ertacaltinoz.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5524677917364380706" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlının kayıp bir zamanında, sislerle örülü garip hikayeler sokaklarda başı boş dolanırken, ay ve yıldızlar birbirine sarılmış, olanları korkulu gözlerle izlerken o, unutulmuş bir yerden gelen; tadın alınmadığı ve toprağın kokmadığı bir diyardan sessizce süzülen,fısıldayacak kulaklarınıza çok ama çok eski bir hikayeyi. Derin bir nefes alın ve arkanıza yaslanın. Gözlerinizi kapatın ve sadece kulak verin gelenin söylediklerine. Çok yakında sırlar hiç olmadığı kadar açığa çıkacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İllüstrasyon: &lt;a href="http://ertacaltinoz.deviantart.com/"&gt;Ertaç Altınöz &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-995951404846793498?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/995951404846793498/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=995951404846793498&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/995951404846793498'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/995951404846793498'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2010/10/yeni-romanm-cok-yaknda.html' title='Yeni Romanım Çok yakında!'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TKuZS3ry5CI/AAAAAAAAAH8/TcwtFRsXmIo/s72-c/The_Charm_by_ertacaltinoz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-595390761090678231</id><published>2010-08-17T02:11:00.002+03:00</published><updated>2010-08-17T02:25:38.556+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cevaplar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kütüphane'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rahip'/><title type='text'>Sorular ve Cevaplar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TGnGL2HXzcI/AAAAAAAAAHs/thSm_H8NgCY/s1600/monkey_by_gogoto.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 274px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TGnGL2HXzcI/AAAAAAAAAHs/thSm_H8NgCY/s400/monkey_by_gogoto.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5506149926244437442" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bin kitaplı efsanevi Tuzn-Athar Kütüphanesi’nde geçirdiğim ikinci ayda artık bi şeyler öğrenmeye başladığımı düşünüyordum. Tayland’ın sıcağından, aptal turistlerinden ve kendilerini buda ilan edip kafaları her zaman iyi dolanan sakallı yaşlı pezevenklerden o kadar sıkılmıştım ki Nepal’i kollarının arasına alan heybetli dağlara sanki kıçıma bir çift kocaman yak öküzü boynuzu saplanmışçasına hızla sarılmıştım! Nepal beni temiz nefesiyle kabul etmiş ben de bir hayalet gibi sessiz ve görünmez bir şekilde aradığım yere ulaşmıştım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransız piç kurusu Fred eğer yanımda olsaydı Nepal’in koca göbeğinin üzerinde dolanan sarhoş Kuzey Avrupalı kızlarla, dumanın yasal olduğu barlarda dans etmek varken neden her tarafı dökülen bir kütüphanede rahiplerin kirli çamaşırlarını temizlediğimi sorgulardı kuşkusuz. Ne zaman kaybettiğini hatırlamadığı ön dişinin boğazına açılan karanlığını göstere göstere gülmeye başlar, evren ve aptallık üzerine bir şiir patlatırdı kuşkusuz. Belki de haklıydı Fred. Ben baharat kokulu kasabada güzel yemekler yiyen rahiplerin pis kokulu donlarını yıkayan adamdım ne de olsa. Ben bin kitaplı kütüphanenin temizlikten sorumlu sessiz ucubesiydim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuzn-Athar’a öylece elinizi kolunuzu sallayarak giremezdiniz, burası kimsenin bilmediği kutsal bir yerdi ve inanın ben tuvalet temizlemek için tam 3 ayımı kapının önünde yalvararak geçirmiştim. Ne için mi, tabii ki kurtlu kitaplar için. Bin yılların harmanlandığı bu yerde aradığınız bilgiye ulaşmak mahallenizin şişman bakkalından pembe bir sakız almak kadar kolaydı. Tek fark kitabın şekerli sakızdan çok daha tatlı olmasıydı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündüzleri etrafı temizliyor, rahiplere yemek yapıyor ve kirli çamaşırları yıkıyordum, geceleri ise ay ışığında kitapları karıştırıyor ve her şeye bir yanıtı olan “arkadaş bahçesi” ni izleyip gitmem gereken bir sonraki şehrin neresi olacağını hayal ediyordum.  Yolculuk adım atarak gerçekleşirdi ve sıkça kendime tekrarladığım gibi eğer bıraktığın adımlar birbirinin üzerine çıkmaya başladıysa o zaman yolculuk ne toprakta ne de zihinde ilerliyor demekti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün sanırım tapınağa girdikten sonraki 75. günün gecesinde sessizliğin ve karanlığın içinde bir figür fark ettim bahçenin içinde dolanan. Biliyordum ki orada hayvanlardan ve böceklerden başka bir şey yoktu. Rahipleri uyandırmadan aşağı indim ve figürün karşısına cesaretimi toplayarak dikildim. Okuduğum onca gizemli bilgi belki de bana yol göstermiş ve içimde saklanan cesur adamı gün yüzüne çıkarmıştı ya da kim bilir sadece aptallık ediyordum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben kuzeyin ve güneyin tanrısı doğunun ve batının yaratıcısıyım,” dedi birden figür garip bir sesle. Arkasında hafif bir ışık belirdi ve figür biraz daha karardı oluşan ters ışıkla. Korkudan yere yığılmak üzereyken kekeledim. “Benden istediğin nedir?” &lt;br /&gt;“Karıncayla bir imparator arasındaki fark nedir?” diye sordu ulvi ses ve ben o an biraz daha küçüldüm oluşan titreşimle. “Bilmiyorum,” dedim düşünmeden. &lt;br /&gt;“O zaman cezalandırılacaksın,” dedi yaratıcı. “Bilemediğim için cezalandırılacaksın. Her gece geleceğim ve yanıt gelinceye kadar kışı bekleyen tüm ağaçların kurumuş yapraklarını onlar yere düşmeden önce toplayacaksın. Cezan bu!” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün korktuğum kadar daha önce hiç korkmadığıma emindim. Yaratıcı tarafından cezalandırılmıştım ve Fred’in kahkahalarını bin mil öteden duyabiliyordum. Jessica ya da Anabelle Nepal’in arka sokaklarındaki bir barda dans ediyor, viski içiyor ve en yakın dostu rahiplerin beyaz donları olan adamla yani benimle dalga geçiyordu! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonraki 21 gece yönlerin yaratıcısı tarafından her gece yanlış cevabı verdiğim için cezalandırıldım. 22. gece son ağaçtaki son yaprağı da topladım ve yaratıcı yine aynı yerindeydi ve beni cezalandırmak için bekliyordu gecenin karanlığında. &lt;br /&gt;“Cevabı vermek için son şansın,” dedi kemiklerimi titreten bir sesle. Ona verecek bir cevabım yoktu. Karınca ve imparator arasında dağlar hatta evren kadar fark vardı ve ne sorunun kesinlikle bir anlamı ne de benim bu anlamsızlığı söyleyecek kadar esaretim vardı!&lt;br /&gt;“O zaman öleceksin,” dedi yönlerin yaratıcısı. Hiçbir şey düşünemiyordum. Sadece ölecektim ve yolculuğum hem zihnimde hem de toprakta sona erecekti. Gözlerimi kapadım ve ölümümü bekledim. Kafamın arkasındaki acı belki de ölümün tiz sesiydi! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acı içimde dolanırken gelen sese kulak verdim. Konuşan baş rahipti. “İmparator ve karınca arasındaki fark neydi biliyor musun?” Rahibin tanrı kılığına girip benimle eğlenmesine inanamamıştım. Arkamı döndüğümde enseme vuranın da Pahcu olduğunu heyretle fark ettim. Basit bir ışık oyunuyla kandırılmış ve 3 hafta boyunca benimle dalga geçmişlerdi demek! “Bilmiyorum,” dedim sinirli bir şekilde. Açıkçası hiçbir şey bilmiyordum.&lt;br /&gt;“Fark yok,” dedi rahip ve devam etti. “Aylardır buradasın oğlum ve bu sana sorulan son soruydu.” &lt;br /&gt;“Yani testi geçemedim mi?” diye sordum aptalca.  O an rahip üzgünce başını öne eğdi. Belli ki başarısızlığım ve aptallığım onu da üzmüştü. O an Yelken adlı barda Monicayla votka içmeyi ne kadar da istemiştim!&lt;br /&gt;“Son bir soru,” dedi rahip. Belli ki beni buradan hiçbir şeyi öğrenememiş bir geri zekalı olarak yollamak istemiyordu. “Gözünde tanrı kılığına girmeyi başardım, peki ben neden tanrı olamam?” &lt;br /&gt;Sert bir İskoç viskisi bana tüm yanıtları verebilirdi öyle hissediyordum ama ne yazık ki o an aldatılmış olan ben, masum doğa ve öğretici rahiplerden başkası yoktu orada. Düşündüm, okuduğum tüm kitapları ve attığım her adımı düşündüm. Belki bir belki iki saat konuşmadan bekledim. Rahip sanki birkaç saniye geçmişçesine rahattı. Üzeri yosun tutmuş bir kaya gibiydi kütüphanenin rahibi. &lt;br /&gt;“Tanrı insan gönüllü değildir,” dedim sonra. “Ne ödül verir ne de ceza!” &lt;br /&gt;Rahip yanıma yaklaştı sakince. Suratıma bir tokat atacağını zannettim önce belki de suratıma tükürecekti yanıtım için. Ama o bunların hiçbirini yapmadı. Yanımdan öylece süzülüp uzaklaştı. Bilmiyorum belki de yanıtı bana bırakmıştı, belki de doğru cevap söylediğimdi. Ya da doğru cevap yoktu kim bilir. Cevabım bahçenin içindeki çıplak ağaçların vücutlarında gezinirken ayağa kalktım. Gitmem gerektiğini hissediyordum. Belki de pistte kendini çoktan kaybetmiş olan Fred’in son içkisine yetişebilirdim! Yola koyuldum, her şey sona erdi ve ertesi gün tekrar başladı. Yollar ne de olsa asla tükenmezdi!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Fotoğraf ve Yazı: Göktuğ CANBABA&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-595390761090678231?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/595390761090678231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=595390761090678231&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/595390761090678231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/595390761090678231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2010/08/sorular-ve-cevaplar.html' title='Sorular ve Cevaplar'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TGnGL2HXzcI/AAAAAAAAAHs/thSm_H8NgCY/s72-c/monkey_by_gogoto.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-840623294913484773</id><published>2010-05-28T23:15:00.003+03:00</published><updated>2010-05-28T23:29:54.374+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ateşböceği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gölge e-dergi'/><title type='text'>Ateş Böceği Barı</title><content type='html'>Ateş Böceği Barı adlı öyküm &lt;a href="http://golgedergi.blogspot.com/2010/05/golge-e-dergi-33-say.html"&gt;Gölge e-dergi &lt;/a&gt; nin yeni sayısında Ozan Küçükusta'nın illüstrasyonuyla yer almıştır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                 Ateş Böceği Barı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç tane daha ılık Tayland birası içmiş olsaydım, rastalı gitaristin solosuna başladığı anda birden tepemde uçuşmaya başlayan ateş böceklerini, efsanelerdeki düzenbaz perilerin ateşlediği minik havai fişekler zannedebilirdim. Ilık bira boğazımdan aşağı inerken, kotu kıçından düşmek üzere olan gitarist, Jamaika bayrağının önünde, menekşe moru fender gitarıyla kendi ekseni etrafında daireler çiziyordu; sanki bayrağın içinde kaybolmuştu. Siyahî teni, sarı saçları ve yeşil tişörtüyle gökyüzünde özgürce dalgalanıyordu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ateş böcekleri müziğin bitimiyle bir an afalladılar ve melodiyi yakalamak için bir süre kendi etraflarında anlamsızca dönüp durdular. Gözlerim ateş böcekleri eksenli gökyüzüne bakıyordu. Bir, iki, üç, dört, beş ve altı. Tam altı tane ateş böceği vardı havada süzülen ve gitaristin eroine bağımlı olduğu gibi onlar da onun müziğine bağımlıydı. O ne zaman çalmaya başlasa ateş böcekleri neşeyle havada uçuşuyor, müzik bittiğinde ise ne yapacaklarını bilmez bir şekilde sağa sola çarpıyorlardı.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sandalyemin üzerinde doğruldum. Ilık Tayland birası midemde kaynamaya başlamıştı ve bağımlı gitarist kıçından düşmek üzere olan kotu çekiştirirken neredeyse düşecekti. “Dikkat et sersem,” diye bağıran Norveçli piç kurusundan önce “Ufak bir mola,” dedi kendi kendine ve bateriye sert bir omuz atarak sahnenin arkasında bir yerlerde kaybolup gitti. Sahnenin arkası engin bir kara delikti ve tüm müzisyenleri içine çekmeye başlamıştı o an. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TAAmakui-qI/AAAAAAAAAHk/kx7UcHIp9Uw/s1600/30004_429581747867_686392867_5704509_2865103_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 309px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TAAmakui-qI/AAAAAAAAAHk/kx7UcHIp9Uw/s400/30004_429581747867_686392867_5704509_2865103_n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5476419384859884194" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ben birkaç haftadır buranın müdavimi olduğumdan keş gitaristin tavırlarına alışkındım ama yeni gelen izleyiciler öyle şaşkındı ki temiz turist suratlarından memnuniyetsizlik ve aşağılama okunabiliyordu. Dişlerimi gösterecek şekilde bir süre güldüm gecenin içinde çaresizce mal arayan ateş böceklerine ve nemrut kuzeylilere. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kumsalın ortasına kurulmuş bu barı çok seviyordum. Ateş Böceği Barı gezdiğim onca yer arasında belki de beni en çok rahatlatan yer olmuştu. Uyuyan Buda’nın göğsünde bizzat kendisi tarafından söylenen ninniler eşliğinde rüyalara dalmış, Altın Buda’nın dizleri üzerinde tatlı tatlı kestirmiş ve kutsal Hotei’nin şarabından içip gizemli ormanında dinlenmiştim ama burası, ter ve alkolün birbirine harmanlandığı bu izbe yer, bana sanki hiçbir zaman ulaşamayacağım huzuru getirivermişti. Ve ben de onu reddetmemiş, aksine hemen fondipleyip mideme indirmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski sevgilimin favori lacivert sutyeniyle aynı renk olan gökyüzüne baktığımda bulutların neden bu kadar aceleyle birbirlerinin peşinden koştuklarına anlam veremedim. Hayat kesinlikle zevk alınması gereken bir yerdi. Yağmur sonrası perdeleri açıp derin derin koklanması gereken büyük bir toprak parçasıydı dünya. İçine çekip uzun süre bırakmaman gereken bir zamandı yaşadığın her an. O yüzden bulutların bu anlamsız kovalamacası biraz sinirimi bozdu. Yürümek dururken koşan insanlardan oldum olası hoşlanmazdım zaten. “Ancak hayatı kendilerine zindan edenler duvarları kırmak için çabalar durur,” demişti büyükbabam. Şimdi onu daha iyi anlayabiliyordum. Acaba neredeydi şimdi büyükbabam? Her zaman kafasında duran fötr şapkası ve ağzından eksik etmediği piposu da onunla birlikte miydi? Bunlara cevap veremezdim çünkü büyük ihtimalle nerede olduğunu kendisi bile bilmiyordu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gitarist öyle canlı ve hayat dolu bir şekilde dönmüştü ki onu dinleyen turistler on dakika önce ağzından salyalar akan adamın o olduğuna inanamamışlardı. Kara delikten ışık bile kaçamazken nasıl oluyorsa bu grup ona cesurca meydan okuyabiliyordu. Kara delik basit bir fetiş elemanından öteye geçemiyordu burada. Tabii ki ben özgürce dalgalanan Jamaika bayrağının böyle bir geri dönüş yapacağını biliyordum. Her akşam aynı geri dönüşü izliyordum ne de olsa. Bu geri dönüş aynı zamanda ateş böceklerinin de dansa tekrar başlamasına sebep olmuştu. Gökyüzüne baktım. Bulutlar aynı hızla birbirlerinin peşinden koşuyorlardı. Kimisi evinde aç olan küçük kümülüsüne ekmek, kimisi de üniversiteye hazırlanmaya çalışan ergen stratosuna kitap götürüyordu. Belki de daha birkaç günlük eşine koşan sirius o yüzden bu akşam bu kadar aceleciydi bilemiyorum ama bildiğim tek şey tepemde çığlık çığlığa dans eden ateş böceklerinin müziğe, gitaristin eroine, benimse bu bara bağımlı olduğumdu. Ateş Böceği Barı’nın arkasındaki kara delik her şeyi yutmadan evvel ılık bir Tayland birasına hayır diyemezdim!! "Şerefe," dedim kendi kendime ve büyük bir yudum aldım biradan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bardağı masaya geri koyduğumda sanki elime aldığımdan bu yana biraz daha büyümüştü. Gitaristin solosu biraz daha büyüleyiciydi ve kuzeyli turistler olduklarından daha iri görünüyorlardı. Ilık Tayland birası vücudumu kamçılarken ateş böcekleri bardağın üzerinde dans ediyor, biranın içine girip çıkıyor ve sanki kendilerini bardağın önüne siper edermişçesine atıyorlardı. Elimin tersiyle ateş böceklerini kovaladım ve sert bir yudum daha aldım biradan. İşte o an her şey büyüdü birden gözümde. Solosunu atan gitarist dev bir adama dönüştü. Kuzeylilerden bahsetmeme gerek bile yok. Birkaç saat önce ayaklarımı gıdıklayan kum taneleri şimdi neredeyse benim kadarlardı. Neler olduğunu anlamadan doğrulup izledim koca dünyayı. Küçük bir adamın büyük hayali miydi olanlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstemsizce bir anda yükseldim olduğum yerden. Kimse benim ufalıp yok olduğumdan haberdar değildi anlaşılan. Masanın üzerinde havalandım ve diğer ateş böceklerine karıştım. Şimdi onların çığlıklarını duyabiliyordum. Bağımlı ateş böceklerinden biri olmuştum. “Sana engel olmaya çalıştık, birayı içmemen için seni uyardık ama bizi dinlemedin,” diyorlardı sürekli. Seyahate başlamadan önce Tayland’ın karabüyüleriyle ilgili hikâyeler duymuştum ama başıma böyle bir şey gelebileceği aklımın ucundan bile geçmezdi. Ateş Böceği Barı’nda müziğe bağımlı bir ateş böceğine dönüşmüştüm! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaybolduğum masaya yeni bir kurban oturduğunda diğer ateş böcekleri hemen adamın birasının üzerinde uçmaya ve ona engel olmaya çalıştılar ama uzun adam onları dinlemedi ve ilk yudumunu aldı birasından. Ben ise o an diğerleri kadar önemsemiyordum olanları. Ya içtiğim onca ılık Tayland birası böyle hissettiriyordu ya da ateş böceği duygularımdı bana bunu yaptıran, bilmiyordum. Kanatlarımı çırptım ve hızla adamın birasının içine daldım. Cennet bu olmalıydı. Kocaman, soğuk mu soğuk  bira havuzunda yalnız başımaydım ve gitarist öyle güzel çalıyordu ki!! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazan: Göktuğ Canbaba&lt;br /&gt;İllüstrasyon: &lt;a href="http://www.ozankucukusta.com/"&gt;Ozan Küçükusta &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-840623294913484773?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/840623294913484773/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=840623294913484773&amp;isPopup=true' title='19 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/840623294913484773'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/840623294913484773'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2010/05/ates-bocegi-bar.html' title='Ateş Böceği Barı'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/TAAmakui-qI/AAAAAAAAAHk/kx7UcHIp9Uw/s72-c/30004_429581747867_686392867_5704509_2865103_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>19</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-2263044512871676822</id><published>2010-05-14T12:35:00.004+03:00</published><updated>2010-05-14T12:55:18.317+03:00</updated><title type='text'>Yol Sohbetleri -mucize getiren-</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S-0Zvbg_3qI/AAAAAAAAAHc/7kweu7uW8Lg/s1600/Stars_by_natsubayashi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S-0Zvbg_3qI/AAAAAAAAAHc/7kweu7uW8Lg/s400/Stars_by_natsubayashi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5471057424955727522" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şimdi sen söyle gogo,” dedi Fred gökyüzüne bakarak. Yolculuğumuzun bilmem kaçıncı gününde atlın saçlı tarlanın üzerinde yatıyorduk ve o an evlerimizden çok ama çok uzaktaydık. “Hangi yıldızı seçiyorsun?” &lt;br /&gt;Yıldız tahmin etmece oyunu sonsuz evren, ben ve Fred arasında gerçekleşen bi antlaşmaya dayanıyordu aslında; onu basit bir oyundan daha öte bir noktaya taşımıştık günler geçtikçe. Bizim, yani göçebe turistlerin gece soğuğundan, türlü böceklerden ve karanlığın ürperten şarkısından korunmamıza bi şekilde yardımcı oluyordu bu oyun. Ayyathuya’dan yola çıkalı birkaç gün olmuştu ve şimdiden kaybolmuştuk. Gece yine çok karanlık, yıldızlar çok parlak ve biz çok sarhoştuk…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Senin gökyüzündeki yıldızlar da birbirlerinin peşinden koşuyorlar mı Fred?” diye sordum geceye sırıtarak. “Eğer sadece benimkiler böyle yapıyorlarsa kişisel evrenimde bir sorun olduğunu düşünmeye başlayacağım!” Fred güldü. Başının altına destek yaptığı ellerini oldukları yerden çekti ve onları gökyüzüne uzattı; sanki yıldızları teker teker toplayacakmış gibi. “O kadar uzaklar ki şu an, yakında olsalar kıçlarına iki tekme atar ve onları oldukları yere çivilerdim!” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündüz, başakların arasına karışmış esrarengiz kokular rüzgâr estikçe ayyuka çıkıyor, kalan son yudum içkimiz ise şişenin içinde midemize ineceği zamanı iple çekiyordu. Sonsuzluğun ortasında uzanmış, gecenin içinde iyiden iyiye küçülmüş gözlerimizle evreni izliyorduk. Düşündükçe ne de ilginç geliyordu evrenden sonsuz kat daha küçük olan gözlerimizin aslında onu izleyebilecek kadar büyük olması! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Eee dostum söylemeyecek misin?” diye sordu tekrar Fred. “Hangi yıldızı seçiyorsun?” O an evrenin içindeki kısa süreli yolculuğumu tamamlayıp cevabı söyleyiverdim bir anda. “Batıdaki en büyük dağı görüyorsun değil mi, işte onun karlı doruğuna tünemiş yıldızı seçmiştim,” dedim. “Bilemedin,” dedi Fred umutsuzca ve kalan son yudum sert Nepal viskisini fondipledi. Boğazı epey yanmış olmalıydı. Gözlerini kapadı ve dişlerini göstererek garip bir ses çıkardı. Kapı gıcırtısı ya da bi yere kuyruğunu sıkıştırmış zavallı bi köpek gibi bi ses çıkarıdı. “O zaman mucize bu sefer de gerçekleşmeyecek dostum,” dedim umutsuzca. Eğer tahmin ettiğim yıldızı bilseydi küçük yol oyunumuza göre mucize de gerçekleşmiş olacaktı. Bu evrenin sivilceli suratında oynadığımız ve bizzat onun noterliğinde gerçekleşen bi oyundu; yıldızı bilmemiz halinde mucize de gerçekleşecekti. Fred’le geçirdiğimzi onca soğuk ve tehlikeli gecede belki de bu mucize fikri bize ışık olmuştu. Bizi etrafımızdaki her şeyden koruyor ve sabahın ağır aksak ilerleyişini hızlandırıyordu sanki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sıra sende,” dedim Fred’e. İçkinin tamamını bitirmiş olduğunu görüyordum ama yine de ona kızmamıştım. Öğlen bi yak öküzü tarafından boynuzlanması epey canını yakmıştı ve bacağındaki yara yüzünden hâlâ topallıyordu. Kısacası Fred’in içkiyi bitirmeye benden çok daha fazla ihtiyacı vardı. Şişmiş ve ufalmış gözleriyle bana baktı. Serseri suratı yorgun ve umutsuz görünüyordu. Belki de bu bilinmez yolculuk ikimizi de gereğinden fazla yormuştu. “Bu sefer bileceğim ve mucize gerçekleşecek,” dedi hafif hafif öksürerek. Bi şey söylemedim. Evrenin sivilceli suratındaki hangi sivilceyi seçeceğini bilmek loto kazanmak ya da bi uçak kazası geçirmek kadar zordu ne de olsa!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fred sessizliğini korudu. Bu yıldızı seçtiği anlamına geliyordu. Yolculuğumun başbelası, sürekli sorun çıkaran adamı şimdi kendi sorunlarının içinde mucizeyi bekliyordu. “Kutup yıldızının çaprazındaki yıldızın altındaki üçüncü yıldız,” dedi birdenbire. Serseri herif bilmişti; Bu olanaksız bir şeydi ama olmuştu işte! Karanlığın içinde gözlerimiz sayamayacağımız kadar yıldız görürken Fransız piç kurusu hangi yıldızı seçtiğimi bilmişti. Peki şimdi ne olacaktı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Üzgünüm dostum,” dedim birdenbire. Sanki her şey öylesine bir anda gelişmişti. Kötü günler geçiriyordu, yorgundu ve içtiği sert içki sayesinde uyumak üzereydi. Kısacası mucize diye bir şeyin olmadığını tadacak durumda değildi. “Bir gün…bir gün…evrenin…” diye mırıldandı kendi kendine ve gözlerini kapadı. Rüzgâr yine soğuk soğuk esti. Başaklar boyunlarını eğdiler ve öyle kaldılar. Sanki önemli birisini selamlarmış gibi..Hafifçe doğrulup neler olduğuna baktım. Gördüklerimi anlamlandırmam biraz uzun sürdü. Gökyüzü yanımıza inmişti ya da biz bir anda yukarıya çıkmıştık bilemiyorum ama bildiğim tek şey evrenin bizi o an kucaklamış olmasıydı. Fred’i ayağımla dürttüm sertçe. Gözlerini açtığında ne boynuz yarasını ne de bacağındaki yarayı hatırlıyordu. Evren sözünü tutmuştu. Mucize gerçekleşmişti. Milyonlarca yıl önce sürüklendiğimiz yerde, herhangi bir yıldızın kalbindeydik ve koca evren ayaklarımızın altındaydı. Rengarenk nebulaları, asteroid kuşaklarını ve yaşayan diğer galaksileri görebiliyorduk. Hepsi yanımızdaydı. Daha önce görmediğimiz binbir renkle örülü evren etrafımızda dans ediyordu ve biz o an gelmiş ve gelecek olan her varlığın sesini duyabiliyorduk sanki. Yaşamışlar ve yaşayacak olanların kahkahaları arasındaydık. Mucize işte buydu; tümün içinde bir, birin içinde tüm olmaktı... O an Fred'in aptal suratının ne hale geldiğini görmek isterdim açıkçası ama evren ayaklarımın altında dururken Fred'in suratına bakmak sizce de mantıksız olmaz mıydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazan:göktuğ canbaba&lt;br /&gt;&lt;a href="http://natsubayashi.deviantart.com/art/Stars-93814343"&gt;fotograf &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-2263044512871676822?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/2263044512871676822/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=2263044512871676822&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/2263044512871676822'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/2263044512871676822'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2010/05/yol-sohbetleri-mucize-getiren.html' title='Yol Sohbetleri -mucize getiren-'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S-0Zvbg_3qI/AAAAAAAAAHc/7kweu7uW8Lg/s72-c/Stars_by_natsubayashi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-6276975744413402106</id><published>2010-04-04T19:35:00.005+03:00</published><updated>2010-04-04T19:50:05.178+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kozmik çöplük'/><title type='text'>kozmik çöplükte vals</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S7jBLZ0NsLI/AAAAAAAAAG8/ion9IWzSu4M/s1600/atomikkiyamet.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 387px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S7jBLZ0NsLI/AAAAAAAAAG8/ion9IWzSu4M/s400/atomikkiyamet.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5456323350211965106" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herkes kendi dünyasına bir kat daha çıkmaya çalışırken, bir gün hiçbir sebep yokken, hayat çok ama çok güzelken belki, belki de çok boktan ilerlerken; her şey bitebilir aniden.. büyük bir gürültüyle ya da sessiz ve derinden. Bombaları patlatan geri zekalılar sizin boktan ya da güzel hayatınız hakkında en ufak bir fikirleri bile olmadan, biten şeyler üzerine bir sigara içebilirler.. çok derine çekebilirler dumanı keyifle ya da yok olmuş bakışlarınızın üzerine üfleyebilirler birden.. çökmüş binaların altında bir zamanlar sağlam olan bağırışlar, kahkahalar ve tüm hayaller kozmik çöplükte kaybolurken, hayat geri zekalılar imparatorluğunun salonundaki dansına devam eder. bir adım ileri, bir adım geri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;göktuğ canbaba&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-6276975744413402106?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/6276975744413402106/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=6276975744413402106&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/6276975744413402106'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/6276975744413402106'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2010/04/kozmik-coplukte-vals.html' title='kozmik çöplükte vals'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S7jBLZ0NsLI/AAAAAAAAAG8/ion9IWzSu4M/s72-c/atomikkiyamet.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-195664734736196044</id><published>2010-03-24T16:30:00.004+02:00</published><updated>2010-03-24T17:16:04.604+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='orman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='börtü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vazo'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='böcük'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ağaç'/><title type='text'>Vazonun Parçaları</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S6oi5M3NgmI/AAAAAAAAAGs/amYRqtXAeeQ/s1600/10ebcfcfb5df814b590358050cdd024c.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 263px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S6oi5M3NgmI/AAAAAAAAAGs/amYRqtXAeeQ/s400/10ebcfcfb5df814b590358050cdd024c.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5452208664986092130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28. doğum günümü kutlamak için yasak ormanın yakınındaki ateş şamanlarının köyündeydik. Köyündeydik, diyorum çünkü yolculuğumun çıkıntısı da benimle birlikteydi; Fransız piç kurusu Fred suratındaki aptal gülümsemesi ve çamura bulanmış çıplak ayaklarıyla ateşin başında ilahiler söyleyen şamanlara eşlik etmeye çalışıyor bir yandan da köyün genç kızlarına göz kırpıp birasını yudumluyordu. Yaşlılarla ve bilgelerle, bilge gibi görünen yaşlılarla ve bilgelikten uzak olanlarla ateşin başında yeni bir yaşın kutsal seremonisini gerçekleştiriyorduk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yeni yaş yeni bir hayata başlangıçtır,” dedi yaşlı bilge. Beyaz sakalları birbirine dolanmış ve bağdaş kurduğu dizlerinin üzerine düşmüştü. Masmavi gözleri ateşin ışığında üzerine kor düşmüş bir okyanusu andırıyordu. Çamurdan ve baharattan rengini kaybetmiş elleriyle alnıma dokundu bi süre. Fred, olanların turistleri kazıklamak üzere yapılan oyunlar olduğundan emindi, o yüzden o sıra birasını kıtlıktan çıkmış gibi içiyor ve köyün en güzel kızının bacaklarına bakıyordu. “Yollar,” diye geveledi Fred. “Yolları severim.” Uykusuzluktan ve içkiden şişmiş gözünü kırpıp kıza gülümsedi. Baş belası yine iş başındaydı ve onu durdurmanın bir yolu yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10866780-950" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10866780-950" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yeni yaşım için yeni yolları adımlamaya hazırım,” dedim yaşlı bilgeye. Bilge bana gülümsedi ve gözlerimi kapatmamı, sadece düşünmemi ve sonra nehrin karşısına bakmamı söyledi. Kayıp Ruhlar Nehri, köyü yasak ormanla birbirinden ayırıyor ve gece gündüz kendi dilinde şarkılar söylüyordu.  “Ne göreceğim?” diye sordum merakla. “Ya görecek ya görmeyeceksin,” dedi yaşlı anlamsızca.  Heyecanlanmıştım. İçtiğim onca içki damarlarımda dans ederken heyecanımı bastıramamam ilginç gelmişti o an. Aylardır yollardaydım, gerçekle hayal arasında sürdürdüğüm bu serüvende belki de hiç olmadığım kadar heyecanlıydım. “Kapatsana gözlerini be abi,” dedi piç kurusu Fred ve devam etti. “Ben de meraklanmaya başladım. Göreceğin şeyin nehrin hemen önünde duran manda boku olacağına iki ılık Tayland birasına bahse girerim.”  Şamanlar mırıldanma halinde ayinlerine başladıklarında ben gözlerimi kapattım. Ateş hala gözümün önünde çıplak dansını sergiliyordu ama diğer canlılar çoktan gitmişti sanki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Aç gözlerini,” dedi yaşlı şaman bir süre sonra. Onun sesi beni kendime getirdi ve gözlerimi birden açtım. Adam başımdan aşağıya simli tozlar dökmüş olmalıydı zira her tarafımda rengarenk tozlar uçuşuyordu. Nehrin karşısına baktığımda kırmızı elbiseli bir kadının öylece gözlerimin içine baktığını fark ettim. “Ne görüyorsun?” diye sordu adam. “Kırmızı elbiseli bir kadın,” dedim. “Bana bakıyor.” Yaşlı bilge gülümsedi. Sarı dişleri ay ışığında parıldadı ve bilmediğim dilde diğer yaşlılara bir şeyler geveledi. “Gördün,” dedi adam. “Hiçbir insanın ruhu tek değildir. Dünyaya saçılmış topraklar üzerinde ruhunun diğer parçalarını bulmadan gerçek yolunu asla bulamazsın. Kendini parçalanmış bir vazonun küçük bir parçası gibi düşün. O kadar eksiksin ki sana bakınca ne olduğunu bile anlayamıyorum.” Şaşkın şaşkın baktım yaşlıya. Doğru olabilir miydi söyledikleri?  Fred o sıra gözlerinin dokunuşunu ellerine vermiş, genç kızın vücudunu keşfediyordu. “Koş,” dedi birden adam ayağa kalkarak. Kalbim duracakmış gibi oldu. “Onu elinden kaçırma!” Ne yapacağımı bilmeden koşmaya başladım. Kırmızı elbiseli kız ormana doğru koşuyordu ve ben onun peşindeydim. Ay, olanları keyifle izliyor, bulutlar gözleri görmekte zorlanan yıldızlara neler olduğunu anlatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlık ormanda kırmızı bir noktayı takip ederek belki saatlerce koştum. Kara ağaçların dalları yüzümü tırmalarken, gece hayvanlarının bağırışları ve çeşitli yanılsamalarla boğuşup sonunda onu daha yakından görebildim. Orada, ormanın kalbindeki küçük bir gölün kenarında öylece duruyordu. Onu korkutmamak için yavaşça ilerledim. Artık ona dokunacak kadar yakındım. Tepemdeki ay heyecandan küçük dilini yutmak üzereydi, yıldızlar çıtını çıkarmadan ikimizi izliyorlardı ve bulutlar anın büyüsüyle oradan oraya savruluyorlardı. Kırmızı elbiseli kadın elini yavaşça bana doğru uzattı; gülümsüyordu. Huzur doluydu nefes alıp verişi. “Her bir adımında daha da büyüyeceksin,” dedi kadın. “Seni buldum ve beni buldun.” Elini tuttum ve o an gece aydınlandı. Sanki o ana kadarki yaşadığım tüm günler tepemde dans etti saatlerce. Onun gibi nefes aldım ve kendim gibi nefes verdim. O an emindim ki uzun zaman önce bin bir parçaya ayrılmış vazonun iki parçasını evimden çok ama çok uzakta 28. doğum günümde birleştirmiştim. O an anladım ki sınırlarını aştığında, tanıştığın her farklı yüz, duyduğun her farklı ses, girdiğin her bir yol ruhun ölümsüz serüveninde birer küçük adımdı. “Her bir adımında daha da büyüyeceksin,” dedim gülümseyerek kendi kendime  ve  kişisel vazomun parçalarını bulmak üzere ormanı büyük bir mutlulukla terk ettim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28. doğumgününü kutlayanlara ve vazonun parçalarını bulabilenlere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf ve Yazı: Göktuğ Canbaba&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-195664734736196044?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/195664734736196044/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=195664734736196044&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/195664734736196044'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/195664734736196044'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2010/03/vazonun-parcalar.html' title='Vazonun Parçaları'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S6oi5M3NgmI/AAAAAAAAAGs/amYRqtXAeeQ/s72-c/10ebcfcfb5df814b590358050cdd024c.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-6913488252866526910</id><published>2010-02-24T11:49:00.003+02:00</published><updated>2010-02-25T14:30:45.710+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='japon buda'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gizem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sır'/><title type='text'>Japon Buda'nın Sırrı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S4T2rv2oJNI/AAAAAAAAAGk/KzRzSJZsCkA/s1600-h/forgotten_realms_by_gogoto.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S4T2rv2oJNI/AAAAAAAAAGk/KzRzSJZsCkA/s320/forgotten_realms_by_gogoto.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5441745481210799314" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umutların tükendiği anda bir ışık yanar..O ışık sönmeden evvel ölümsüzlüğüne dair şarkılar söyler uzun uzun.. Söndüğünde ve karanlık tekrar kendi dengesini ördüğünde umutlar tükenir yeniden. Ta ki umutların tükendiği anda bir ışık yanana dek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herramph denilen adam bana ilerlemem yolu gösterdiğinde şu anda olduğum yere kilometrelerce uzaktaydım ve yolun önümde uzanmasından dolayı hem korkuyor hem de tatlı tatlı meraklanıyordum. Yola çıkacak mıydım, yol beni midesine indirmeden evvel bana türlü oyunlar oynar mıydı ya da nasırlaşmış elleriyle suratıma bir tokat mı atardı diye düşünüyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonu bilinmezlikle örülü yollar her zaman korkutur insanı. Her gün çizdiği çizgilerin dışına çıkmamak için o beyaz çizgilerle sürekli öpüşen insanlar tanımıştım. Aynı ağaçların altında sevişen insanların başka bir ağacın altına gittiklerinde  utançlarından yanaklarının kızardığını görmüştüm. Bağımlılıklarımız aslında sahip olduğumuz her şeydi! Yola çıkmadan evvel yolun bana oynayacağı türlü iğrençliği düşünmüş ama nedense onun bana güzel bir içki verebileceğini ya da beni boynumdan öpüp soğuk gecelerde masal okuyup beni huzurlu bir şekilde uyutacağını hiç düşünmemiştim. Çünkü biz böyleydik işte, hayaletleri yaratıp sonra da onlardan korkan tiplerdik! Oysa düşünmesek ortaya ne hayalet ne de korku çıkacaktı! Düşünceler evrenindeydik ne de olsa ve her düşünce aslında dokunabileceğimiz kadar sertti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Japonların meşhur budasının önünde duruyordum çünkü yolu tamamen kapatmıştı. Günlerce Nepal’in kuzeyine çıkmış, soğuk ve sıcak tarafından saldırıya uğramış, büyük bir köpek tarafından ısırılmış, sarhoş bir adam tarafından dövülmüş ama aynı zamanda da cennet gibi bir nehirde yıkanmış onun sesini duymuş, daha önce hiç görmediğim cins bir ağaçtan tarif edemeyeceğim tattaki meyveyi yemiş ve iyi yol arkadaşları ile tanışmıştım…Yani her şey dengeliydi yolculuğumda. Hem kördüm hem de gayet iyi görüyordum, hem sakattım hem de bir maratoncu gibi iyi koşuyordum. İyi veya kötü bakamadığım için her şeyi yolumun üzerinde tatmıştım ve bundan daha güzel bir şey yoktu. Şunu da söylemem gerekir ki beni ısıran köpek birkaç saat sonra ona ikram ettiğim kuru ekmek sayesinde birkaç gün beni korumak için engin bozkırlarda en iyi arkadaşlarımdan biri olmuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Japonların meşhur budasının heykeli ilerlediğim patikanın tam önünde duruyor ve elini girmemem için adeta “dur” dercesine kaldırmış, tehditkâr biçimde havada tutuyordu. Küçük patika ayaklarımın altında huzur dolu uykusundaydı ve üzerine serpilmiş yapraklar rüzgârın her esişinde birbirlerine sarılıp ayrılıyorlardı. Göğe uzanan ağaçlar sonsuz maviliğin arasında kaybolup gitmişlerdi sanki. Bense patikanın ortasında bağdaş kurup oturmuş, buda heykelinin bana yol vermesini bekliyordum. Şişman budanın sağ elinin avuç içi beni izliyor ve koca parmakları bana "bu yoldan asla geçemezsin," der gibi bakıyordu. Yapacak bir şeyim yoktu, beklemeliydim. Biliyordum ki sabretmek sonunda ödülü getirecekti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatlerce bekledim. Rüzgarın çığlığında ağaçların yaprakları ailelerinden ayrılıp gökyüzünde kısa süren özgürlüklerini yaşayıp daha sonra üzerime düşerken ben budanın bana neden yol vermediğini düşünüyordum. Herramph bana budadan bahsetmişti. Onun geçit vermeyen elinden söz etmişti. "Yoldan geçmeyi hak ettiğinde geçeceksin," demişti. “Her şey göründüğü gibi değildir, kötü olduğunu zannettiğin yerde iyi seni izliyor olabilir. “Bir şeyi kavrayabilmek için ilk önce onu görmen gereklidir.” Meditasyon halinde budayı günlerce izledim ama geçit vermez eli beni öyle korkutuyordu ki gözlerim ondan başka bir şeyi görmüyordu. Sabrım tükenmiş, yolun sonuna gelmiştim. Geri dönemeyecek kadar gururlu ve budayı kandıramayacak kadar aptaldım! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umutların tükendiği ve karanlığın üzerime çöktüğü anda küçük bir ışık belirdi zihnimde. Herramph konuştu sessizce. “Baktığın şeyi görmezsen nasıl ilerleyebilirsin ki?” O an anladım ki ben sadece bana bakan sert budayı ve onun yolu kapatan koca elini görüyordum. Ayağa kalktım ve korkmadan heykelin önüne doğru yaklaştım. Budanın sağ eli gelenlere dur diyordu ama dikkatli baktığımda sol elinin arkasındaki rengarenk çiçeklerle örülü patikayı gösterdiğini görebiliyordum. İnsanları oraya davet ediyordu. Karşıdan bakıldığında gördüğüm sert ağız yapısı soldan bakıldığında huzur verici bir gülümseyişe dönüşüyordu. O an ben de güldüm kendime. Yola devam etmemem için aslında hiçbir sebep yoktu. Büyük bir bulmacanın sadece küçük bir parçasını görmüş ve başarısızlığı kabul etmiştim. Oysa ki bulmacanın tamamına baktığımda orada güneşten başka bir şey yoktu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Japon budaya gülümsedim ve çantamı sırtıma atıp onun yanından altın patikaya girdim. Ben artık karanlığın içindeki aydınlık ve aydınlığın içindeki karanlıktım, ben yolda ilerleyen münzevi ve şık bir restorantta yemek yiyen şişman adamdım. Ben ağacın dibine işeyen köpek ve üzerine işenen ağaçtım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötü bir haberden sonra gelecek ışığı bekleyenlere... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf ve Yazı: Göktuğ Canbaba&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-6913488252866526910?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/6913488252866526910/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=6913488252866526910&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/6913488252866526910'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/6913488252866526910'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2010/02/japon-budann-srr.html' title='Japon Buda&apos;nın Sırrı'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S4T2rv2oJNI/AAAAAAAAAGk/KzRzSJZsCkA/s72-c/forgotten_realms_by_gogoto.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-3141933767766437024</id><published>2010-02-01T17:18:00.008+02:00</published><updated>2010-02-02T01:06:12.307+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sandal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kafalar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nehir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kayıkçı'/><title type='text'>Sandalın içinde bir yerlerde</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S2bw5O72A_I/AAAAAAAAAGE/FtVrxx19VJs/s1600-h/0c97dde8e4b21d551799170d8f29109b.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 271px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S2bw5O72A_I/AAAAAAAAAGE/FtVrxx19VJs/s400/0c97dde8e4b21d551799170d8f29109b.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433294866521392114" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedenimdeki köhne meyhanenin çalışanları, bir önceki gün içtiğim onca içkiyi kirli zeminden temizlemeye çalışırken, titreyen ellerimi içinde uzandığım sandalın göğsüne bastırarak doğrulmaya çalıştım ama ne fayda, henüz o kadar güçlü değildim. Ceketimi çıkardım ve katlayarak başımın altına destek olacak şekilde yerleştirdim. Gözlerimi kapadım ve bir süre sessizliği dinledim… Gözlerimi tekrar açtığımda gökyüzü tepemde dans ediyor, yıldızlar köşe kapmaca oynuyor ve sandalın altında oynaşan nehir titreyerek zevk çığlıkları atıyordu. Belki de en iyisi gözlerimi kapatmak ve tekrar uyanmayı beklemekti. Gözlerimi yavaşça kapatırken, sandalın kayıkçısı ayaktaydı ve küreğiyle suyun derisini yüzüyordu sanki. Hızla ilerliyorduk nehrin kalbinde ama kimin kalbiydi bir fikrim yoktu ve nasıl girmiştim sandalın içine, birisi bunu söylerse gerçekten çok mutlu olacaktım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10349142-8e3" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10349142-8e3" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ufukta ne var?” diye sordum kayıkçıya gözlerim yarı açık. Adam rüzgârın ritmiyle hareket ediyordu sanki. “Nereye gidiyoruz?”&lt;br /&gt;Kayıkçı gülümsedi kendi kendine. Bu benim için bir cevap değildi kuşkusuz ama onun için bir şeyler ifade ettiğini fark ediyordum. Belli belirsiz gülümsedim ben de. “Buraya nasıl geldiğimi sorsam yine o aptal gülümsemeyle mi karşılık vereceksin bana?” diye sordum aslında bir cevap beklemeden. “Nehrin sonunda aradığın şeyi bulacaksın. Hayatının amacına ulaşmana çok az kaldı,” dedi adam ve gülümsedi yine. Kayıkçıya her ne kadar öfke duysam da adamın gülümsemesinin beni rahatlattığını kabul etmemek insafsızlık olurdu. Net cevaplar vermiyor, bir kayıkçıdan ziyade bir bilge gibi davranmaya çalışıyordu. Hayatım boyuca sinir olmuştum böyle adamlara. Kayıkçı kayıkçı, bilge bilge olmalıydı. Bilge bir kayıkçı değildi o an istediğim ama adamın gülümsemesi, Buda’nın ışığı gibiydi; duruydu ve sonsuz huzur vericiydi yine de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tamam,” dedim bilge kayıkçıya. “Gidelim ve görelim neler var ufukta. Amacıma artık çok yakınım!”  ne zaman ve ne için bindiğimi bilmediğim kayıkta, bilinmez bir nehirde ilerliyordum ve insanı tatlı tatlı küçük öpücüklere boğan rüzgâr estikçe kayıkçı sanki dans ediyordu onun ritmiyle…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S2b3AiGDDwI/AAAAAAAAAGc/wn1xD3xae80/s1600-h/IMG_6173.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S2b3AiGDDwI/AAAAAAAAAGc/wn1xD3xae80/s400/IMG_6173.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433301588993314562" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hey uyan hadi gogo,” dedi Fransız piç kurusu Fred bir anda. Yolculuk boyunca başımıza gelen her türlü pisliğin mimarı olan bu adamdan niye vazgeçemiyorduk bilmiyordum. Kho Chang’ın beyaz kumsalında onun yüzünden yediğimiz dayak, Chang Mai’de tüm paramızı kaybedişimiz ve Pokahara’daki dağ evinde üç gün mahsur kalışımız; hepsi onun suçuydu… Yolculuğa çıkarken yanınıza almak istemeyeceğiniz adamlardan biriydi Fred.  “Ne işin var senin burada?” diye sordu suratındaki kocaman gülümsemesiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarı açık gözlerimin arasından baktım Fred’e bir süre. Fred sandala doğru eğilmişti ve tepedeki kayıkçı küreğini nehre daldırıp daldırıp çıkarıyordu hâlâ. Hızla akan bir nehirde Fred nasıl ayakta durabiliyordu peki?&lt;br /&gt;“Asıl senin ne işin var burada?” dedim Fred’e. “Sandal nehirde ilerliyor ve kayıkçı bana amacıma doğru ilerlediğimi söylüyor. Sense,” dedim sesim kesilirken. “Sense nehrin suyuna kapılmadan duruyorsun olduğun yerde!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fred suratıma buz gibi Tayland birasını dökmeden önce dakikalarca güldü nehrin üzerinde. Boğulacak gibi gülüyordu neredeyse. Ara sıra nehrin suyunda kayboluyor sonra bir anda belirip sandala tutunuyor ve bana bakıp kahkahalarla gülmeye devam ediyordu. Fred’i neyin bu kadar eğlendirdiğini bilmiyordum ama güzeldi insanların eğlenmesi. Ben de başladım biden gülmeye. İşte soğuk bira da o an geldi suratımın üzerine!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fred zor da olsa beni sandaldan dışarı çıkardı. Artık ben de nehrin üzerinde duruyordum. Ben de başarmıştım, bu bir mucizeydi!&lt;br /&gt;“Sızmışsın be abi,” dedi gülmeyi bırakıp nefes alırken. Kıpkırmızı suratını tokatlamak istiyordum Fred’in. “Barın çöplüğündeki eski sandalın içinde sızmışsın!”&lt;br /&gt;Gökyüzüne baktım. Soğuk biranın suratıma attığı tokat ve tişörtümün içine doğru tehditkâr bir şekilde gerçekleştirdiği yolculuk beni biraz olsun kendime getirmişti. Yıldızlar artık oyun oynamıyordu. Bulutlar büyükannem gibi yavaş hareket ediyorlardı ve kayıkçı sandalın yanındaki bodur Tai ağacından başka bir şey değildi. Gerçekten de her gün gittiğimiz barın arkasındaydım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Amacım,” dedim kendi kendime. Fred tekrar kahkaha krizine girerken nehrin hışırtısını duydum bir kere daha. Biliyordum bir şeylerin gerçek olduğunu. Gerçekti nehir ve beni bekleyen amacım. Fred’in gülmekten iki büklüm olmuş haline bakarken suratıma bir gülümseme yayıldı.Bilge bir gülümsemeydi bu; en az kayıkçınınki kadar... Alışık olduğum su sesi kulaklarımdaydı. Sandal büyülü olabilirdi ya da bodur tai ağacı. Bilemiyordum ama hayat o kadar da basit değildi işte! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o an ben hayatın derinliği ve bilinmezliği üzerine şiirler yazacakken ani bir sesle nehrin huzur verici sesi kesildi. Arkama dönüp sesin geldiği yere baktığımda barın patronunun bi adamı yumruğuyla yere devirdiğini fark ettim. &lt;br /&gt;“Buraya işememenizi kaç defa söylemem gerekecek!!!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf ve yazı: Göktuğ Canbaba&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-3141933767766437024?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/3141933767766437024/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=3141933767766437024&amp;isPopup=true' title='20 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/3141933767766437024'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/3141933767766437024'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2010/02/sandaln-icinde-bir-yerlerde.html' title='Sandalın içinde bir yerlerde'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S2bw5O72A_I/AAAAAAAAAGE/FtVrxx19VJs/s72-c/0c97dde8e4b21d551799170d8f29109b.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>20</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-3283726876695594765</id><published>2010-01-21T01:26:00.007+02:00</published><updated>2010-01-30T00:16:06.957+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='havuz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='voi'/><title type='text'>koanmış hayat gerisi boşmuş</title><content type='html'>&lt;object width="150" height="50" align="middle"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="sameDomain" /&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent" /&gt;&lt;embed src="http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf" width="150" height="50" menu="false" quality="high"  align="middle" type="application/x-shockwave-flash" flashvars="&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=64.png&amp;music_file=http://filekeeper.org/download/shared/_01_1.Koop_-_Koop_Island_Blues.mp3&amp;bg_color=af21d2&amp;type_of_clip=simple&amp;text_color=FFFFFF&amp;text_message=Boom+Boom&amp;buy_link=http%3A%2F%2Fwww.amazon.com%2Fgp%2Fsearch%3Fie%3DUTF8%26tag%3Dmuzicocommusi-20%26index%3Ddigital-music%26linkCode%3Dur2%26camp%3D1789%26creative%3D9325" wmode="transparent" menu="false" quality="high"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bangkok’a dört saat uzaklıkta, Krişna’nın bir zamanlar kalbinin ışığını gördüğü ve aniden aydınlandığı yerdeyim.  Ağaçların yüzlerce yıldır birbirleriyle bıkıp usanmadan seviştiği ve yaz ayının tılsımlarla örülü müziğinin tüm sene kulaklara çalındığı söylenir burada. Bana inanın, hepsi doğru söylenenlerin! Yaşıyor ve hissediyorlar bizim gibi ama farklılar yine de. Hemen sıkılmıyorlar birbirlerinden, aynı dudakları öpmekten yorulduklarını da söyleyemem. Yeni tanışmış ve hiç ayrılmayacakmış gibi sevişiyorlar sanki yüzlerce yıldır… Size röntgencilik gibi gelebilir ama dallarına başınızı hafifçe yaslayıp dinleyebilirseniz kalplerini, duyacağınız şey saf bir sevgi olacaktır; nerden gelip nereye gittiğini bilemediğimiz ama duyduğunuz zaman size yaşadığınızı hissettirecek türden bir titreşim. Dünyanın kalbinin titreşimi… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S1eROKBz6rI/AAAAAAAAAF0/Bf2AHOGUtPo/s1600-h/end_by_gogoto.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 272px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S1eROKBz6rI/AAAAAAAAAF0/Bf2AHOGUtPo/s400/end_by_gogoto.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5428967548214569650" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte ben de akşamın kızıllığının suratıma şefkatle dokunduğu ve bana bir şekilde değerli olduğumu anlatmaya çalıştığı o gün, Pang Ovai’nin yüz yıllar önce bizzat kendi elleriyle yaptığı eski, etrafı sarmaşıklarla kaplı küçük havuzun kenarına oturmuş balıkların muhabbetlerini dinliyordum. Ayaklarım eski ve kutsal havuzun içinde geziniyor, düşüncelerim güneşin kavurucu sıcaklığının içinde eriyip yok oluyordu ve ağaçlar akşam kızlığında sevişmeye bayılıyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Balıklara yem atmak istemez misin Amerikalı?” diye sordu çürümeye yüz tutmuş adam önünde duran yemleri göstererek. Amerikalı değildim ve hiçbir zaman da bir Amerikalı olmak istememiştim ama o an bunları düşünmenin bile çok saçma olduğunu fark ettim. “Tabii,” dedim “Neden olmasın.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemleri aldım ve eski yerime oturdum. İki haftadır oradaydım, beş kuruş para vermeden geniş salonda yatıyor, Budist rahiplerin verdikleri yemekleri yiyor ve karşılığında da sadece Voi denilen zararlı böcekleri topluyordum bahçeden. Tüm işim buydu ve böcekleri sevmeye bile başlamıştım zaman geçtikçe. Onları kıllı bacaklarına zarar vermeden yakalıyor, antenleri neler olduğunu kraliçelerine haber vermeye çalışırken  köklerden uzaklaştırıyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pang Ovai’nin havuzuna Yankılar Havuzu diyorlardı, çünkü Budistler havuzun insanlara düşündüklerini söylediğine ve aradığı cevapları fısıldadığına inanıyordu. Ben ise iki haftada ne bir soru ne de bir cevap alabilmiştim. Sarmaşıkların uzamasını izledim, böceklerin birbirlerinin bölgelerini istila edişine tanık oldum, birbirini öpen ve sarmalayan ağaçların dallarından yaprakların süzülüşünü izledim. Toprak oldum dalların arasında kalan mavi gökyüzüne bakarken ve eminim o da beni hissetti tüm kalbiyle. İşte o an, o aydınlık anda  hayatın bir &lt;span style="font-style:italic;"&gt;koan&lt;/span&gt; olduğunu fark ettim. Cevabı olmayan bir soruydu yani. Asla yanıt bulamayacağınız, konuşup tartışamayacağınız koca bir soru işaretiydi.  Boş zamanlarımda havuzun başında o kadar fazla zaman geçirip aklımı sorular ve cevaplarla bozmuştum ki anın büyüsünü unutmuştum. Aynı Blue Yak’ta ılık bira içerken ailemi düşündüğüm, Khaosen Caddesinde Cihangir’deki evimi hayal ettiğim, Chitwan’da akşam neler olacağını merak ettiğim gibi. Hayat, anı yaşamak geçmişte ve gelecekte fazla gezinmemekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balıklar havuzdan çıkmamam için serenat yaparken ve kıllı bacaklı siyah böcekler ağustos ayı için biriktirdikleri tüm yiyeceği oradan ayrılmamam için bana sunarken güzel teklifleri nazikçe reddedip yavaşça yerimden kalktım ve sırt çantamı alarak tekrar yola koyuldum. Krişna’nın aydınlandığı, ağaçların birbiriyle seviştiği yerden ayrılıyordum ve bu ayrılık bana hiçbir şeyden zevk almadığım kadar zevk veriyordu çünkü o an koanın içinde bir yerlerdeydim. Ne gideceğim yer vardı aklımda ne de ardımda bıraktığım tapınak. Sadece gidiyordum ve önemli olan da buydu …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf ve Yazı: Göktuğ Canbaba &lt;br /&gt;   Pang Ovai'nin Havuzu yakınları '08&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-3283726876695594765?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/3283726876695594765/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=3283726876695594765&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/3283726876695594765'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/3283726876695594765'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2010/01/koanms-hayat-gerisi-bosmus.html' title='koanmış hayat gerisi boşmuş'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S1eROKBz6rI/AAAAAAAAAF0/Bf2AHOGUtPo/s72-c/end_by_gogoto.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-1845655436519044112</id><published>2010-01-17T21:01:00.007+02:00</published><updated>2012-01-11T19:19:26.773+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bira'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nepal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yemek'/><title type='text'>Blue Yak'ta Akşam Yemeği</title><content type='html'>&lt;object width="150" height="50" align="middle"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="sameDomain" /&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent" /&gt;&lt;embed src="http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf" width="150" height="50" menu="false" quality="high"  align="middle" type="application/x-shockwave-flash" flashvars="&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=39.png&amp;music_file=http://filekeeper.org/download/shared/_Lee_s_Ping_Pong_Orchestra_-_Kiss_In_The_Sky_2.mp3&amp;bg_color=3366ff&amp;type_of_clip=simple_text&amp;text_color=FFFFFF&amp;text_message=blue+yak&amp;buy_link=http%3A%2F%2Fwww.amazon.com%2Fgp%2Fsearch%3Fie%3DUTF8%26tag%3Dmuzicocommusi-20%26index%3Ddigital-music%26linkCode%3Dur2%26camp%3D1789%26creative%3D9325" wmode="transparent" menu="false" quality="high"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S1NfTrWBoRI/AAAAAAAAAFI/MxLnS46ShpY/s1600-h/be045fa29fa12c2917e0f653cbfc2801.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 138px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S1NfTrWBoRI/AAAAAAAAAFI/MxLnS46ShpY/s400/be045fa29fa12c2917e0f653cbfc2801.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5427786767568838930" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şık Nepal restoranı Blue Yak’tayım. Burası Nepal’in geneline yayılmış köhne yerlerden biraz daha farklı. Buraya Yak yününden köşeyi dönenler, tehlikeli ara sokak uyuşturucu satıcılarını çalıştıranlar, turistleri kerizleyen ve sıkı fahişelerle yatan tur acentesi sahipleri ve ne bok yaptığını bilmediğim şişko adamlar geliyor!   Peki burada benim ne işim var? Zengin olmadığım ayağımda çürümeye yüz tutmuş konverslerden belli. Sırt çantasını yüklenip yollara düşen ve 2 haftada bir banyo yapabilen biri gibi görünüyorum ve görüntüm kesinlikle doğruyu söylüyor.  Ne bir birikimim var ne de 60şını geçmiş yaşlı bir kadınla yatıyorum.  Uyuşturucu satmıyorum ama ara ara düşünüyorum bu işi yapmayı. O an Blue Yak adlı restorandayım ve orada olmam kesinlikle şansımın bana bir armağanı. &lt;br /&gt;Blue Yak’ın geniş kırmızı salonunda dans eden çiftler var. Uzun şampanya bardakları masalarında birbirleriyle sohbet ediyor onlar dans ederken ve o şampanyaları sadece birbirleriyle sohbet etmek için aldıkları belli; tek bir yudum bile alınmamış içkilerden! Ben ılık Nepal birası içiyorum. Sanırım beşinci biram. Tam emin değilim. Tavandan sarkan büyük avize yüzümü aydınlatıyor ve gerçekten mutlu hissediyorum kendimi o an. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yak restoranına geliş hikâyem Nepal’de yaşadığım diğer şeylere oranla pek de ilginç gelmiyor düşününe. Eco2000 adlı pansiyonun bana verilen odasında, yastığın içinden çıkan 5000 Rupi sağlıyor bunu. 100 lira falan bi şey yapıyor. O kadarcık mı demeyin, 5000 Rupiye haftalarca kalabileceğiniz yerler var burada. Çok az param olduğundan ve insanlar sürekli Yak restoranının harika yemeklerinden bahsettiğinden parayı bulduğum gibi soluğu burada alıyorum. Oturduğum yerin penceresinden dışarı baktığımda Everest’in zirvelerinde bana göz kırpan kar kümelerini görebiliyorum. Çonnolugma Sagramata işte.. Manzara gerçekten harika! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ilık biramdan bir yudum alıyorum, düşündüğüm pek bir şey yok. Beni terk eden sevgilim çok uzakta ve ne bok yaptığını önemsemiyorum bile.  Annem ve babam en son Tokyo’da çalışmaya başlamışlardı ve seslerini duyalı haftalar geçti. Küçük bir kardeşim olmadığı için şanslı hissediyorum kendimi. O sırada garson geliyor. Nepali adam beyaz garson kıyafetinin içinde sıkıntıdan ölmek üzere olduğunu söylüyor gözleriyle. “Ona bir tabanca versem,” diyorum kendi kendime, “Şüphesiz ki ne kadar piç kurusu varsa hepsini öldürür. Tercih yapar mıydım?” diye düşünüyorum o an. Evet, kesinlikle koca kıçıyla masaları devirerek dans eden kırmızılı kadın ölmeli ilk! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İstediğiniz gülümseyen buda,” diyor ve gerçekten de önüme bir buda kafası koyuyor. Et, sebze ve bir sürü ıvır zıvırdan yapılmış bir yiyecek. Teşekkür ediyorum ve hemen çekip gidiyor. O giderken ben garsonun kırmızılı kadını kıçından vuran silahını belime sokuyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buda gülümsüyor bana. Onu yiyeceğimi biliyor ama yine de gülebiliyor neşeyle. “İşte buda olmak böyle bir şey!” diyorum kendi kendime. Öylece bakıyor bana. Dolgun dudaklı kel bir hotei kafası önümde duran ve bu deli restoran yüzünden budayı yemeye başlıyorum. Bir yemek insana ancak bu kadar zevk verebilir!   İlk önce dudaklarının tadına bakıyorum, sonra alnı gidiyor budanın. Biraz ara verip bi sigara yakıyorum. Tamamen keyif sigarası... Garson tekrar geliyor. “Burada sarma sigara içmek yasak,” diyor gözlerimin içine bakarak. Gözleri hiç de öyle demiyor fark ediyorum. “ İç,” diyor. “3o tane iç istersen, hiçbiriniz umurumda değilsiniz. Tek istediğim sizin gibi zengin ve kendini beğenmiş turistlerden kurtulmak. Elimde olsa boynunu ince bir dal parçasın gibi kırardım.”  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eline 100 rupi sıkıştırıyorum. Önce şaşırıyor sonra gayet mutlu bir şekilde gidiyor.  Biramdan esaslı bir yudum alıp derin bir nefes çekiyorum sigaradan.  Buda tabağımda kanlar içinde uzanıyor ve midemdeki yarısı ise delicesine kahkaha atıyor. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;O sırada sahnede kadınlar zengin adamlarıyla dans ediyorlar. Hiçbiri dans etmeyi bilmiyor. Gerçekten bildikleri bir şey yok. Şöyle bir etrafa bakıyorum. Arka masada kel kafalı şişko bir adam 16sına henüz basmış olduğunu düşündüğüm bir kızı neredeyse midesine indirmek üzere! Mide bulandırıcı ama bir şey söylersem ertesi gün akşam yemeğinde aydede eti çıkacağını biliyorum. Yan masada gayet salak görünen iki İsveçli çift var. Sırıtarak izliyorlar olanları. Kendilerini o kadar beğenmiş görünüyorlar ki 4ününde beynini uçurmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Batılı turistler 3. dünya ülkelerini başları havada dolanırlar, onlar büyük kumarbazlar ve büyük patronlardır. Her şeyi harika yaparlar ve kiminle tanışırlarsa tanışsınlar onlardan daha görgülü kimse yoktur! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerimi onlara dikmişken sarı kafalı İsveçli piç kurusunun bana baktığını fark ediyorum. Sigaramdan derin bir nefes çekip dikiyorum bakışlarımı adamın gözlerine. Sonunda vazgeçiyor bakmaktan.  “Ne olacaktı ki?” diyorum kendimi beğenmişçe. Bir İsveçliden insana ne gibi bir zarar gelebilir ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabağımda bana bakan yarım buda kafasına yoğunlaşıyorum. O sıra yarısı yenmiş ağzıyla bir şeyler gevelemeye başlıyor ama çıkaramıyorum ne demek istediğini.  “Konuş Hotei,” diyorum. “Anlat derdini.”  Buda, tabağımda kızaran bir balık gibi sekiyor ve garip sesler çıkarıyor. Hemen garsonu çağırıyorum. Aynı garson geliyor yine, galiba adam sadece benim masama bakıyor, sadece benim masama anladınız mı? Tanrım kendimi sonradan görme bir kral gibi hissediyorum! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hotei konuştu,” diyorum adama gayet salakça. Anlamıyor dediklerimi. Ben anlatmaya çalışıyorum, kafam o kadar iyi ki ağzımdan tükürükler saçarak bu mucizevî anı kişisel bir gösteriye dönüştürüyorum.  Ellerim havada sarhoş  bir şekilde dans ederken birden adamın kafasını tutuyorlar ve o kel kafayı yarısı yenmiş budaya sokmaya çalışıyorlar. Fakat adam beni anlamaktan gayet uzak… O sıra adamın gözlerine tekrar baktığımda o kara gözlerin bana hiç de sıcak bakmadığını fark ediyorum.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osırada garson belki de hayatında sevdiği tek şey olan 45 kalibrelik S&amp;W’nu çıkarıp namlusunu tam alnımın çatısına dayıyor.  Bu kimsenin umurunda değil gibi. Binlerce rupiyle aynı mezara gireceğim diye düşünüyorum. Bir garson tarafından öldürüleceğim ve turistler bunu hiç umursamayacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabanca gürültüyle patlıyor ve her şey karanlığa gömülüyor. Kafatası parçaları havaya uçuşuyor ve az gelişmiş turist beynim insanların içkilerie meze olmak istercesine tabaklara dağılıyor. Beynimin bir garsona ihtiyacı olmadan masalara dağılması belki gurur verici ama etraf kararırken duyduğum yarısı yenmiş budanın alay dolu kahkahası kendimi kötü hissettiriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi sabah Eco2000’in küf kokulu yatağında başım hayli ağrıyarak uyanıyorum. Hemen aynaya koşuyorum sol gözüm oluşan çapaklardan kapalı halde. Kafamın ortasında bir delik yok. Elimi cüzdanıma atıyorum 5000 Rupi de yerinde yok. Tabaklara dağılan beynim yüzünden belki de hiçbir şey hatırlamamam. Ama  en azından hayattayım diye düşünüyorum. Hemen sonra “Gerizekalı,” diyorum kendi kendime. “Gülen Budayı mideye indirdin sen. Ne olmasını bekliyordun ki!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf ve yazı: Göktuğ Canbaba&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-1845655436519044112?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/1845655436519044112/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=1845655436519044112&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/1845655436519044112'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/1845655436519044112'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2010/01/blue-yakta-aksam-yemegi.html' title='Blue Yak&apos;ta Akşam Yemeği'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S1NfTrWBoRI/AAAAAAAAAFI/MxLnS46ShpY/s72-c/be045fa29fa12c2917e0f653cbfc2801.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-7040977560147542096</id><published>2010-01-11T01:55:00.003+02:00</published><updated>2010-01-11T02:09:33.611+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ruhu bi de gerzek insanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşlı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ağacın'/><title type='text'>Yaşlı ağacın ruhu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S0ppUE-QPeI/AAAAAAAAAEY/m-6UT1QBKxY/s1600-h/d14edf7fb2f66845d17288b045f4ae8d.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 274px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S0ppUE-QPeI/AAAAAAAAAEY/m-6UT1QBKxY/s400/d14edf7fb2f66845d17288b045f4ae8d.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425264494774336994" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chitwan’da uyumadan geçirdiğim 3. Gündü. Pachupati uyumamamı söylemişti çünkü uyursam öleceğimi düşünüyordu. Böyle söyleyince saçma gibi geliyor kulağa ama aslıda hiç de öyle değil. Uyursam öleceğimi biliyordum çünkü Pachupati yani köyün şamanı ne bok varsa bilmişti orada olduğum iki üç haftadır.  Geniş burunlu ve ağır konuşan biriydi bu adam. Her boku bilmesine rağmen kendi hastalığına hatta dökülen saçlarına bile bi çare bulabilmiş değildi. Adamın sol gözü kördü ve büyük ihtimalle bi kaç yıla o da ölecekti ama işin ilginç yanı onun yarı yaşında olmama rağmen eğer uyursam benim ondan daha erken gideceğimdi. O öldüğünde benim kemiklerim çoktan ufalanmış olacaklardı. Bu katlanılabilir bir şey değildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10118780-f8f" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10118780-f8f" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köye bi kaç zıpır İspanyol , ot bağımlısı iki Fransız ve bir tane de gerizekalı Hollandalı ile gelmiştik. İspanyollar ertesi gün ayrılmışlardı. Fransız’ların kafası her daim çok iyi olduğu için büyük ihtimalle kaybolmuşlardı ama biz onların gittiğine inandırmıştık kendimizi, Hollandalı’dan bahsetmek bile istemiyorum.  Bir tek ben kalmıştım Chitwan’da ve günlerdir uyumamak için kahvemin içine karıştırılan bok gibi bi şeyi içiyordum.Bok gibi dediysem gibisi biraz fazla çünkü Pachupati’nin bizzat öküz boklarıyla bir şeyleri karıştırdığına şahit olmuştum geçenlerde. O gece ingilizceyi çat pat konuşan iki üç tane adamla tarantionun filmlerinden falan konuşmuştuk , yani gerçeküstü bi deneyimdi hafiften ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S0ppL0xezTI/AAAAAAAAAEQ/EJXFafxo2LU/s1600-h/fire_ceremony_of_old_shamans_by_gogoto.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 270px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S0ppL0xezTI/AAAAAAAAAEQ/EJXFafxo2LU/s400/fire_ceremony_of_old_shamans_by_gogoto.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425264352986844466" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Garip olayları severim ben, efsanelere,  tılsımlara falan bayılırım. Birisi Atlantis’ten ya da Mu’dan konu açsın hemen iki bira açıp, keyiflenip başlarım muhabbete. Belki de bu yüzden, yani evrenin garip ve alışılmadık çekim yasası, hatta kozmik şakacı yüzünden buldu yaşlı ağacın ruhu beni. Pachupati’nin dediğine göre onu görenlerin ruhları rüyalar alemine dalarlarsa birden kaybolur ve asla geri dönemezmiş. Bu yüzden uyumuyor ve onun tekrar ağacın yanında belirmesini bekliyordum.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O iki üç tarantinocu adam gece olunca aldılar ellerine ateş sopalarını başladılar ayine. Elimde boklu kahveyle ve  anlamsız bakışlarla izliyordum neler olacağını. Gökyüzünün yarılıp içinden evrenin sırlarının dökülmeyeceğine emindim ama yine de insan bi şeyler bekliyor işte. Beklediğim sabaha karşı gerçekleşti. Yaşlı ağacın ruhu tekrar belirdi ağacın yanında. Herkes uykudaydı; ben ve bok kokulu kahvem dışında herkes..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavaş yavaş ilerlemeye başladım ruha doğru. Kokulu kahveyi çimenlerin üzerine dökmüştüm zira ruhu bile kaçırtacak bi kokusu vardı lanet şeyin. Yaklaştım yaklaştım yaklaştım… “Bi sigaran var mı?” dedi bozuk bi İngilizceyle. Ruhun İngilizce konuşması beni hayal kırıklığına uğrattığı gibi sigara içmesi de hayli şaşırtmıştı. Cebimden bi Nepal sigarası çıkardım ve uzattım ona. Hızla kapıp yine aynı hızda yaktı ve çekti içine dumanı uzun uzun. Ruhun bi insan bedenine girdiğini falan düşündüm salak gibi. Dedim herhalde bunun bi nedeni var. Böyle olmalı. Sigarayı içmeyi bitirdiğinde “Benim yaşlı ağacın ruhu olduğuma hâlâ inanıyor musun?” dedi sakince. “Evet ,”dedim ben. Pachupati yalan söylemiş olamazdı. “Siz gerizekalı turistler,” dedi ve yamaçtan aşağı doğru yürümeye başladı. Hayli şaşırmış ve sinirlenmiştim. Üç gündür uyumamıştım ve gördüklerim bir yanılgıdan ibaret olabilirdi. Peşine takıldım ruhun ve onu adım adım takip etmeye başladım. Gün ışığı tenimi yakana kadar ilerledim onun bikaç adım arkasında. Sonra bi yerde durdu. Geniş bir düzlüğün ortasında. Şişmiş ve morarmış gözlerimle ona bakıyordum ve içimden Pachupatiye küfürler yağdırıyordum. “Burada dinlenelim,” dedi. “Sonra ilk uçakla Paris’e gideceğim.”  Aptal aptal adama bakıyordum ben hâlâ. Ellerinden ateşler çıkmasını ya da havada süzülmesini falan beklerken adam Paris falan diyordu bi de utanmadan. “Yiyecek bir şeyin var mı?” diye sordu bi de yüzsüzce. Ne varsa çıkarıp verdim.  Sonra yere uzandı ve uyuyakaldı. Pachupati’nin o sıra kahkahalarla güldüğünü falan düşündüm. Adam o kadar tatlı uyuyordu ve ben o kadar uykusuzdum ki  uzandım ben de ve kendimden geçiverdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S0pr_lqFd9I/AAAAAAAAAEg/HStB6HEIOuI/s1600-h/5a75b4f7917dc28c4ae4b20e39c2d700.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 275px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S0pr_lqFd9I/AAAAAAAAAEg/HStB6HEIOuI/s400/5a75b4f7917dc28c4ae4b20e39c2d700.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425267441305745362" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam ortalıkta yoktu ben uyandığımda ama uyduğumuz yerde koca bir ağaç duruyordu ve ben onun yemyeşil dallarının üzerindeydim. Şaşkınlığımın geçmesi epey bi zaman aldı. Tılsımlar çağında değildik ve insan hiç olmadığı kadar aptaldı uzun yıllardan beri. Bilmiyorum belki onu uyumadan beklediğim belki de ona olan inancımı kaybetmediğim için ağacın ruhuyla dost olduğumu hissettim o an. Güneş ağacı beslerken zihnimin içinde bir yerlerde garip bir fısıltı duydum. “Gün gelecek ve yaşayan her şeyi hissedenler ve ona inananlar kalacak sadece ayakta. Hiçbir şeyi kırmaya gönlü olmayanlar olgunlaşacak ve herkes ağaçlar kadar bilge olacak…” &lt;br /&gt;Derin bir nefes aldım ağaçların yaprakları ve yerdeki toprağın kokusuyla harmanlanmış havadan. “O günü merakla bekleyeceğim…” dedim kendi kendime...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraflar ve Yazı: Göktuğ Canbaba&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-7040977560147542096?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/7040977560147542096/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=7040977560147542096&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/7040977560147542096'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/7040977560147542096'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2010/01/yasl-agacn-ruhu.html' title='Yaşlı ağacın ruhu'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S0ppUE-QPeI/AAAAAAAAAEY/m-6UT1QBKxY/s72-c/d14edf7fb2f66845d17288b045f4ae8d.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-2195307006063995499</id><published>2010-01-09T22:50:00.005+02:00</published><updated>2010-01-09T23:59:07.559+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ödül'/><title type='text'>ödül varmış alın da öyle gidin</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S0j1KHgdX9I/AAAAAAAAAEI/ez_T3U6ETeo/s1600-h/uu.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 311px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S0j1KHgdX9I/AAAAAAAAAEI/ez_T3U6ETeo/s400/uu.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424855305330450386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efenim bloglar arası mekik dokurken bir ödülün kapımı çaldığını gördüm. ödül dediysem heyecanlanmayın hemen ufak bir sevgi gösterisi diyebiliriz buna :) Güneş ışığı ödülüymüş adı. sevgili &lt;a href="http://blogdijitalgunluk.blogspot.com/"&gt;Digital günlük &lt;/a&gt; bana vermeyi uygun görmüş bana da bu ödülü başkalarına (tam 12 kişi) vermek düşmüşşş.. :)) vazifemizi yerine getirmek lazım dedim verdim ödülleri, 12den çok fazla beğendiğim blog var ama aklıma ilk gelenleri sıraladım gitti. gönül isterdi ki bu blog sahiplerine birer hediye de gönderelim, şöyle mustang falan kırmızısından ama sanırım daha bu kadar ilerlememiş olaylar :) lanetli mektuplar var ya onlara döndü bu biraz. şu anda yazdıkalrım eğer 12 kişiye ödül vermezse başlarına çok kötü şeyler gelecek AHAHAHA gelmez gelmez vermeseniz de olur off ne uzattım ya! kendimden sıkıldım.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; and the oscar goes to geyiğini de yapmadan gidemedim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.mustesnaisler.com/"&gt;Eva &lt;/a&gt;  harika yazıları pek ilginç öyküleri için. haa bi de parise taşınmış bu bile yeter!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kafamdakiparazit.blogspot.com/"&gt;Griffit &lt;/a&gt;  pek eğlenceli bir blog yazarı. bi de japon sevdalısı, ortak yönler ödülü alır! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://sufi-saja.blogspot.com/"&gt;sufi &lt;/a&gt; değerli öykülerini okudukça öğreniyor insan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://onur-dincer.blogspot.com/"&gt;freakme &lt;/a&gt; sıkı dost, sağlam neyzen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://loreathan.blogspot.com/"&gt;loreathan &lt;/a&gt; animeler, filmler, oyunlar, eğlenceli her şey onda!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://sulukofte.blogspot.com/"&gt;suluköfte &lt;/a&gt; ee yazıyo kız daha ne olsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://vamptillcue.blogspot.com/"&gt;mademoiselle coco &lt;/a&gt; pek hoş yazılar, aynı güzellikte post müzikleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kedilervekitaplar.blogspot.com/"&gt;kediler ve kitaplar &lt;/a&gt;  kedilerve kitaplardan daha güzel ne olabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://hesionka.blogspot.com/"&gt;hesionka &lt;/a&gt; oyuncaklar, pek değişik eşyalar, efenime söyleyim daha neler neler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://evrensellmuzik.blogspot.com/"&gt;evrensel müzik &lt;/a&gt;   fazla söze gerek yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://uzagagidenkadin.blogspot.com/"&gt;uzağa giden kadın &lt;/a&gt;  pek çok yararlı işler, alkışlar.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://aslisin.blogspot.com/"&gt;bakıyorum &lt;/a&gt;  da pek ilginizi çekti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte boş zaman böyle değerlendirilir :))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-2195307006063995499?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/2195307006063995499/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=2195307006063995499&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/2195307006063995499'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/2195307006063995499'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2010/01/odul-varms-aln-da-oyle-gidin.html' title='ödül varmış alın da öyle gidin'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S0j1KHgdX9I/AAAAAAAAAEI/ez_T3U6ETeo/s72-c/uu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-6660701717164544437</id><published>2010-01-08T01:12:00.005+02:00</published><updated>2010-01-08T01:45:51.849+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nadaje'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kayalıklar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sigara'/><title type='text'>ne adamsın sen Baumba</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S0ZszDZg5tI/AAAAAAAAAEA/PyJKNiRLAFk/s1600-h/14ac4cce012c231f7e013c6836601e54.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 270px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S0ZszDZg5tI/AAAAAAAAAEA/PyJKNiRLAFk/s400/14ac4cce012c231f7e013c6836601e54.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424142425555789522" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batan güneşin altında, okyanus ayaklarımı gıdıklarken karşımda duran kadın bana hayatını berbat eden saçmalıkları, yanlışlıkları anlatıyor ve sorunlarına bir çare bulmamı istiyor. Gülüyorum yerlerde yuvarlanırken, avazımın çıktığı kadar kahkaha atıyorum ve &lt;span style="font-style:italic;"&gt;kimim ki ben &lt;/span&gt;diyorum kendi kendime, kimim ki senin sorunlarına bi çare bulayım? Ben göbek adı sorun olan adamım, bu sence de biraz ironik değil mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra kendime bakıyorum onun gözlerinden. Nasıl oluyor bilmiyorum ama görüyorum kendimi bi şekilde. Hiç de yerlerde falan yuvarlanmıyorum hatta kahkaha falan da attığım yok. Gayet ciddiyim ve kadının sorunlarını umursar gibi görünüyorum. Biliyorum ki o sıra aklımda Akha kadınının sulu birası ya da bi kaç gün önce kıçımı kesmeye çalışan Sadular var. Her zaman bir şeyler vardır zaten bilirsiniz.. Sadece dinliyormuş gibi duruyorum karşısında. Bana bi soru soracak olsa ne diyeceğim gayet açık. “Evet zor zamanlar bunlar ama atlatmanın her zaman bi yolu vardır.” her zaman aynı cevapları verip yoldan kaçan adamım ben. Hızla kaçış anayoluna girer ve ilk moteli görene kadar en az 90la devam ederim. Otostopçu almam ve şans eseri bi kaplumbağayı falan ezip yoldan çıkmazsam eğer,  yaşam da bi şekilde benim için devam eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10074092-3d7" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10074092-3d7" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat orada yani &lt;span style="font-style:italic;"&gt;cennete tırmanan kayalıkları&lt;/span&gt; nda uzun süre durunca insan bi garip oluyor nedense. Buraya gelmemizi Baumba adında bi Sadu tavsiye etmişti, birbirimize karşı olan savaşımızda ve hatta dünyayla olan çatışmamızda bize kayalıkların bir yardımı olacağını söylemişti. Adımlarımı bin yılık kayaların üzerine atmadan önce sadunun sadece bize biraz bilge gözükmek istediği için bu gibi şeyleri zırvaladığını düşünmüştüm ama olaylar biraz farklı gelişmeye başladı burada. Sanki burada okyanusu dinlediğinde onun ruhu sana bilgelik veriyor bilemiyorum. Nadaje ağlıyor önümde ve ben yavaşça ayağımı gazdan kesip hız kaybetmeye başlıyorum. İbre düşüyor, düşüyor..  Evet ortada bi kaplumbağa yok, motel de göremiyorum. Bu sefer sadece sorunları dağıtmam gerekiyor buna eminim. Nadaje, yani ağlayan kadın bana teklifler sunuyor, gözyaşları yanaklarından kayalıklara düşerken mavi gözleri sanki üzerinde durduğum okyanus kadar derinleşiyor.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, hızla dünyayı ileri saran adam zamanın o an saniyenin bilmem kaç hızında yavaşladığını hissediyorum.  Bir şeylere yardım etmek istiyorum ama neye ve ne için yardım etmek istediğime dair içimde en ufak bir düşünce yok. Sadece iyi bi şeyler yapmak istiyorum ve kadının  bana saatlerce ne anlatmaya çalıştığı hakkında en ufak bir fikrimin olmaması bana acı veriyor.  Keşke onu biraz olsun dinleseymişim diyorum,  kalpten gelen kelimelere kimsenin sırt çevirmeye hakkı yok. Ağlamaklı oluyorum birden. Hız kesiliyor ama sanki dünya büyük bir hızla bana çarpmış  gibi hissediyorum. Baumba geliyor aklıma. Sanki suda siması var. “kimden gelirse gelsin melodi, ya doğadan , ya insandan,  ya da hayvandan, onun sesi aslında senin içinden gelir. Geleceği tek yer de zaten orasıdır, ne geçmişten ne de gelecekten gelir sesler,” diyor. Bilmiyorum ya Baumba o sıra gerçekten konuşuyor ya da ben yaşlı kaçığın bana günlerce önce söylediklerini hatırlıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafam karmakarışık oluyor, kayalıklar gerçekten de büyülü olmalı diyorum kendi kendime ve Nadaje’yi kaybetmemem gerektiği anlayıp ona sarılmak için bir hamle yapıyorum. Onu kucaklıyorum ama kadın bir anda o kadar kayganlaşıyor ki  kollarımın arasından kurtulup denize dalıveriyor. Son gördüğüm büyük iri bir yüzgecin suratıma çarptığı ve kıçımın sertçe kayalıklara vurduğu. Bununla eş zamanlı olarak da sahilde duran arabanın motorundan gürültülü bir ses çıktığını ve lastiklerin toprak ananın suratına acı verdiğini hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bir kaç saat sonra kayalıklarda kendime geldiğimde  ne yanımda Nadaje var ne de sahilde arabam. Baumba’nın sırıttığını görebiliyorum. Kayalıklar bana ne söylemek istedi diye düşünüyorum uzun uzun.  Eco2OOO adlı motele gitmek için bir arabam yok, artık bir sevgilimin de olmadığı aşikâr hatta sevgilimin bir denizkızına dönüşüp Baumba ile kaçmış olma ihtimali bile  gerçekçi geliyor bana burada. sonra fark ediyorum ki hepsi saçma şeyler düşündüklerimin. Gerçek olan tek şey “an” ve o an ben okyanusun şarkısını duyabilecek kadar yakınım dalgaların kalbine. “Boşver,”diyorum kendi kendime ve uzanıyorum kayalıklara. Bi nepal sigarası yakıyorum. çektiğim duman ciğerlerimi ziyaret ettikten sonra  kızıl gökyüzünde dans etmeye başlıyor.  "Hayat her şeye rağmen güzel," diyorum sırıtarak. Hayat her şeye rağmen güzel...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf ve yazı: Göktuğ Canbaba&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-6660701717164544437?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/6660701717164544437/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=6660701717164544437&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/6660701717164544437'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/6660701717164544437'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2010/01/ne-adamsn-sen-baumba.html' title='ne adamsın sen Baumba'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/S0ZszDZg5tI/AAAAAAAAAEA/PyJKNiRLAFk/s72-c/14ac4cce012c231f7e013c6836601e54.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-5861768348695683005</id><published>2009-12-25T00:12:00.000+02:00</published><updated>2009-12-26T18:05:11.391+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mim'/><title type='text'>2010 ne getirsin? (mim)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/SzPql_31t-I/AAAAAAAAAD4/kpOMskl__kI/s1600-h/uzay-hamlet.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 375px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/SzPql_31t-I/AAAAAAAAAD4/kpOMskl__kI/s400/uzay-hamlet.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418932715178538978" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=9914307-f78" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=9914307-f78" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Loreathan tarafından mimlendim efenim. Mimin konusu 2010 dan beklentiler.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2000 de arabalar uçacak ve zamanda seyahat falan mümkün olacaktı, en azından böyle söylentiler vardı ben ilkokula giderken. Bunun hayaliyle büyümüştüm ben ama 2010da hala körüklü otobüse biniyorum. Buna istinaden, bu iki olay gerçekleşmediği için ilk önce sevgili 2010'dan 2000nin yapamadığı bu iki fenomeni gerçekleştirmesini,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2000’e takmış değilim ama yine 2000’de Bill Clinton adlı şahıs uzaylılarla ilgili bilgileri açıklayacağını söylemişti ama şidi nerede kimse bilmiyor,  Bi zahmet 2010’dan bunların açıklanmasını,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atlantis’in bulunmasını ve “görmediğimden başka bir şeye inanmam,” diyen kişilerin gözlerine gözlerine sokulmasını,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimi her şıklattığımda bir adet turasan kalecik karası şarabın belirmesini,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyayı dolaşacak kadar para ve cesareti bana bahşetmesini,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayıp halkanın bulunmasını,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni romanlarımın çıkmasını, çok satmasını ayrıca sağlık, para ve sevgiyle çoştukça coşmayı,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu coşkunluğun üzerine Pearl jam’in tekrar Türkiye’ye gelmesini,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konserden sonra kıtaların yer değiştirmesini dünyada bir avuç harika insan kalmasını ve bu insanların yüksek bilinçleriyle dünyaya gereken saygıyı vererek yeni bir çağ başlatmalarını diliyorum :))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2010’un herkese huzur getirmesi dileğiyle…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mimlerim sizi Foondah, maviduvar ve cAt haydi bakalım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-5861768348695683005?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/5861768348695683005/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=5861768348695683005&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/5861768348695683005'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/5861768348695683005'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2009/12/2010-ne-getirsin.html' title='2010 ne getirsin? (mim)'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/SzPql_31t-I/AAAAAAAAAD4/kpOMskl__kI/s72-c/uzay-hamlet.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-9065753542365726640</id><published>2009-12-22T16:26:00.001+02:00</published><updated>2009-12-23T00:19:21.843+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rüya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tayland'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='filan'/><title type='text'>Bu işte bi gerçeklik sorunu var!</title><content type='html'>&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=9876040-010" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=9876040-010" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/SzDXPm5tVeI/AAAAAAAAADw/PUcu0ep-Ljo/s1600-h/woman_in_magic_by_gogoto.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 300px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/SzDXPm5tVeI/AAAAAAAAADw/PUcu0ep-Ljo/s400/woman_in_magic_by_gogoto.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418067014867310050" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CUsers%5CDell%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;link rel="themeData" href="file:///C:%5CUsers%5CDell%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx"&gt;&lt;link rel="colorSchemeMapping" href="file:///C:%5CUsers%5CDell%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;TR&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="&amp;#45;-"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;} @font-face 	{font-family:Calibri; 	panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:swiss; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin-top:0cm; 	margin-right:0cm; 	margin-bottom:10.0pt; 	margin-left:0cm; 	line-height:115%; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-fareast-font-family:Calibri; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	font-size:10.0pt; 	mso-ansi-font-size:10.0pt; 	mso-bidi-font-size:10.0pt; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-fareast-font-family:Calibri; 	mso-hansi-font-family:Calibri;} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Beach adlı bir bardayım; &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;buranın khaosan yolunun arka sokaklarında izbe bi yer olduğunu düşünüyorum. Bunu düşünmemdeki sebep hiç kuşku yok ki yatmadan izlediğim sıkıcı belgesel. Önümde duran soğuk biranın köpüğünün üzerinde ölmemek için çırpınan bir sinek var. Bardağın camının kırık köşesini yakalamaya çalışıyor küçük Robinson; hayatta kalmak için ne de içten bir çaba sarf ediyor. Eğer bu gerçek hayat olsaydı sinek hemen ölür ve ben de birayı fondipleyip Leonardo’nun tiz sesine bir küfür sallayarak çeker giderdim oradan ama bu bir rüya, buna eminim ve ben kesinlikle gerçek değilim. O yüzden işi kuralına göre oynamam gerektiğini iyi biliyorum.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Sineği alıyorum ve kanatlarına üfleyerek onu çektiği eziyetten kurtarıyorum. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Biraz öksürdükten sonra parmağımın ucunda bana gayet sevecen bir şekilde reverans yapıyor ve uçup uzaklaşıyor, ben ise giden sineğin ardından biramdan bir yudum alıp bu rüyanın nereye varacağını düşünmeye başlıyorum. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Rüyalar bazen sinir bozucu, bazen keyifli, bazen ıslak, bazen de çok kurudur. Bu rüya diğerlerinden farklı olarak sanki hiçbir şeyi içinde barındırmıyor. Belki de bir rüya olduğundan haberdar olmamdır buna sebep. Belki de o an aslında cihangir’deki evimde sıvaları dökülmüş duvarların arasında uyuduğuma emin olmamdandır. Babaannemden kalan eski ve içindeki rayları uzun zaman önce fırlatıp dışarı atmış hasta kanepede uyuduğuma eminim ve Bangkok’a nereden baksan bikaç bin kilometre uzaktayım. Yapacak bi şey yok rüyaya devam etmek gerekir diyorum ve barmenden bi bira daha istiyorum. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Hayat,” diyor biramı getiren Akha kadını. “Hayat sen uyusan da uyumasan da devam ediyor. Önemli olan adımlarını nereye ve ne için atman gerektiğini fark etmen.”&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Anlamış gibi bakıyorum kadının yaşlı suratına. Ona gülümsüyor ve biramdan bir yudum alıyorum. Tam o anda enseme patlatıveriyor. Biranın bir kısmı üzerime dökülüyor; gerçekten soğuk! Biraz sinirlenmiş gibi bakıyor bana. Kırmızı küpeleri göz alıcı bir şekilde parıldıyor ve gerçeklikten çok uzak bir siması var yaşlı kadının. Ne yapmam gerektiğine emin olamıyorum.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Tamam,” diyorum. “Teşekkürler.” &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Hayır,” diyor. “Anlamadın. Sen adımlarını atmaya başla.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Ne kadar aksak yürüyebilirsin ki?” &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i style=""&gt;Rüyada içilen soğuk bir gibisi yoktur,&lt;/i&gt; diyorum içimden. Biliyorum eğer bunu sesli söylersem her an gözümü morartabilir yaşlı kadın. Getirdiği biradan sağlam bir yudum alıp bilge gözlerine bakıyorum yaşlı Akha kadınının. “Bana bir şeyler söylemek istediğini hissediyorum,” diyorum gelebilecek herhangi bir saldırıyı karşılamaya hazır durarak. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Kadın gayet sakin eğiliyor bana doğru. Kokusunu alabiliyorum. Baharatlı güzel bir akşam yemeği gibi kokuyor. “Her söz evrende döner ve sahibini bulur; o nerede olursa olsun. Ama senin yapman gereken bir an olsun kalbini dinlemen. Bir an olsun kendini yaşlı bir meşe gibi gör ve in köklerinin ulaştığı yere. Yak ateşini ve hisset yerkürenin yüreğinde oluşan titreşimi. Sadece adım atman gerekiyor gerisi zaten hazır.” &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Şaşırıyor ve hemen ayağa kalkıyorum. Yaşlı kadının gözleri de benimle ayağa kalkıyor. Kadının bir an gri bir kartala dönüşüp göğe doğru uçacağını falan hayal ediyorum ama hiçbir şey olmuyor. Barmenden siparişleri almak üzere uzaklaşıyor; başka bir şey demeden. Üşümeye başlıyorum birden. Aklım tekrar Cihangir’de yattığım odama gidiveriyor. &lt;i style=""&gt;Bu rüya bitmemeli&lt;/i&gt;, diyorum içimden. &lt;i style=""&gt;Kadını yakalayıp onunla bir kere daha&lt;/i&gt; &lt;i style=""&gt;konuşmalıyım&lt;/i&gt;, diye geçiriyorum ama nafile. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Gözlerimi açıyorum yavaş yavaş. Annemin verdiği avize bana bakıyor “Her an düşebilirim dostum, bana yamuk yapma,” dercesine. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Ayağa kalkarken eklemlerim bir orkestra gibi ahenkli sesler çıkarıyor. Dışarıda kar var ve ben sisin zapt ettiği cihangir’deki köhne evdeyim. Yaşlı Akha kadınını ve daha önce hiç gitmediğim Bangkok’u düşünüyorum. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Ertesi gün işimden izin almaya çalışıyor ama alamıyorum. Çıkıp gidiyorum birden uçak bileti satan acentelerden birine. “Bangkok’a bir bilet,” lütfen diyorum hayli aptal bir şekilde gülümseyerek. Biliyorum ki Akha kadını orada beni bekliyor. Biliyorum işte o orada ve bana hayatımın sırlarını anlatmak için sabırsızlanıyor. Uçağa atlıyor ve her şeyi ardımda bırakarak gidiyorum sıcak ülkeye. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Günlerce Beach adında bir bar arıyorum ama bulamıyorum. Ter içinde kalıp uyuyamadığım geceler baharat kokulu kadını düşlüyor ve onun beni bulması için dua ediyorum ama nafile. Ne baharat kokulu kadın var ne de içine sinek düşmüş bira bardağı. Param bitene kadar dolanıyorum ortalıklarda ama elime hiçbir şey geçmiyor. Uçak bileti için eksik olan parayı toparlayabilmem için 3 gün 3 gece sokaklarda jonglörlük yapmam gerekiyor. Bedenim iflasın eşiğine gelecekken bileti alabiliyorum.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Ve cihangirdeyim. Artık bi işim yok. Tatilimi olmayan bi kadını arayarak geçirmişim ve gerçekten moralim çok bozuk. Sinir bozukluğu içinde uykuya dalıyorum. Ve birden kendimi Beach adlı barda buluyorum, Akha kadını bana bira getiriyor. Bu sefer biranın içinde sinek yok ama ben gerçekten sağlam bir postalın altında ezilmiş sinek gibi hissediyorum!&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Fotoğraf ve Yazı: Göktuğ Canbaba&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-9065753542365726640?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/9065753542365726640/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=9065753542365726640&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/9065753542365726640'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/9065753542365726640'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2009/12/bu-iste-bi-gerceklik-sorunu-var.html' title='Bu işte bi gerçeklik sorunu var!'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/SzDXPm5tVeI/AAAAAAAAADw/PUcu0ep-Ljo/s72-c/woman_in_magic_by_gogoto.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-124074527335903336</id><published>2009-12-11T02:04:00.000+02:00</published><updated>2009-12-11T11:18:50.828+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sadu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='evren'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='maratoncu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='su'/><title type='text'>sadudan kaçarken evren yaratmak</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/SyGM9p7i9kI/AAAAAAAAADI/QhhPwaVogWA/s1600-h/39036e47924a5150.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 271px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/SyGM9p7i9kI/AAAAAAAAADI/QhhPwaVogWA/s400/39036e47924a5150.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5413763217931564610" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; Fonda oldukça hafif bir müzik çalıyor ve ben koşuyorum. Müzikle tamamen alakasız senkronlarda kendimi yırtarcasına koşturuyorum.  Çalan parça oldukça yavaş ve huzur dolu ama ben hızlı koşmaya çalışan delirmiş bir inek gibiyim. Ve Aynı zamanda kafamın da tam anlamıyla darmadağın olduğunu söylemeliyim. Ne kadar dağınık olduğunu hayal edin işte. Sivilceli dönemlerinizde bıraktığınız kokulu oda kadar,  güzel bir filmden çıktığınız zamanki gibi işte; eski Nepal restoranı Namaste’nin sevimli sokak köpeği Momo’nun gri kılları kadar karmakarışık kafam.&lt;br /&gt; Koşuyorum, sol kulağımdaki kulaklık kulağıma yapışmış, bırakmamacasına sarılmış ona. Sağ kulağımdaki ise çoktan ait olması gereken yeri terk etmiş ve sarhoş bir sokak kadını gibi bir omzuma bir kafama vuruyor soğuktan çatlamış elleriyle ve ben deli gibi koşuyorum. Toprak yoldan aşağı, gecenin karanlığında bir yak öküzü ne kadar hızlı ve iyi koşabiliyorsa işte öyle iyi ve hızlı koşuyorum.  Sanırım bu yüzden çakma sadularla aramdaki mesafe giderek azalıyor.  Adamlar ya gerçekten olimpiyatlarda Nepal’i temsil ediyorlar ve boş zamanlarında sadu taklidi yapıp turistleri marizliyorlar ya da ben kesinlikle bir yak öküzünün çocuğuyum! Ama buna bile odaklanamıyorum nedense. Aklım tamamen benden ayrı hareket ediyor, buna engel olamıyorum. Yani insan koşarken düşünmemeli, sadece koşmalı değil mi? Ya da düşünecekse biraz olsun anlamlı şeyler düşünmeli. Mesela arkamda beni yakalamaya çalışan iki çakma sadudan nasıl kurtulacağımı düşünmeliyim ya da önümde uzanan yolun neden gökyüzüyle birmiş gibi durduğuna falan yoğunlaşmalıyım ama hayır bunları düşünmüyorum. Az önce ayağımı bastığım çamur birikintisinden sıçrayan ufak damlaları düşünüyorum onlara kilitlenmişçesine bakarken.&lt;br /&gt; Gözümün önünde birbirlerine çarpmamak için çaba sarf ederek uçuşurlarken onların da aslında keşfedilmemiş cesur dünyalar olduğunu düşünüyorum bir anda. Evet kısa ömürlü&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/SyGNhXOLFVI/AAAAAAAAADQ/jmw5Kbv9V8o/s1600-h/IMG_5570.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 214px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/SyGNhXOLFVI/AAAAAAAAADQ/jmw5Kbv9V8o/s320/IMG_5570.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5413763831384708434" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; küçük, ufacık dünyalar. Biliyorum içinde hayatlar var ve ben nasıl yaşıyorsam onun içinde de yaşıyor küçük çamur ahalisi canlıları, bunu biliyorum. Belki eski bir mustangları yok ince kemik direksiyonuna ellerini dayayıp hava atacakları ya da mikrodalga fırına sahip değiller tatsız hazır yemeklerle oynayacakları. Hatta kesinlikle evden çıkıp onlarla asla arkadaş olmayı başaramamış işlerine giderken eşlerini de öpmüyorlar ama “bunlar düzgün ve işitilesi bir hayat için gerçekten de geçerli şeyler mi acaba?” diye düşünüyorum istemsizce.  “Bilmiyorum,” diyorum kendi kendime an önümde yavaşlayıp,  damlalar kirpiklerimi yalayarak uzaklaşırken. Küçük damlanın gözümün önünden gidişini izlerken bacak kaslarım bana ve anneme oldukça sağlam küfürler sallıyor ve geleceğim hakkında hiç de iyi olmayacak yorumlarda bulunuyorlar ama ben kesinlikle kaslarımla ilgilenmiyorum o sıra. Elimden gelse saduları bir kutuya tıkar kaslarımla da kutuyu güzelce bağlar iyi bir hediye paketine dönüştürür ve düşünebildiğim en uzak yere postalarım ama elimden bu gelmiyor o sıra. Ben küçük damlaların içine bakıyorum o an.&lt;br /&gt; “Aman tanrım ne güzel bir dünya,” diyorum içindeki canlıları gördüğümde. Evet oradalar ve kesinlikle yaşamın tadını çıkarıyorlar. “İçlerine girmek isteyen toz zerrecikleriyle savaş halindeler belki,” diye düşünüyorum. Belki de uzun süreli barış anlaşmaları imzalamışlar, güneş ışığından korunmak için tepelerine koruyucular kurup kahverengi okyanuslarını daha da kahverengileştirmek için nereden daha fazla çamur almak zorunda olduklarını tartışıyorlar yaşlılar meclislerinde. Hayatlarını daha ne kadar güzelleştireceklerini düşünüyorlar belki. Artık Nepal yemekleri ile beslenmekten bıkıp usanmışlar belli ki. Belki de sağlam bir mikrodalgaya ihtiyaçları var kim bilir.. Aslında yeni kahverengi su zerrecikleri aramak için diğer çamur birikintilerine seyahati düşünüyorlar uzun zamandır ama bütçeleri buna el vermiyor çünkü tüm bütçelerini diğer su zerreciklerini ele geçirmek için kullanmışlar. Kahrolası hain su zerrecikleri!&lt;br /&gt; Ben saniyenin milyonda birinde bunları aklımdan geçirirken o sırada arkamdaki çakma sadunun bi şeyler gevelediğini işitiyorum hayal meyal ve başımı yavaşça arkaya döndürüyorum koşarken.  Şimdi bir yak öküzü kadar bile başarılı değilim koşuda. İşte o an olan oluyor. Çamurdan evrenler hızla başımın etrafından çekip gidiyorlar ve biliyorum ki bir daha onları görme şansım olmayacak. Aniden geçip gidiyorlar öyle. Hiçbir şey söylemeden öylece yok oluyorlar. Bacak kaslarım çaba sarf etmeyi bırakmış sallanan sandalyelerinde viski içip kendi aralarında briç oynuyorlar ve ben çakma sadunun sağ gözümün üstüne indirdiği yumrukla dengemi kaybedip bastığım çamur birikintisinin içine dalıveriyorum. Evrenler birbirine giriyor ve patlamalar yaşanıyor. Büyük ihtimalle onlar için ilk büyük patlamayı yaratıyorum o an. Sağ gözümü tutarak çakma sadunun istediği cüzdanımı ona veriyorum. Diğeri paraları sayıyor ve boş cüzdanı suratıma fırlatıveriyor. İki çakma sadu, o iki maratoncu pezevenk gözden bir anda kayboluveriyor. Şişmiş ve morarmış gözümle çamur birikintisinin üzerinde oturuyorum. “Ben,” diyorum kendi kendime. “Ben büyük patlamaya sebep olan beş parasız bir yaratıcıyım ve nerede olduğum hakkında en ufak bir fikrim bile yok!”&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/SyGQYWEDqJI/AAAAAAAAADY/BRcKPuTUkew/s1600-h/sadhu_by_gogoto.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 201px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/SyGQYWEDqJI/AAAAAAAAADY/BRcKPuTUkew/s320/sadhu_by_gogoto.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5413766974989904018" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;F&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;otoğraflar ve yazı: Göktuğ Canbaba&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-124074527335903336?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/124074527335903336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=124074527335903336&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/124074527335903336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/124074527335903336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2009/12/sadudan-kacarken-evren-yaratmak.html' title='sadudan kaçarken evren yaratmak'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/SyGM9p7i9kI/AAAAAAAAADI/QhhPwaVogWA/s72-c/39036e47924a5150.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-6382021734339960565</id><published>2009-11-30T17:02:00.000+02:00</published><updated>2009-12-05T00:21:54.658+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilerle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yolculuk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='arayış'/><title type='text'>Sen yeter ki ilerle</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/SxPgeS7_73I/AAAAAAAAADA/n4WgZyZNHCk/s1600/IMG_5329.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 217px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/SxPgeS7_73I/AAAAAAAAADA/n4WgZyZNHCk/s320/IMG_5329.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409914388486287218" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hey sen, sana söylüyorum beni kılını kıpırdatmadan dinleyen! &lt;br /&gt;Arkana bakmadan ilerle. Ayaklarının altı soyulmaya, gözlerin yorgunluktan çığlıklar atmaya ve ellerin hissetmekten korkmaya başlayıncaya kadar ilerle.  Güneş arkanda kalıncaya, ay ayak seslerini duymaktan sıkılıncaya kadar ilerle. Yeter ki ilerle, sen gezgin doğdun insan! Kimse seni taş binaların içine hapsedecek kadar güçlü değil. Bunu unutmadan ilerle. Tanıştığın her varlık, kokladığın her çiçek ya da tattığın her acı seni daha güçlü kılacak buna emin ol. Güneşin dostu, ayın sevgilisi oluncaya kadar koşmaktan çekinme. Çöl ayaklarının altında sana meydan okuyacak, okyanus sana öyle bir tokat atacak ki zor ayağa kalkacaksın ve gece seni korkutmak için türlü seslerle ruhunu dövecek ama sen yine de ilerleyeceksin. Yalnızlığının basit bir korku olduğunu göreceksin ilerledikçe.  İlerledikçe yaşadığın hayatın bir kibrit kutusunda çırpınan sineğin hayatından bir farkı olmadığını anlayacaksın. Her bir adımında gözlerin görmeye ve uyanmaya başlayacak; kulakların duymaya. Aman sesini çok çıkartarak ilerleme. Sessiz ve anlayışla ilerle. Her bir canlının çıkardığı titreşime ortak ol ve onları daha önce hissetmediğin gibi hisset. Ağlayarak ya da gülerek ilerle, ne de olsa bi zaman sonra ikisinden de vazgeçecek ve ruhunla ilerlemeyi öğreneceksin. Kendini, aklını uzun zaman önce kaybetmişlerin koyduğu sınırların üzerinden atlayan bir çocuk gibi mutlu ve aydınlık göreceksin ilerledikçe. Sonra bir an kökleri dünyanın kalbine uzanmış insanların kahverengi kokularını duyacaksın ve korkacaksın. Deli olduğunu düşünecek ve durmak isteyeceksin.  Önünde uzanan uçsuz bucaksız hayat seni korkutacak çünkü ardına her baktığında köklerinin ufalandığını göreceksin. Uzun yıllar boyu zincire vurulmuş bir tutsağın salıverildiğinde duyduğu korkuyu yaşayacaksın. Özgürlüğün korkusunu… Derin bir nefes alacak ve tepende dans eden kuşların şarkısına ortak olacaksın daha sonra. Gevşeyeceksin. Yavaş yavaş özgürlüğün tadı damaklarında gezinecek. Sert bir içki gibi yakmayacak boğazını midene inerken. Sarhoş bir sokak kadını gibi dans edecek kalbinde ve kırmızı ayakkabıları dövecek içindeki sokağın taşlarını zevkle. Rahatlayacaksın. Karşında duran ve seni daha önce hiç görmemiş olan kadim dağ, çehresinden süzülen yağmur suyunu asırlık çınarların köklerine bırakırken sen de gözyaşlarını hayat dolu toprağa armağan edeceksin.  Rüzgâr suratını okşarken ve havada dans eden kumlar seni ellerinden tutup bilmediğin yerlere sürüklemeye çalışırken düşüneceksin. Doğanın oğlu olduğunu, okyanusların kızı olduğunu hissedeceksin.  Hayvanların sesi sana artık yabancı gelmeyecek. Dünyaya ait her bir karış toprakta köklerinin, tüm zamanlarda ayak izlerinin olduğunu hayretle fark edeceksin. Bu ufak “aydınlanma” alnından başlayıp parmak uçlarına kadar seni hafifçe titretirken “Neden duruyorum,” diyecek ve ilerlemeye devam edeceksin.  Güneşi kovalayarak, aya havlayarak ilerleyeceksin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf:Doğacan Arıkan --  Yazı: Göktuğ Canbaba&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7853493964201733457-6382021734339960565?l=goktugcanbaba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/feeds/6382021734339960565/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7853493964201733457&amp;postID=6382021734339960565&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/6382021734339960565'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7853493964201733457/posts/default/6382021734339960565'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://goktugcanbaba.blogspot.com/2009/11/sen-yeter-ki-ilerle.html' title='Sen yeter ki ilerle'/><author><name>Aydedeye havlayan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06494134730762206729</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-EbO3RgBm4HA/TYd5RD3h9hI/AAAAAAAAANo/Iq8LoclpTBA/s220/mee_by_gogoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/SxPgeS7_73I/AAAAAAAAADA/n4WgZyZNHCk/s72-c/IMG_5329.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7853493964201733457.post-153669924845214368</id><published>2009-11-19T15:34:00.000+02:00</published><updated>2009-11-21T13:04:26.121+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tayland'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pa dong'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uzun boyunlu kadınlar'/><title type='text'>"Pa Dong"  -Tayland Seyahati Günlükleri-</title><content type='html'>&lt;a style="color: rgb(153, 153, 255);" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/SwVKLxHU6UI/AAAAAAAAACA/jBIvaGK-FvI/s1600/464f7c0dfe486a531643eda19930f482.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 218px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_RgyvLuEM-ew/SwVKLxHU6UI/AAAAAAAAACA/jBIvaGK-FvI/s320/464f7c0dfe486a531643eda19930f482.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405808493751232834" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;link style="color: rgb(153, 153, 255);" rel="File-List" href="file:///C:%5CUsers%5CDell%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;TR&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="&amp;#45;-"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" name="Normal (Web)"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false"
