Hey sen, sana söylüyorum beni kılını kıpırdatmadan dinleyen!
Arkana bakmadan ilerle. Ayaklarının altı soyulmaya, gözlerin yorgunluktan çığlıklar atmaya ve ellerin hissetmekten korkmaya başlayıncaya kadar ilerle. Güneş arkanda kalıncaya, ay ayak seslerini duymaktan sıkılıncaya kadar ilerle. Yeter ki ilerle, sen gezgin doğdun insan! Kimse seni taş binaların içine hapsedecek kadar güçlü değil. Bunu unutmadan ilerle. Tanıştığın her varlık, kokladığın her çiçek ya da tattığın her acı seni daha güçlü kılacak buna emin ol. Güneşin dostu, ayın sevgilisi oluncaya kadar koşmaktan çekinme. Çöl ayaklarının altında sana meydan okuyacak, okyanus sana öyle bir tokat atacak ki zor ayağa kalkacaksın ve gece seni korkutmak için türlü seslerle ruhunu dövecek ama sen yine de ilerleyeceksin. Yalnızlığının basit bir korku olduğunu göreceksin ilerledikçe. İlerledikçe yaşadığın hayatın bir kibrit kutusunda çırpınan sineğin hayatından bir farkı olmadığını anlayacaksın. Her bir adımında gözlerin görmeye ve uyanmaya başlayacak; kulakların duymaya. Aman sesini çok çıkartarak ilerleme. Sessiz ve anlayışla ilerle. Her bir canlının çıkardığı titreşime ortak ol ve onları daha önce hissetmediğin gibi hisset. Ağlayarak ya da gülerek ilerle, ne de olsa bi zaman sonra ikisinden de vazgeçecek ve ruhunla ilerlemeyi öğreneceksin. Kendini, aklını uzun zaman önce kaybetmişlerin koyduğu sınırların üzerinden atlayan bir çocuk gibi mutlu ve aydınlık göreceksin ilerledikçe. Sonra bir an kökleri dünyanın kalbine uzanmış insanların kahverengi kokularını duyacaksın ve korkacaksın. Deli olduğunu düşünecek ve durmak isteyeceksin. Önünde uzanan uçsuz bucaksız hayat seni korkutacak çünkü ardına her baktığında köklerinin ufalandığını göreceksin. Uzun yıllar boyu zincire vurulmuş bir tutsağın salıverildiğinde duyduğu korkuyu yaşayacaksın. Özgürlüğün korkusunu… Derin bir nefes alacak ve tepende dans eden kuşların şarkısına ortak olacaksın daha sonra. Gevşeyeceksin. Yavaş yavaş özgürlüğün tadı damaklarında gezinecek. Sert bir içki gibi yakmayacak boğazını midene inerken. Sarhoş bir sokak kadını gibi dans edecek kalbinde ve kırmızı ayakkabıları dövecek içindeki sokağın taşlarını zevkle. Rahatlayacaksın. Karşında duran ve seni daha önce hiç görmemiş olan kadim dağ, çehresinden süzülen yağmur suyunu asırlık çınarların köklerine bırakırken sen de gözyaşlarını hayat dolu toprağa armağan edeceksin. Rüzgâr suratını okşarken ve havada dans eden kumlar seni ellerinden tutup bilmediğin yerlere sürüklemeye çalışırken düşüneceksin. Doğanın oğlu olduğunu, okyanusların kızı olduğunu hissedeceksin. Hayvanların sesi sana artık yabancı gelmeyecek. Dünyaya ait her bir karış toprakta köklerinin, tüm zamanlarda ayak izlerinin olduğunu hayretle fark edeceksin. Bu ufak “aydınlanma” alnından başlayıp parmak uçlarına kadar seni hafifçe titretirken “Neden duruyorum,” diyecek ve ilerlemeye devam edeceksin. Güneşi kovalayarak, aya havlayarak ilerleyeceksin…
Fotoğraf:Doğacan Arıkan -- Yazı: Göktuğ Canbaba