rüya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rüya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Temmuz 2011 Pazar

küçük bi kediyle dünyayı turlamaya başladım




Dün gece bi kediyle tanıştım. İsmi pamuk ya minnoş değildi. Cızbız ya şıpşıp da değildi. İsmi bi boka benzemiyodu aslıda ve zaten bu toz toprak dolu hikayede isimlerin pek bi önemi yok. O yüzden siz aklınıza gelen ilk ismi seçin ama lütfen minnoş ya da pamuk olmasın. Biliyorum yazının başında sizi yönlendirdim ama lütfen diyorum işte. 3. sınıf Amerikan filmlerinde de sıkça söylendiği üzere "sihirli kelimeyi kullandım ahbap!" bana yamuk yapmayın.

Siz tatlı uykunuzun bilmem kaçıncı basamağındayken ben ara sokaklardan arakladığım eski bi motosikletle dünyayı turlamaya başlamıştım. Kucağımda ismi lazım olmayan kediş vardı ve çok iyi devletbahçeli taklidi yapıyordu. Ciddiyim. Çok saçma biliyorum ama yapıyodu işte. "Altı milyon işsisoşşiissıo," diyodu ve beni her virajda gülmekten kırıp geçiyodu.

Yukarda hikaye falan dedim ama avcunuzu yalarsınız. Bu bi hikaye değil ona göre.

İnanılmaz d.b taklidi yapan kedişle dünyayı dolaştım!! Çöllerde falan kaybolduk, suratım yandı, ateş içinde uyandım ve buz gibi su içtikten sonra Basted'e (Eski Mısır'ın kedi tanrıçası) yalvardım "Lütfen," dedim, "beni rüyaya geri gönder." Ve hoop, gittim de. Çöller yerine hafif soğuk bi havada boş arazilerde tekrar hayat buldum; sanırım içtiğim soğuk suydu buna sebep. Neyse, işte Eyfel kulesinin çevresinde 7 tur atıp hacı olduk; şarap hacıları! O eski motorla 180'i gördük, hem de Venedik'in dar sokakalrında!!! Kathmandu'nun kırsallarında tekerimiz patladı ve nepallilerle sigara içip tekeri tamir ettik. Hatta bi nepallinin Tarkan'dan şıkıdım şıkıdımı söylemesi bile bize çok garip gelmedi ve kedişin d.b taklidi onları da epey güldürdü. Bir çok ölüm tehlikesi atlattık ama bana mısın demedik. Hatta Peru'ya bile uzanan çok ama çok ilginç bi yola daldık. Kediş Eldorado'yu bulması gerektiğinden falan bahsediyordu en son. Sonra uyandım.

Üzerimde toz toprak yoktu. Terlemiştim. Çarşaf yerdeydi. Yanımdaki masanın üzerinde içi boş 70lik cin duyordu. Nane kokusu salonu kaplamıştı. Gözlerimi kapadım ve Basted'e tekrar yalvardım ama bu sefer olmadı. Mutfaktan gelen sucuklu yumurta kokusu rüyaya dair her şeyi sikip attı. Ama yine de mutluydum be abi. Ciddi ciddi on, on beş ülke gezdim. Hayatımda gördüğüm en gerçekçi rüya değildi belki ama gerçek olmasını istediğim fazlasıyla hayal dolu bir serüvendi. Demek ki yatmadan önce tekel cini birazcık abartmam gerekiyormuş. şerefe!

öperim hepinizi..

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Derya rüya görmesin diyenler?



Asmalı’da bi kaç bira içmek için oturmuşken, Derya’nın rüyasını anlatmasıyla kendimizden geçmemiz bir oldu. Hayatımda hep ilginç adamlar tanıdım ben. Harika insanlarla dostluk ettiğim gibi, gereksiz insanların da hayatıma salça olmasından kurtulamadım ne yazık ki. Ama hayat bu demekti işte; aptal insanları sahneye almama oyunu! Ve Derya iki çizgi arasında bir yerlerde gezinen iri bi çocuktu. Derya hep saçma hikayelere konu olurdu.

“Mis gibi kokan bi ormanda yürüyorum abi. Ama nasıl anlatsam, yani bildiğin cennet gibi kokuyor mekan. Etrafta kuşlar cikcikliyor, mavi gökyüzünden kızıl yapraklar düşüyor tepeme, sanki görselliği tavan yapmış bi Güney Kore filmindeymiş gibi hissediyorum kendimi. O kadar mutluyum ki anlatamam.”

“Bi bira daha alabilir miyim,” dedi Merve Güney Kore görselliğini skine takmadan.
“Kızım bi dinle, bi hisset şu rüyayı ama ya,” diye çıkıştı Derya. Güneş henüz batmadan 3-4 bira içmişti ve sanki güneşin kızıllığını emen büyülü yanaklara sahipti. Kendi kendine cıkcıkladı ve rüyasını kaldığı yerden anlatmaya başlayacakken Merve bu sefer de sigara sarmaya başladı. Kuru kağıdı ıslak dudaklarının arasında sıkıştırdı ve Derya’ya baktı ruhsuzca. Kapkara gözleri vardı Merve’nin, içinde kaybolan maceraperestlerin çığlıklarıyla dolup taşan bir mağara gibiydi gözleri… Merve çok iyi sigara sarardı. Merve, beyine dolma saracak bi hatun değildi ve bence dünyadaki en iyi sigara sarıcısıydı! Derya, sigara içmeyi 3 gün önce sonlandırdığından, havada süzülmesi muhtemel dumanı düşünmekten kendini alıkoymaya çalışarak devam etti anlatmaya.

“Sonra abi, tüm görsel zenginliğin arasında, o cennetsi kokunun içinde, belime bağlı bi ip olduğunu fark ettim. Bi an cennetin merkezine bağlı olduğumu düşündüm. O ip kutsal bi şeylere bağlı olmalıydı. İpi gülümseyerek tuttum ve arkamı dönüm, biliyordum ki basit ip evrenin merkezine iniyordu.”
“Eee ne gördün arkanda?” dedim yapay bi meraklanmayla.
“Televizyon,” dedi Derya. “En son çıkan samsung led tv’lerden birinin altına ayaklı masa yapmışlar onu da belime bağlamışlar. İşte ben yürüdükçe o da arkamdan geliyormuş.”
“İyiden iyiye mallaştın sen Derya, bak söylemedi deme,” dedi Merve ve acımadan sigarasını yakıverdi. Dumanı içine çekti ve bıraktı, çekti ve bıraktı, çektiiiii ve bırakmadı; yuttu ve kaybolup gitti duman.
“Abi ciddi söylüyorum, led tv vardı arkamda ve Muhteşem Yüzyıl oynuyordu ekranda.”
Patlattım kahkahayı. Cennetin en ücra yerinde, havada uhrevi kızıl yapraklar dolanırken beline bağladığı televizyonda muhteşem yüzyılı izleyen Derya’yı düşündüm. Gerçekten komikti.
“Kanalı değiştirseydin bari,” dedi Merve. Derya, kimseyi sallamayan Merve’nin onun rüyasına ilgi gösterdiğini fark edince hemen bi bira daha istedi, keyiflenmişti. “Değiştiremiyorum kızım işte sorun da bu. Ne çıkarsa onu izlemek zorundaymışım ve ters ters yürüyüp bi yandan diziyi izlerken bi yandan da onu zihnimden atmak zorundaymışım.”
“O ne demek be abi?” dedim saçmalamayı ilerleten Derya’ya.
“Abi işte orası büyülü bi mekan ya, ben de zihnime hakim olup belime bağlı televizyondan kurtulmaya çalışıyorum. Anladın mı?” Doğrusunu söylemek gerekirse pek anlamamıştım, anlamak da istememiştim belki. Merve’ye baktığımda, meraklı gözlerle Derya’yı süzdüğünü fark ettim. Demek ki rüya gerçekten ilginçti ve mal olan bendim. Dinlemeye devam ettim ben de.
“Ters ters yürümeye başladım. Bi yandan Hürrem’in “ööğğlümü verin bana, çocuğumu caldiniz,” nidalarını aklımdan kovmaya çalışırken bir yandan da düşmemeye çalışıyordum. Rüyaya adım attığım cennet kokulu mekan etkisini yavaş yavaş yitirmeye başlamıştı. Zihnime hakim olamıyordum. Sonra bi an ağaçların kokusunu çektim içime ve her şey karardı. Ekrandaki Hürrem yok oldu. Başardım zannederek mal mal sırıttım gökyüzüne.”
“Eee başaramadığını nasıl anladın?” diye sordu Merve.
“Ekranda gayet ağır bi porno başlayınca fark ettim,” dedi Derya sırıtarak. Merve, kaşlarını havaya kaldırdı ve biraz duraksadıktan sonra birasından sert bi yudum aldı.
“Abi dayanamadım inanamasın, sanki bi şeyler beynimi ele geçirdi ve olan oldu işte.”
“Yuh be abi!” dedim. “Cennetin ortasında tohumlarını mı saçtın yani, hem de beline bağlı bi televizyonda porno izleyerek. Bu mudur?” O sırada Merve Derya’nın ensesine bi tane patlattı. “İğrençsin abi farkındasın değil mi?”
“Kızım ben de farkındayım ama bak bununla da bitmedi. Ekrandaki kadını yalayıp yutan şerefsiz işi bırakıp bana döndü ve ilk sınavdan kaldın, dedi. İkinci sınavın için hazır mısın diye sordu. Tamam falan dedim kekeleyerek. İkinci sınavım neymiş biliyor musun abi?”
Ne Merve’den ne de benden ses çıktı. İkimiz de bu saçma rüyanın içinde bi yerlerde kaybolmuştuk sanki.
“Adam beni ekranın içine çekti ve biraz önce takıldığı hatunu, içinde bulunduğu kötü hayatından kurtarmam gerektiğini söyledi. 2. görevim son derece yetenekli bir porno oyuncusunu Hatay’daki ailesine teslim etmekmiş, ailesi onu yıllardır bekliyormuş.”
Derin bi sessizlik oldu. Biramdan sert bi yudum alıp Merve’ye baktım sonra bi anda yarıldık biz. Ama nasıl gülüyoruz. Biralar falan döküldü yerlere. Hatay ne be abi? Porno yıldızını ekrandan içeri girmek suretiyle Hatay’daki ailesine teslim etmek nasıl bir görev!? Bu nasıl bir rüya? Derya daha anlattı, daha çok saçmalamış rüyası, paralel evrenlere falan kaymıştı ki zorla susturduk adamı.
Derya sana sesleniyorum, dur ya düşündüm de seslenmiyorum ulan, zaten yeterince vaktimi çaldın!

görsel
Öperim hepinizi…

Bunu sevdiyseniz aşağıdakilere bitersiniz!

Related Posts with Thumbnails