12 Mayıs 2011 Perşembe

Peşimi bırakır mısın artık?



Sen, memeleriyle beni tokatlamaktan zevk alan iri teyze! Otobüs maceralarımın vazgeçilmez kadını. Ne zaman, umarım bugün gelmezsin desem, hemen o an, bir şekilde, belki kozmik şakacı, belki de ilahi adalet vesileyisle biniveriyorsun kırmızı otobüsün içine; sol farı kırılmış, tamponu çamurdan şekil değiştirmiş o kırmızı aşk otobüsünün midesine giriveriyorsun teyze. Süzülüyorsun yavaş yavaş. Hedefine ilerleyen bir yılan gibisin orta yaşlı teyze. Nasıl bu kadar kaygan ve azimli olabiliyorsun hayret ediyorum doğrusu ama böylesin sen işte! Gerekirse tüm otobüsü yutabilecek kapasitedesin orta yaşlı teyze.

O kalabalık nedense seni engelleyemiyor ve yaklaşıyorsun yanıma sanki 55 kiloluk çıtır bir kızcağız gibi. Ama yanaştığın yetmiyor iri teyze, yanaştığın hiç yetmedi bugüne kadar orta yaşlı teyzem. Terli memeleriyle sırtıma tai masajı yapıyor ve üzerindeki yoğun soğan ve salça kokusuyla beni köyüme göndermeyi çok iyi biliyorsun orta yaşlı teyze. Sen bir zaman leydisinin iri memeleri orta yaşlı teyze. Sen zamanda seyahati bilim insanlarından önce bulmuş bir dahisin bana göre!

Hey teyze bir daha aynı otobüse binmememiz için sana para teklif etsem bana kızar mısın? Bana darılır mısın? O sıkıcı yol boyunca, bıyıkları yeni yeni terlemiş muavinin tiz sesi içimi gıcıklarken, otobüsün iri şoförü yolcuları azarlarken, senin iri bedenin tarafından taciz edilmemek için evine her Cuma iki kilo soğan ve bir kasa salça göndersem benim yakamı bırakır mısın? Çok sıkıldım senden bana kabir azabı yaşatan iri memeli orta yaşlı teyze. Gerçekten çok sıkıldım seninle aynı yola baş koymaktan. Artık peşimi bırakır mısın?

Bu yazı, her sabah mütemadiyen yanıma sokulan, bilinçli ya da bilinçsiz bana eziyet eden orta yaşlı teyzeye adanmıştır.

Öperim hepinizi ama seni öpmem orta yaşlı teyze, seni asla öpmeyeceğim!

görsel

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Derya rüya görmesin diyenler?



Asmalı’da bi kaç bira içmek için oturmuşken, Derya’nın rüyasını anlatmasıyla kendimizden geçmemiz bir oldu. Hayatımda hep ilginç adamlar tanıdım ben. Harika insanlarla dostluk ettiğim gibi, gereksiz insanların da hayatıma salça olmasından kurtulamadım ne yazık ki. Ama hayat bu demekti işte; aptal insanları sahneye almama oyunu! Ve Derya iki çizgi arasında bir yerlerde gezinen iri bi çocuktu. Derya hep saçma hikayelere konu olurdu.

“Mis gibi kokan bi ormanda yürüyorum abi. Ama nasıl anlatsam, yani bildiğin cennet gibi kokuyor mekan. Etrafta kuşlar cikcikliyor, mavi gökyüzünden kızıl yapraklar düşüyor tepeme, sanki görselliği tavan yapmış bi Güney Kore filmindeymiş gibi hissediyorum kendimi. O kadar mutluyum ki anlatamam.”

“Bi bira daha alabilir miyim,” dedi Merve Güney Kore görselliğini skine takmadan.
“Kızım bi dinle, bi hisset şu rüyayı ama ya,” diye çıkıştı Derya. Güneş henüz batmadan 3-4 bira içmişti ve sanki güneşin kızıllığını emen büyülü yanaklara sahipti. Kendi kendine cıkcıkladı ve rüyasını kaldığı yerden anlatmaya başlayacakken Merve bu sefer de sigara sarmaya başladı. Kuru kağıdı ıslak dudaklarının arasında sıkıştırdı ve Derya’ya baktı ruhsuzca. Kapkara gözleri vardı Merve’nin, içinde kaybolan maceraperestlerin çığlıklarıyla dolup taşan bir mağara gibiydi gözleri… Merve çok iyi sigara sarardı. Merve, beyine dolma saracak bi hatun değildi ve bence dünyadaki en iyi sigara sarıcısıydı! Derya, sigara içmeyi 3 gün önce sonlandırdığından, havada süzülmesi muhtemel dumanı düşünmekten kendini alıkoymaya çalışarak devam etti anlatmaya.

“Sonra abi, tüm görsel zenginliğin arasında, o cennetsi kokunun içinde, belime bağlı bi ip olduğunu fark ettim. Bi an cennetin merkezine bağlı olduğumu düşündüm. O ip kutsal bi şeylere bağlı olmalıydı. İpi gülümseyerek tuttum ve arkamı dönüm, biliyordum ki basit ip evrenin merkezine iniyordu.”
“Eee ne gördün arkanda?” dedim yapay bi meraklanmayla.
“Televizyon,” dedi Derya. “En son çıkan samsung led tv’lerden birinin altına ayaklı masa yapmışlar onu da belime bağlamışlar. İşte ben yürüdükçe o da arkamdan geliyormuş.”
“İyiden iyiye mallaştın sen Derya, bak söylemedi deme,” dedi Merve ve acımadan sigarasını yakıverdi. Dumanı içine çekti ve bıraktı, çekti ve bıraktı, çektiiiii ve bırakmadı; yuttu ve kaybolup gitti duman.
“Abi ciddi söylüyorum, led tv vardı arkamda ve Muhteşem Yüzyıl oynuyordu ekranda.”
Patlattım kahkahayı. Cennetin en ücra yerinde, havada uhrevi kızıl yapraklar dolanırken beline bağladığı televizyonda muhteşem yüzyılı izleyen Derya’yı düşündüm. Gerçekten komikti.
“Kanalı değiştirseydin bari,” dedi Merve. Derya, kimseyi sallamayan Merve’nin onun rüyasına ilgi gösterdiğini fark edince hemen bi bira daha istedi, keyiflenmişti. “Değiştiremiyorum kızım işte sorun da bu. Ne çıkarsa onu izlemek zorundaymışım ve ters ters yürüyüp bi yandan diziyi izlerken bi yandan da onu zihnimden atmak zorundaymışım.”
“O ne demek be abi?” dedim saçmalamayı ilerleten Derya’ya.
“Abi işte orası büyülü bi mekan ya, ben de zihnime hakim olup belime bağlı televizyondan kurtulmaya çalışıyorum. Anladın mı?” Doğrusunu söylemek gerekirse pek anlamamıştım, anlamak da istememiştim belki. Merve’ye baktığımda, meraklı gözlerle Derya’yı süzdüğünü fark ettim. Demek ki rüya gerçekten ilginçti ve mal olan bendim. Dinlemeye devam ettim ben de.
“Ters ters yürümeye başladım. Bi yandan Hürrem’in “ööğğlümü verin bana, çocuğumu caldiniz,” nidalarını aklımdan kovmaya çalışırken bir yandan da düşmemeye çalışıyordum. Rüyaya adım attığım cennet kokulu mekan etkisini yavaş yavaş yitirmeye başlamıştı. Zihnime hakim olamıyordum. Sonra bi an ağaçların kokusunu çektim içime ve her şey karardı. Ekrandaki Hürrem yok oldu. Başardım zannederek mal mal sırıttım gökyüzüne.”
“Eee başaramadığını nasıl anladın?” diye sordu Merve.
“Ekranda gayet ağır bi porno başlayınca fark ettim,” dedi Derya sırıtarak. Merve, kaşlarını havaya kaldırdı ve biraz duraksadıktan sonra birasından sert bi yudum aldı.
“Abi dayanamadım inanamasın, sanki bi şeyler beynimi ele geçirdi ve olan oldu işte.”
“Yuh be abi!” dedim. “Cennetin ortasında tohumlarını mı saçtın yani, hem de beline bağlı bi televizyonda porno izleyerek. Bu mudur?” O sırada Merve Derya’nın ensesine bi tane patlattı. “İğrençsin abi farkındasın değil mi?”
“Kızım ben de farkındayım ama bak bununla da bitmedi. Ekrandaki kadını yalayıp yutan şerefsiz işi bırakıp bana döndü ve ilk sınavdan kaldın, dedi. İkinci sınavın için hazır mısın diye sordu. Tamam falan dedim kekeleyerek. İkinci sınavım neymiş biliyor musun abi?”
Ne Merve’den ne de benden ses çıktı. İkimiz de bu saçma rüyanın içinde bi yerlerde kaybolmuştuk sanki.
“Adam beni ekranın içine çekti ve biraz önce takıldığı hatunu, içinde bulunduğu kötü hayatından kurtarmam gerektiğini söyledi. 2. görevim son derece yetenekli bir porno oyuncusunu Hatay’daki ailesine teslim etmekmiş, ailesi onu yıllardır bekliyormuş.”
Derin bi sessizlik oldu. Biramdan sert bi yudum alıp Merve’ye baktım sonra bi anda yarıldık biz. Ama nasıl gülüyoruz. Biralar falan döküldü yerlere. Hatay ne be abi? Porno yıldızını ekrandan içeri girmek suretiyle Hatay’daki ailesine teslim etmek nasıl bir görev!? Bu nasıl bir rüya? Derya daha anlattı, daha çok saçmalamış rüyası, paralel evrenlere falan kaymıştı ki zorla susturduk adamı.
Derya sana sesleniyorum, dur ya düşündüm de seslenmiyorum ulan, zaten yeterince vaktimi çaldın!

görsel
Öperim hepinizi…

3 Mayıs 2011 Salı

dünyanın içinde ama insanların pek bi uzağında ..

Resim de koyayım dedim ama haber sinirlerimi bozdu sonra sokarım dedim resmine! Habere gel!

Güzide memleketimde çalımlar, şutlar, goller üst üste! Devlet attı 2-0 oldu!

Henüz yasaklı kelimeler sarsıntısını üzerimizden atamadan şimdi bir de internetin ölüm haberi geldi. Aniden ve acı geldi ama!

Ağustos ayında yürürlüğe geçecek olan yasayla artık devlet nereye isterse sadece oraya girebileceksiniz. Evet, yanlış duymadınız; gireceğiniz deliği de devlet büyükleri seçiyor. Siz sadece girme işlemini yapıyorsunuz. O da pek zor olmasa gerek,e bu ne rahatlık, sevinmelisiniz!

Çin, Tayland, İran gibi aşırı baskıcı ülkelerde kullanılan sistem artık Türkiye’de.  böyle yazınca sanki süper bi sistem gelmiş gibi durdu değil mi? Son yenilikler artık Türkiye’de!! Yeterince bekledik ama sonunda ona ulaşabileceğiz… Yoo hayır, hiç de öyle değil maalesef. Devlet baba elinde kırbacıyla interneti de yola getirmeyi bildi sonunda. Uslu uslu gireceksiniz artık internete çocuklar. Babanızın sözünden dışarı çıkmayacak, ananızın tarhana çorbasını içerken usul usul gezineceksiniz ağlarda. Tabii ki belirlenen ağlarda.

Bu filtreleme sistemi zaten kullanıyordu ama “istendiği takdirde” şimdi ise büyüklerimiz bunu ite kaka zorunlu hale getirmişler. Yani onların dediği doğrudur olayı bu! Bakınız günden güne nasıl da demokratikleşiyoruz. Hatta öyle bi demokratikleştik ki, artık interneti bile devletin uyguladığı süzgeçten geçerek kullanabileceğiz. O, gir derse girecek yok girme bu sayfa aşırı “sanat” içeriyor derse uzak duracağız! Böyle demokrasiye can kurban! Haa demokrasi demişken, bu filtre sistemi youtube vs gibi sayfaları de hiç sevmiyor yani youtube’u artık unutabilirsiniz. Dns falan yalan oldu. Gerçi başbakn da söylüyordu ben değiştirip giriyorum diye. Bu filtre sistemini de çökertebilirse belki bize de öğretir biz de gireriz bi şekilde.

Bu tarz hareketler kısaca şöyle açıklanabilir efenim. İçki kötüdür ve içki içen kaza yapar, o zaman içki yasaklansın! Sigara öldürür, sigara yasaklansın! Yüksek ses sağır edebilir, barlar yasaklansın! Aşk kalp çarpıntısı yaratabilir, aşk yasaklanın. Sex istenmeyen çocuklara sebebiyet verebilir sex yasaklansın! Düşünmek bazen sakıncalı olabilir, düşünmek yasaklansın! Yaşamak sıkıcı olabilir, yaşamak yasaklansın!

Yani demem o ki, bi kaç sene sonra hepimiz yeşerip filiz vermeye başlayacağız zira ottan pek bi farkımız olmayacak gibi. Dünyanın içinde ama insanların pek bi uzağında olacağız! Yeni olan her şeyin uzağındaki saksımızda ne güzel muhabbetler çeviririz, diyen varsa uzasın hemen, sevmem sizi..

Öperim hepinizi…

Bunu sevdiyseniz aşağıdakilere bitersiniz!

Related Posts with Thumbnails